20 Ekim 2012
Hücum tamam, savunmaya devam
12 Ekim 2012
Başlangıçlar önemlidir... Bizde iyi başladık...
26 Ocak 2012
Ülker Sports Arena'ya galibiyetle "Merhaba" dedik
Öncelikle maçın düşük skorlu geçmesinden başlamak istiyorum. EA7 Emporio Armani için bu çok büyük bir engel olmasa da normal sezonu 78.5 sayı ortalamasıyla oynayan Fenerbahçe Ülker için bu epey düşük bir skor oldu. Elbette ki bunun bazı nedenleri vardı. Öncelikle yeni salon bu konuda ilk sırayı almakta. Yeni bir salon, yeni tribünlere karşı, taraftarında ilk kez organize olduğu bir maçta çok yüksek bir skor beklemek açıkçası çok ütopik olurdu. Üstelik salonun yeni açılmış olmasından dolayı potalarında oldukça sert olması da bu duruma sebep oldu. Diyeceksiniz ki; "potanın serti, yumuşağı mı olur?" Evet, olur efendim. Özellikle yeni potalarda çember hiçbir darbeye (smaç vb.) maruz kalmadığı için oldukça serttir ve atılan her topta çemberde esneme olmaz. Ancak zamanla bu potada basketbol oynandıkça, çember esnemeye başlar. Esneklikten kasıt atılan toplar çembere her çarptığında çemberde belli bir miktar esneme olacağından skor üretmek kolaylaşır. Ancak dünkü maçta potalar oldukça sert olduğundan birçok top normalde pota önüne düşmesi gerekirken potadan oldukça uzak ve kenarlara düştü. Çemberde esneme olmadığı içinde çembere çarpan her top hız kaybedeceğini sertliğin etkisiyle hız kazanıp potadan geri döndü. Elbette ki oyuncularımızın da henüz potalara tam olarak alışık olmaması da skorun düşük kalmasında önemli bir rol oynadı.
Gelelim maçın değerlendirmesine. Tüm bu etkenleri göz önüne aldığımızda maçın dengeli ve başa baş başlaması beklenen bir durumdu. EA7 Emporio Armani belki de şu anda Euroleague'deki takımlar arasında CSKA Moskova'nın ardından en çok kariyere ve yıldız oyuncuya sahip olan takım olmasına karşın çok dağınık ve takımdaşlıktan uzak bir görüntü çiziyordu. Ancak dün akşamki maçta biraz olsun kendilerini toparlamış olarak gördüm. Ancak şu çok açık ki coach Sergio Scariolo ile takımın yıldızları arasında ciddi bir güvensizlik sorunu var. Bu takımın olması gereken seviyesinden çok daha gerilerde gözükmesine neden oluyor. Biz ise maça yeni salonun vermiş olduğu moral ve istekle hızlı başladık. Ama hücumda topu bir türlü öldüremedik. Karşılıklı basketlerle geçen maçın ilk periyodunu Bojan Bogdanovic'in serbest atışlardan bulduğu sayılarla 2 sayı önde tamamladık.
İkinci periyot son periyoda oranla daha skorlu geçti. Ancak şunu göz ardı etmek olmaz; ilk yarı boyunca yanlış hatırlamıyorsam sadece 3-4 tane asist yaptık. Milano 7-8 tane olması lazım. Bu kendi evimizde oynadığımız bir maçta yapılmaması gereken çok düşük bir yüzde. Özellikle bu sezon guard pozisyonundan çok fazla katkı alamıyoruz asistlerde. Curtis'ın oyun kurma gibi bir opsiyonu ne yazık ki yok. Topu eline aldı mı kendine bire bir yaratıp potaya gitmeyi seven bir oyuncu. Roko'da keza aynı şekilde çok fazla topla oynamayı seven bir guard. Ancak Roko için ufak bir parantez açmakta fayda var. Dün akşam asist ve serbest atışlarda kötü olsa da çok akıllı bir oyun oynadı. Sakatlık dönüşü skor anlamında iyi verim vermesi sevindiriciydi. Hakkını yememek lazım. İkinci periyoda tekrardan dönecek olursak maç boyunca olduğu gibi yine karşılıklı basketlerle ve hücumdan karşılıklı boş dönmelerle geçti. Ancak periyot sonunda Kaya'nın dışarı çıkan topu uçarak oyuna sokması ve atağın sonunda Ukic'in bulduğu üçlükle soyunma odasına önde gitmemiz dün akşamın en güzel hareketiydi. Kaya belki çok fazla skor katkısı vermiyor ama savunmada Vidmar ile birlikte çok büyük efor sarf ediyor ve yüreğini koyuyor.
Üçüncü periyotta ne hikmetse ilk yarıda olduğu gibi yine Marko Tomas'ın turnikesiyle başladı.. Ancak bu periyotta Mancinelli-Fotsis ve (nedense her rakibimizin skor anlamında en kötü oyuncusu hep bize karşı yıldızlaşır :S) Mason Rocca ile sayılar bulan Milano bizim skoru açmamıza bir türlü izin vermedi. Taraftar desteğini de arkasına alan takımımız sonraki bölümde savunma direncini artırıp arka arkaya isabetlerle farkı 6’ya çıkardı ancak yukarıda saydığımız oyunculardan gelen skor katkısı farkın açılmasına engel olunca üçüncü periyodu sadece üç sayılık farkla önde tamamladık.
Maçın final periyodunun ilk dakikalarında Bojan Bogdanovic ve Emir Preldzic ile üstünlüğümüzü koruduk. Kaya'nın hücumda bitirdiği sayı ile farkı 6’ya yükselttik. Bu dakikadan itibaren yine sert savunmaya başlayan takımımıza karşı İtalyan temsilcisinin Fotsis’in uzak mesafeli atışı ile bulduğu sayı maça tutunmalarını sağladı. Ancak Kaya ve Emir ikilisini hücumda da iyi kullanıp farkı 8 sayıya kadar açmıştık. Tam artık bu iş burada bitiyor. Vurup geçeriz diye düşünürken arka arkaya yediğimiz 5 sayı ve kontrolsüz hücumlarımız farkın yine erimesinde önemli rol oynadı. Maçın son anlarında yine klasik Fenerbahçe izledik. Koç Spahija'nın molada çizdiği oyunu gerçekleştiremedik. Emir'in topu alması gerekirken Tomas'a verdik topu. Tomas zamanı eritip içeriye yüklendiğinde ise çok ama çok yanlış bir tercihle topu potaya atmak yerine Kaya'ya pas vermeyi seçti ve atış kullanmadan süre doldu. Bu şu demek oluyordu: EA7 Emporio Milano'ya on hücum için 3.7 saniye süre verdik. Son topu yine iyi savunamadık, boş atışı verdik rakibe ama artık yeni salonun açılışından olsa gerek şans bu gecelik bizden yanaydı ve top çemberi dolaşıp çıkınca 2 sayılık farkla sahadan galibiyetle ayrıldık. Spahija'nın maç sonlarındaki etkisizliği artık sabır taşırmaya başladı. Yine çok kritik bir hücumu değerlendiremeyip, rakibe son topta boş atışı verdik. Bu maçta canımız yanmadı ama Top 16'dan ilerisini hedefliyorsak özellikle maç sonlarını daha iyi oynamamız gerekiyor.
Oyuncu performanslarına gelecek olursak; ilk önce Bojan Bogdanovic ile başlamak gerekiyor. Normal sezonda iç sahada 8.4 deplasmanda ise 16.1 sayı ortalaması ile mücadele etmişti. Dün akşam yeni salonda oynamanın vermiş olduğu heyecan ve hırsla Bojan deplasmanlarda gösterdiği performansı bu kez ev sahibi olduğumuz maçta gösterdi. Maçta attığı her sayıdan sonraki hareketleri bu maça çıkarken kendini ne kadar iyi hazırladığının ve hırsının bir göstergesiydi. 17 sayıyla maçın ve takımımızın en skorer oyuncusu oldu. Daha da önemlisi takımımız adına hücumda sorumluluk alınması gereken zamanlarda o sorumluluğu aldı ve çok kritik basketlere imza attı. Dün akşamın bir diğer başarılı ismi Roko Ukic oldu. Yukarıda kısa olarak bahsettiğim gibi asist ve serbest atışlar dışında gayet başarılı bir maç çıkardı. Hücumda çok akıllı hamlelerle potaya gitti. Rakibi faul sıkıntısına soktu. 16 sayıyla çift haneli sayılara ulaşan son oyuncumuz oldu. Bu maçla ilgili coach'a da değinmek istiyorum. İkinci yarı Oğuz ve Vidmar'a bir saniye bile süre vermedi. Oğuz ilk yarıda bana göre gayet iyi bir performans ortaya koymuştu. Belki bu maç için savunmada iyi bir ikili olan Kaya-Gist kombinasyonunu bozmak istemedi ama bu oyunculara da yer vermesi gerektiğini düşünüyorum. Dün akşam unutkanlıkla ilgili coach'u eleştireceğim en önemli konu Engin Atsür meselesi. Ukic'in yorulduğu zamanlarda oyuna giren Curtis'ın hücum anlamında hiçbir şey üretmemesine rağmen Engin gibi bir oyuncuyu sahaya sürmemek anlatılabilir bir durum değil. Üstelik Roko ve Curtis'ten hiçbir asist katkısı da alınmamışken kenarda asist potansiyali ve oyun kurma zekası üst düzey olan bir oyuncuyu oturtmak izah edilebilir bir durum olamaz. Ancak sakatlığı varsa o zaman bu eleştirim için özür de dilemesini bilirim ama maç boyunca Engin'le ilgili hiç bir sakatlık haberi duymadım. Maç öncesi de ısınırken hiçbir problemi yoktu. Spahija'nın artık takımdaki oyuncuları iyi tanımasının vakti geldi de geçiyor bile. Curtis'le hücum kuramadığımızı gördüğü halde Engin'i kenarda oturtması bana göre Spahija'nın Engin'i tanımadığı anlamına geliyor.. Potansiyali yüksek olan bir oyuncuyu sakatlık sorunu yoksa sahada oynamaması zarardır.
İyisiyle kötüsüyle bir maçı daha kazandık ve Top 16'daki ilk galibiyetimizi aldık. Oynanan oyun genel olarak pek tatmin etmese de herşeyin ilklerinin yaşandığı bir akşamda bunu doğal karşılamalıyız. Dün akşam @FBahceUlker_ twitter adresinden yayınlanan maçın ilklerini ben de buraya ekleyip yazımı tamamlamak istiyorum. Yeni salonla ilgili yazımı daha sonra yazacağım. Hepinize basketbolla dolu günler diliyorum.
- Fenerbahçe Uluslararası Spor Kompleksi Ülker Sports Arena'da ilk basketi oyuncumuz Marko Tomas attı. (İlk Periyot, 09:45)
- Fenerbahçe Uluslararası Spor Kompleksi Ülker Sports Arena'da ilk serbest atıştan basketi Takım Kaptanımız Ömer Onan attı (İlk Periyot, 01:32)
- Fenerbahçe Uluslararası Spor Kompleksi Ülker Sports Arena'da ilk üç sayılık basketi EA7 E.Armani'den Drew Nicholas attı. (İkinci Periyot, 09:35)
23 Aralık 2011
Liderlik bu kulübün genlerinde var
Turkish Airlines Euroleague'in 10. haftasında Fenerbahçe Ülker Basketbol Takımımız Top 16 için çok kritik bir maça çıktı. Bu sezon Euroleague'de kendi sahasında hiç yenilmeyen ve potasında 69 sayıdan fazla sayı görmeyen Bennet Cantu'ya konuk olduk. Bu maç bizim için ya tamam ya devam maçıydı. Karşılaşmanın büyük bir bölümüde tahmin ettiğimiz gibi başa baş gitti. Son periyotta tecrübemizi ve fizik avantajımızı iyi kullanmamız sayesinde bu ölüm kalım maçından 83-76'lık skorla galip gelmeyi başardık ve adımızı Top 16 gruplarına yazdırdık. Gescrap Bilbao'nun kendi evinde Caja Laboral'i yenmesiyle birlikte, Sarı-Lacivertli Ekibimiz Top 16'ya grup lideri olarak gitme hakkı elde ettik. Grup liderliği bize Top 16 kuralarına 1. torbadan katılma hakkı kazandırdı.
Daha öncede söylediğim gibi dün akşam oynanan maçın büyük bir bölümü başa baş gitti. İlk periyoda 5-0'lık Cantu serisiyle başlanmışken, ardından oyuncularımızdan gelen iyi savunma ile 10-0'lık bir seri yakaladık ve skorda üstünlüğü ele geçirdi. Bu seride en büyük pay şüphesiz Emir Preldzic ve Gasper Vidmar'ındı. Cantu pota altını kullanarak yaptığımız hücumlar bize sürekli avantaj sağlamaya başladı. Fakat periyodun sonlarına doğru hücumdaki skorerliğimizin kaybolması ve ilk yarının en kötü yüzdesi olan dış atışlara yönelmemiz farkın azalmasına neden oldu. Periyot sonunda Curtis'in basket faulü ile öne geçen takımımız ilk periyodu 1 sayılık farkla önde tamamladı.
Düşük skorlu geçeceğe benzeyen maçın ikinci periyodu da ilk periyottan farksızdı. Periyot boyunca karşılıklı basketlerle geçilmesi iki taraf adına da farkın açılmasını engelleyen en büyük faktör oldu. Bu periyotta Cantu'nun dar hücum rötasyonundaki en büyük silahı olan dış atış hücumlarını uzunlarımızın yardımıyla minimum seviyeye indirmeyi başardık. Fakat bu seferde ikili oyun savunmasında rakibe verdiğimiz boş alanlardan sayılar yememizi engelleyemedik. Hücumda ise Cantu pota altını çok etkili bir şekilde kullanmaya bu periyotta da devam etti. Cantu takımı yaşlı ve yavaş ayaklı oyunculardan oluşmasının dezavantajını bu maçta bizden fazlasıyla çekti. Pota altında oyuncularımızı durduramayınca da faul yapma yoluna gittiler. Kısa oyuncularımızın da pota altı penetrelerinde etkili olmasına rağmen bireysellikten bir türlü vazgeçemememiz farkın açılmasına engel oldu ve devre 31-31 berabere sonuçlandı.
İkinci yarıya da Cantu üç sayılık atışlarda bulduğu isabetlerle başladı. Biz ise maçın başından beri uyguladığımız rakibin en zayıf bölgesini işlemeye devam ettik. Onlar üç sayı isabeti buldukça bizde rakip pota altından isabet bulduk ve oyunu sürekli başabaş götürdük. Bu dakikalarda Oğuz'u hücumda çok iyi kullanan takımımız her hücumda ya sayı buldu ya da faul çizgisine gitti. Cantu'nun zaten dar rotasyonda oynamasına birde çok fazla faullü oynamaları eklenince oyuncu değişikliği sayıları da arttı. Neredeyse her hücumumuzda faul yapmaları önemli oyuncularını zor durumda bıraktı. Bu periyotta da çok iyi savunma yaptık. Kaya'nın ve Gist'in savunmadaki büyük gayreti ve çabaları bize büyük katkı sağladı. Bu periyotta karşılıklı basketlerle 55-55 beraberlikle tamamlandı.
Herşeyin belli olacağı son periyoda coach Spahija, Engin'i ilk beş olarak başlattı. Bu maça kadar Euroleague'de 1 saniye bile süre alamayan Engin bu maçta çok kritik bir görev üstlendi. Ardarda bir penetre basketi ve bir de üçlükle skora 5 sayılık bir katkı yaptı. Savunmada da gayretli oyunu ile bu maçta coach'a "Seni daha önce oynatmamam hataymış" dedirtti. Bu seri ile morallenen takımımız hücumda da rakibine sayı şansı vermeyip Bojan Bogdanovic'le basket-faul'den bulduğu üç sayı ile 8-0'lık bir seriyle başladı kader periyoduna. Ancak bu dakikadan sonra İtalyan ekibi Markoishvilli’den 3 sayılık bir isabet bulmuşken topu pota altından oyuna çıkartırken yaptığımız top kaybı ile Shermadini’nin basketleriyle skor 61-63’e geldi. Tam rahatlamış, bu iş olacak demişken yine bir girdaba sürüklendik. Ancak oyuncularımızın bu kritik anda farkın azalmasına rağmen morallerini bozmamaları ve aynı konsantrasyonla mücadeleye devam etmeleri kaosa gidebilecek bir maçı tekrardan bize getirdi. Son beş dakika içerisinde Bojan Bogdanovic'in sorumluluk alması ve uzak mesafeden bulduğu kritik üçlük ile tekrar havaya giren takımımız, Oğuz ile basket-faul kazanmaya devam etti. Pota altında Gist ile muazzam anlaşan Oğuz, bir de Gist'e alley-opp pası vererek güzel oyununu bir de jeneriklik bir hareketle süslemiş oldu. İlk yarıda 0/3 üç sayı isabetiyle oynayan takımımız ikinci yarı 5/9 isabetle oynadı. Bundaki en büyük etken de ilk yarıda pota altından çok fazla sayı yiyen Cantu'nun ikinci yarıya pota altına yaslanarak başlaması ve bunun sonucunda dış şutörlerimizin boş kalmaları oldu. Bu önemli mücadeleyi son periyottaki akıllı ve üstün oyunumuzla 83-76 kazanmasını bildik ve adımızı Top 16'ya yazdırdık.
Bu maç için ilk parantez Engin'e açılmalı. Bu maçta gösterdi ki bu takımda Euroleague rotasyonuna girebilecek kaliteye fazlasıyla sahip. Bunu zaten bizler biliyorduk ama bu maçtan sonra coach Neven Spahija'da görmüştür. Son zamanlarda Curtis'ın da formunu yakalaması kısa rotasyonumuza çok büyük bir zenginlik kazandırdı. Oğuz ise dün akşam hem savunmada hem hücumda çok istikrarlı oynadı. Ayak çabukluğunu, Cantu uzunlarına karşı çok iyi kullanan Oğuz, dün akşam kullandığı serbest atışların tamamında (9/9) isabet sağladı. Uzun bir oyuncu için serbest atışlarda bu yüzde inanılmaz bir istatistik. Ayrıca hücumda aldığı 5 ribaund ile de çok önemli bir istatistiğe daha imza attı. Dün akşamda 21 sayı, 5 ribaund ve 1 asist ile 27 verimlilik puanı alarak Euroleague'de 10. Hafta'nın en verimli (MVP) 5. oyuncusu oldu.
Gist ve Bogdanovic'e de kısaca değinmek gerek. Bogdanovic çok kritik anlarda sorumluluk alarak 2 tane önemli üç sayılık isabet buldu. Ayrıca pota altında birebirleri çok iyi oynadığı bir maçta 3/6 iki sayılık atış, 3/4 üç sayılık atış, 4/5 serbest atış ortalaması ile oynadı. Bu maçta skorer kimliğini konuşturdu Bogdanovic. Gist ise belki çok fazla istatistiki bir katkı yapmadı ama özellikle savunmadaki inanılmaz bezdiriciliği ve hırsıyla takımın görünmeyen yıldızı oldu. Ukic'te bu formunu umarım devam ettirir. Dün gece o alışkın olduğumuz Ukic'i bizlere izlettirdi.
Sonuç olarak çok kritik bir maçı kazanmasını bildik ve bu galibiyet ile sadece Top 16 biletini değil, grup liderliği avantajını da elimize geçirdik. Şimdi 28 Aralıkta çekilecek kurayı bekleyeceğiz. Orada da kura şansı yanımızda olur ve dişe diş rakipler gelirse Final-Four yolundaki avantajımızı çok iyi kullanırız. Bu arada Euroleague'e verilecek olan yaklaşık 1 aylık arayı da iyi değerlendirip, Mirsad'ın da takıma döneceğini varsayarak iyi hazırlanıp, geçen sezon Top 16'da yaşadığımız şanssızlıkları bu sezon yaşamadan Top-8'e kalırız inşallah.
Bizlere bu büyük gururu yaşatan Oyuncularımıza ve Teknik Heyetimize, 30 Aralık Cuma günü Sinan Erdem Spor Salonu'nda oynanacak olan Galatasaray Medical Park maçında salonda boş koltuk bırakmayarak, tezahüratlarımızla teşekkür etmeliyiz..
Şimdi Sıra Fenerbahçe Taraftarında.. 30 Aralık Cuma günü Sinan Erdem "Şampiyon Fenerbahçe" tezahüratlarıyla inlesin...
16 Aralık 2011
Beklediğimiz senaryo bu değildi!!
Fenerbahçe Ülker Basketbol Takımımız, Turkish Airlines Euroleague 9. Hafta maçında dün akşam Sinan Erdem Spor Salonu'nda Gescrap Bilbao'yu konuk etti. Maça Top 16'yı garantileme parolasıyla çıkan takımımız ne yazık ki amaçladığının aksine ortaya koyduğu kötü oyunla sahadan 70-80'lik skorla mağlup ayrıldı. Aldığımız bu mağlubiyet hem Top 16'ya kalma iddiamızı son maça bıraktı hem de Bilbao'ya ikili sayı avantajını verdi.
Maça hiç beklediğimiz gibi başlayamadık. Oysaki taraftar desteği ve saha avantajına, son zamanlardaki iyi oyunumuz ve sahadaki mücadeleyi bırakmayan yapımızda eklenince maça çok daha iyi başlayacağımızı ve rakibin umutlarını henüz maçın başında kıracağımızı tahmin ediyordum. Fakat durum bunun tam tersi oldu. Bilbao son şansının olduğunun bilinciyle sahaya çıkmıştı. Her topu akıllı kullanmaya çalıştılar ve bunda da oldukça başarılıydılar maç boyunca. Biz ise ilk periyoda sert savunmadan uzak, rakibine kolay sayılar veren bir takım görüntüsünde başladık. Bilbao'nun savunmada pota altını çok iyi kapatması bizi dış atışlara zorladı. Ne yazık ki bu alanda da oldukça kötü geçirdiğimiz bir maçı ilk periyotta rakibin kontrolüne verdik. Tüm bu olumsuzluklar sonucunda ilk periyodu kendi sahamızda ve seyircimiz önünde 14-25 geride tamamladık. Bu skor belki ilk periyot için telafisi olabilir olarak görülse de aslında önemli olan bir sonucu doğurdu: Biz bu skorla, Bilbao'yu bizi yenebileceklerine inandırdık.
İkinci periyoda daha inançlı başlayan taraf Bilbao oldu. Tam biz Emir ve Gist ikilisiyle toparlandık, maçı dengeliyoruz derken savunmadaki sertliğini yine unutmamız Bilbao'nun pota altımızdan etkili hücumlar yapmasına ve sayılar üretmesine neden oldu. Herhalde koç baktı ki savunmada bocalıyoruz, hemen savunma sertliği için Vidmar ve Kaya ikilisinden yararlanmayı tercih etti. Belli bir süre Spahija'nın planı işe de yaradı. Savunmamızla 7-0'lık bir seri yakalayıp farkı 6 sayıya kadar indirmeyi başarmış ve rakibe de mola aldırmıştık. Tam herşey tekrardan yoluna girdi maçın kontrolü bize geçiyor derken D’Or Fisher ve Janis Blums ile mola dönüşü sayılar bulan Bilbao yine farkı açtı ve soyunma odasına 11 sayı farkla 33-44 üstün girdi.
Üçüncü periyodun ilk başları ise tam bir kabus olarak geçti. Biz devre dönüşü farkı kapatırız, oyunu dengeleriz diye düşünürken sahadaki oyuncularımız bundan uzak bir görüntü sergilediler. Maç başından beri sürekliliğini sağlayamadığımız katı savunmanın yine yokları oynadığı bölümde Bilbao; Blums, Hervelle, Jackson ve Mumbru dörtlüsüyle yakaladığı 10-1’lik seriyle farkı 20 sayıya çıkarttı. Bizim aleyhimize olan 20 sayılık bir farkı ben Sinan Erdem'de, ne geçen sene ne de bu sene görmemiştim. Oyun kurucularımızın tıkandığı bu dakikalarda kenarda bekleyen Engin acaba ne zaman oyuna girecek diye beklerken, koç yine ona Euroleague'de şans vermedi. Farkın 20'ye kadar çıkmış olması takımda belki de bir tek Emir'i etkilemişti. O dakikalarda sazı eline alan Milli Oyuncumuz ard arda bulduğu 7 sayı ve savunmadaki tek başına direnciyle hem sayı farkını azaltmış hem de taraftarı az da olsa oyunun içine sokmayı başarmıştı. Ama sadece Emir'di bunu yapan.. Takımdaki diğer oyuncular ne yazık ki farkın verdiği moral bozukluğuyla oyundan iyice düştüler. Bu düşme özellikle de savunma ribaundlarımıza çok yansıdı. Bilbao her başarısız atışından sonra aldığı hücum ribaundlarıyla sayılar bulmaya devam etti. En azında son periyoda farkı azaltabileceğimiz en iyi duruma getirelim derken kullandığımız acemice toplar ve yapılan basit hatalar, Bilbao'nun boş döndüğü hücumların sonlarında bizimde sayı bulamamamıza neden oldu. Ve son periyoda 17 sayılık bir farkla 50-67 mağlup girdik.
Açıkçası oynanan oyunu gördükten sonra son periyoda maçı kazanacağımıza olan inancımız kırılmış olarak başladık. Bilbao arka arkada 6 hücumdan boş dönerken biz bu şansı 6 hücumdan sadece 2'sini sayıya çevirerek değerlendirmiş(!) olduk. Oyuncularımızın tereddütlü atışlar yapması ve Ömer Onan'ın da elindeki problem nedeniyle son periyotta oynayamaması farkı kapatmaya yetmedi. Son periyotta Emir ile sayılar bulmuş olsakta, Emir'e yardım edecek bir başka oyuncu çıkmayınca takımda, maçta 70-80 Gescrap Bilbao üstünlüğüyle sona erdi. Bu mağlubiyet bizi; maç öncesi liderlik hayalleri yaparken, maç sonu gruptan çıkalım yeter deme noktasına getirdi.
Maç sonu Emir'in de dediği gibi çok ama çok kötü bir oyun oynadık. Bilbao kadar maça konsantre olamadık. Koçun yine kafa yoran tercihleri ve bazı oyuncularımızın saç baş yolduran performansları bu yenilgiye zemin hazırladı. İlk önce coach Spahija'ya bir sitemim olacak. Yahu senin bench'inde Engin Atsür gibi Türk Basketbolu'nun bana göre son zamanlarda yetiştirdiği ve Milli Takıma kadar yükselmiş çok önemli bir oyuncusu varken neden ona süre vermezsin? Bu çocuk sakatlanmadan önce Milli Takımın Kerem Tunçeri'den sonraki ikinci guardıydı. Bu maçta süre vermeyeceksinde ne zaman vereceksin coach? Ukic'in maçın genelinde yokları oynaması sadece Curtis'in savunmada ve hücumdaki direnciyle oyun kurucu katkısı aldığımız bir maçta Engin'in süre almamasını açıkçası doğru bulmuyorum. Engin'in oyun zekası bana göre Ukic'ten de yüksek.. Bu potansiyele sahip bir oyuncunun kenarda oturması benim kabul edebileceğim bir durum değil. Kimse kusura bakmasın.. Sakatlıktan dönen Marko Tomas'ın bile direk süre aldığı bir maçta Engin'in almaması anlaşılır gibi değil. Bu arada Marko'nun dönmesine çok sevindim. Oyunda kaldığı sürece özellikle savunmada iyi bir oyun ortaya koydu. Tuttuğu rakip oyuncuyu sahada kilitlemeyi başardı. Dün gecenin Emir'den sonra belki de en sevindirici olayı Marko'nun tekrardan aramıza dönmesi oldu. Umarım bir daha böyle bir sakatlık sorunuyla karşılaşmaz. Takıma hoşgeldin Tomas...
Bir diğer sitemin de Oğuz Savaş'a. Ya anlaşılır gibi değil. Bir oyuncu oyuna girdikten sadece 45 saniye sonra nasıl olurda faul problemine girer? 45 saniye ya 45 saniye!!! Altyapıda oynayan bir oyuncuyu koysanız o an sahaya, inanın ki o süre içerisinde faul problemine girmez. Oğuz, kalıbına oranla zaten çok yumuşak bir oyuncu. Birebirler de kolay geçiliyor ama sürekli faul problemine girmesi takıma büyük zarar veriyor. Dün akşamki kritik maçta sadece 8 dakika süre almasının tek sebebi bu..
Şimdi son hafta deplasmanda oynayacağımız Bennet Cantu maçı kaderimizi belirleyecek. Eğer haftaya Cantu'yu deplasmanda yenersek gruptan kesin çıkıyoruz. Hatta biz kazanıp, Bilbao'da evinde Caja Laboral'i yenerse gruptan lider olarak çıkıyoruz. Ama biz Cantu'ya yenilir, Bilbao yine Caja Laboral'i yenerse bu sefer ilk dört dışında kalıp eleniyoruz. Eğer biz yenilip, Caja Laboral'de deplasmanda Gescrap Bilbao'yu yenerse yine biz gruptan çıkıyoruz ama dördüncü olarak. Haftaya biz kazanıp, kendi göbek bağımızı kendimiz keselim, sonra diğer maçın skoruna bakarız. Ama kaybetmek demek ipleri başkasının eline vereceğimiz anlamına geliyor ve bu bizi hiçte memnun edecek bir senaryo değil.
8 Aralık 2011
Curtis & Gist A.Ş. gururla sunar
Turkish Airlines Euroleague 8. hafta mücadelesinde Fenerbahçe Ülker Basketbol Takımımız deplasmanda SLUC Nancy ile karşılaştı. Geçtiğimiz hafta yakaladığımız liderliğimizi sürdürme ve normal sezon maçlarının bitmesine iki maç kala grubu ilk iki içerisinde bitirmemiz için büyük önem taşıyan maçta, Sarı-Lacivertli Ekibimiz harika bir basketbol ile Nancy'i 20 sayı farkla 73-53 mağlup etti ve gruptaki liderliğini sürdürdü. Bu mücadeleyi kazanarak önemli bir avantaj elde eden Fenerbahçe Ülker Basketbol Takımımız ayrıca rakibini bu sezon Fransa’da deviren ilk takım oldu.
Peki Sarı-Lacivertli Ekibimiz neleri doğru yaptı da, bu zor geçmesi beklenen mücadeleyi ilk dakikasından son dakikasına kadar üstün oynayıp 20 sayılık bir farkla galibiyete ulaştı? Bugün maçın tek tek periyotlarındaki oyunumuzu değil de maçın genelinde nasıl oynadığımızı aktarmaya çalışacağım. Bu maç için takımımızın yaptığı doğrularda şöyle sıralandı:
1- Öncelikle SLUC Nancy ile başlamamız gerek. NBA'de lock out'ın bitmesi sonucunda takımın bu sezonki en büyük silahı olan Nicolas Batum bildiğiniz gibi NBA'e geri döndü. Fenerbahçe Ülker maçıda Batumsuz Nancy'nin Euroleague'de çıktığı ilk maç oldu. Ve şu görüldü ki Batum'un takımdan ayrılması Fransız temsilcisini tahmin ettiğimden de kötü etkilemiş. Adeta bir anda 3-4 seviye gerilemişler. Hücumda Batum'un eline bakan, Euroleague'in Batum oynarken bile, en az üç sayı isabetiyle oynayan takımı olan Nancy, Batum'u kaybettikten sonra daha da gerilemiş. Bu da takım olma yolunda gayet iyi bir aşama kaydeden takımımız için maçı oldukça kolaylaştırdı.
2- Oyuncularımız maçın içerisinde zaman zaman düşüşler yaşasa da oyunun genelini gayet iyi oynadı. Sefolosha'nın ayrılışından sonra hepimizin kafasında dolaşan "acabalar" bu maç ile silindi diyebilirim. Öyle ki bu maça kadar Euroleague'de yaptığımız asist ortalamamız 11.5 iken, Nancy maçının ilk yarısında 8 asist yaptık. Dördüncü çeyrekte ise şut yüzdemiz %85'e çıktı. Bunlar Euroleague seviyesinde gayet iyi rakamlar.
3- Dün akşam oynanan mücadelede savunmamız ise adeta hatasız oynadı. Nancy takımı her ne kadar bize oranla tecrübesiz olsa da bu tür rakiplere karşıda savunmayı gevşek bırakmadan disiplinle oynamamız en büyük artımızdı. Savunmada bire birlerde yenilmemeyi başardık. Uzun oyuncularımızın, pick'n roll savunmasındaki yardımlaşmaları ve kaymaları muhteşemdi. Bu başarılı savunmamızda meyvelerini maçın her anında verdi. Nancy'i çok sevdikleri pota altı hücumunu yapmamaya zorladık ve onların oyun anlayışlarını tamamen bozduk. Üç sayı çizgisinin gerisinden ve potaya uzak oynamaya zorlamamız zaten hücum gücü kısıtlı olan Nancy'yi iyice zor durumda bıraktı.
4- Curtis Jerrells'ta dün akşam yükselen formuna yakışan bir oyun ortaya koydu. Üçüncü periyotta farkı 1 sayıya kadar indiren Nancy'ye harika bir karşılık verdi ve adeta imdadımıza yetişti. Kullandığı her şutunu soktu. Her driplinginde ya sayı attı, yada faul aldı. Rakip pota altını Olympiacos maçında olduğu gibi çok etkili kullandı. Böyle akıllı oynamaya devam ederse hem oyun içerisinde sayı bulma opsiyonumuz artar hem de final-four için iddiamız artar.
5- Son haftaların parlayan yıldızı Oğuz Savaş dün akşamda gayet başarılıydı. Hücumda ne yapması gerekiyorsa yine yaptı fakat yine çok erken faul problemine girmesi en büyük zaafıydı. Gist ise gün geçtikçe takıma ısınıyor. Oyuna tam konsantre olarak çıktığında karşısında duracak çok az oyuncu var. Atletik yapısı ve takipçiliği muazzam bir oyuncu. Yeterki maça konsantre olsun. Vidmar ise her zaman ki gibi oyunun iki yönünde de başarılı fakat Oğuz'da olduğu gibi onda da büyük bir sıkıntı var: Erken faul problemine girmesi! Bunu düzelttiği anda çok daha yararlı olacak ve süreleri de artacak. Kaya ise savunmada yapması gerekeni gayet iyi yaptı. Ribaund aldı, blok yaptı, rakibi hataya zorladı. Kısacası uzunlarımızda, sezon başına oranla kendilerini bulmuşa benziyor. Bu da oldukça sevindirici tabiki..
6- Bojan Bogdanovic henüz Cibona'da oynadı sezonki gibi yüksek oranda bir skor katkısı yapmasa da takımın önemli bir oyuncu. Hem hücumda hemde "savunma"da. NBA'e draft olmuş bir skorer olmasına rağmen çok boş atış kaçırmaya başladı ama arkası dönük hücumlarda oldukça etkili bir oyuncu. Oyun zekası üst seviyede. Ayrıca kendisi için söylenen “savunmayı sevmez” imajını da ortadan kaldırdı diyebilirim. Koç Spahija kendisinden çok iyi bir savunmacı yarattı. Hücum vasıflarının yanına savunmayı da eklemesi onun geleceği içinde artı bir değer. Böyle oynamaya devam ederse skorunuda daha üst seviyelere çıkartacaktır.
Dün gerçekten iyi mücadele eden takımımızı bir kez daha kutluyorum. Sezon başı oynanan kötü oyundan şu anda eser yok. Sezon başına oranla gayet başarılı bir ilerleme kaydettik. Önümüzdeki hafta Sinan Erdem Spor Salonu'nda oynanacak olan Bizkaia Bilbao maçını kazanmamız durumunda son maçımız olan Bennet Cantu maçına grup birinciliği için çıkacağız. O nedenle önümüzdeki hafta oynanacak olan Bizkaia Bilbao maçına taraftarlarımızın da gereken önemi ve ilgiyi göstermesi gerekiyor. Çünkü bu takım taraftar desteğini fazlasıyla hak ediyor..
2 Aralık 2011
Taraftar desteğiyle bir başka oynuyorlar
Turkish Airlines Euroleague'in 7. haftasında dün gece Sinan Erdem Spor Salonu'nda çok kritik bir maça çıktık. Rakibimiz Yunan temsilcisi Olympiacos'tu. Müthiş taraftar desteğini arkasına alan takımımız, sahadan 86-70 galip ayrıldı. Sarı-Lacivertli Ekibimiz, Caja Laboral'in Cantu'ya yenilmesi ile birlikte üçlü averajla grupta liderliğe yükseldi.
Bu maçı sizlere biraz daha farklı yorumlayacağım. Maçı salondan izlemiş biri olarak maçın öncesine ve sonrasına da değinerek, sizlere en geniş hatlarıyla maçı yorumlamak istiyorum. Maçın ne kadar önemli olduğunu basketbolu çok az takip eden birisi bile bilir. Dün akşam salona UNIFEB'ten arkadaşlarla beraber gitmek için Davutpaşa Metro İstasyonu'nda buluştuk. Gelen metroya bineceğimiz anda dikkatimi birşey çekti. Metronun tüm vagonları neredeyse Sarı-Lacivert kaşkol, forma, mont giymiş insanlarla doluydu. İşte o anda anladım maça taraftarın verdiği önemi. Ataköy-Şirinevler durağında indiğimizde ise metronun hemen hemen tamamı boşalmış o istasyonda nereye dönerseniz dönün Sarı-Lacivert Formalı birilerini görmek, tezahüratlarını işitmek mümkündü. Hep birlikte salona doğru yola koyulduk ve yaklaşık 10 dakika süren yürüşle salona ulaştık.
Salondan içeri girdiğimizde, doğru taraftar tribünü olarak tabir edilen, basın tribününün bulunduğu pota arkasına geçtik. Salona girdiğimizde maçın başlamasına 1 saat vardı. GFB, UNIFEB, Grup CK, Vamos Bien, KFY... Fenerbahçe Tribünlerinde görmeye alışkın olduğumuz tüm taraftar grupları büyük bir katılımla salondaki yerlerini almıştı. Olympiacoslu oyuncular sahaya çıktıklarında salondan büyük bir ıslık koptu. Fenerbahçeli oyuncular ise sahaya alkışlar ve tezahüratlar eşliğinde geldi. Ardından oyuncuların isimleri tek tek söylenerek, tribüne çağrıldılar. Her zaman olduğu gibi Kaptan Ömer Onan'dan başlanıp, Emir Preldzic'le son buldu tribüne çağrılmalar.
Maçın başlamasına 10 dakika kala ise, Türkiye Özel Sporcular Derneği için kısa bir merasim yapıldı. Kaptan Ömer Onan ve salona maçı izlemeye gelen Türkiye Özel Sporcular Derneği'nin destekleriyle spora başlayan küçük bir kardeşimiz konuşma yaptılar. Ardından ise o duygusal anların yaşandığı an geldi. Sefolosha'nın son maçı olması nedeniyle sahada Şube Direktörümüz Nedim Karakaş'ın kendisine bir plaket verileceği anons edildiğinde tüm salon ayağa kalktı ve oynadığı 7 maçta takımımıza inanılmaz katkılar veren oyuncumuzu alkışladılar. Plaketin verilmesi sırasında ise tüm salon "I love you Thabo" ve "Sefolosha, Sefolosha oley oley oley" sesleriyle inletildi. Ardından kısa bir açıklama yapmak için mikrafonu Thabo aldı ve "İstanbul’u, takımı ve taraftarı çok sevdim. Kısa da olsa böyle bir keyfi yaşadığım için ve burada olduğum için çok mutluyum." dedi. Salondan yine büyük alkışlar koptu.
Bu duygusal dakikaların ardından ise maç başladı. Maça taraftar desteğini arkasına alan takımımız gayet iyi başladı. İlk dakikalardan itibaren oyunda üstünlüğü yakalayan taraf biz olduk. Özellikle pota altını iyi kullandık. Fakat hakemlerin çok kolay çaldığı fauller bizim farkı açmamızı engelleyip, Olympiacos'un skorda öne geçmesine neden oldu. İlk periyotta 1 sayılık farkla Olympiacos'un üstünlüğüyle tamamlandı.
İkinci periyoda ise kötü başladık. Olympiacos, hücumda pota altımızdan çok kolay sayılar bulmaya başladı. Bundaki en büyük etken ise pota altımızdaki o sert savunmanın merkezinde bulunan Vidmar'ı erken faul problemine sokmaları oldu. Oğuz bildiğimiz gibi ne yazık ki savunmada kalıbına oranla çok zayıf kalıyor. Oğuz'un sahada olduğu dakikalarda pota altımızdan sayılar bulan Yunan Ekibi, bu periyotta farkı 6 sayıya kadar çıkarmıştı. Fakat dün akşamki maçın iki yıldızından biri olan Curtis Jerrells'ın sorumluluk alması ve periyodun sonlarına doğru keşfettiği Olympiacos'un yumuşak karnından (pota altına penetre etmesi) sayılar üretmesi farkın açılmasını önledi. Bojan Bogdanovic'in de, bu dakikalarda skora katkı vermesi takımımızı tekrardan öne geçirdi. Periyodun sonunu iyi oynayan takımımız soyunma odasına 6 sayılık farkla önde gitmeyi başardı. İlk yarıda taraftar desteğide muazzamdı. Savunmada her ne kadar yeteri kadar ıslık olmasa da, hücum ettiğimiz anlarda söylenen besteler ve takımı ateşleyici hamleler çok yerindeydi.
Devre arasında ise salona Bayan Basketbol Takımımızın bazı oyuncuları ve Teknik heyeti geldi. Benim gördüğüm kadarıyla Takım Menajeri Didem Akın, oyuncularımız; Angel McCoughtry, Elena Babkina, Zane Tamane, Esmeral Tunçluer ve Olcay Çakır salona gelenlerdi. Özellikle Angel'in yani meleğimizin salona geldiğinde, ayağa kalkıp elindeki Fenerbahçe atkısını açması ve taraftarlarımıza eşlik etmesi bizlerin gönüllerini bir kez daha fethetti. Taraftarın sevdiği çok ender oyunculardan biri Angel.. Bu sene daha da bir sevgimiz arttı ona karşı.
İkinci yarının ilk dakikalarında hücumda istediğimiz düzeni kuramadık. Her boş döndüğümüz hücumda da potamızda sayı görünce periyodun hemen başında farkı 2 sayıya kadar indirdi Olympiacos. Fakat o dakikadan itibaren öyle bir taraftar desteği vardı ki salonda, Sinan Erdem'e yaklaşık 15-20 maça gitmiş birisi olarak dün akşamki atmosferi daha önce hiç yaşamamıştım. Taraftarın inanılmaz desteği sahadaki oyuncularımızı da ateşlemiş olacaktı ki kısa sürede toparlandık. Yanlış hatırlamıyorsam 8-0'lık bir seriyle o taraftar desteğine sahadaki oyuncularımız müthiş bir geri dönüş yaptılar. Tam herşey istediğimiz gibi giderken Vidmar'ın 5 faulle oyun dışında kalması yanımdaki arkadaşıma "Eyvah" dememe sebep oldu. Fakat o dakikalarda sahada olan Oğuz'un gerçekten iyi bir performans göstermesi biraz olsun rahatlamamı sağladı. Tam son periyoda 8 sayı farkla gireceğiz derken, Spanoulis'in dün geceki maçta çok kötü oynamasına rağmen bulduğu tek üç sayılık basket ile ve birde turnike yememizle birlikte farkı üç sayıya kadar çektiler.
Son periyoda da taraftarın "Bizler İnandık, sizde inanın, bizim için bu maçı alın" tezahüratları eşliğinde başlayan takımımız, son çeyreğin ve maçın adamı olan iki oyuncudan biri olan Curtis'ın skorer oyunuyla girdi ve skorda çift haneli sayılara ulaştı. Olympiacos bu dakikalarda farkı kapatmak için yine pota altımızdan hücumlara yönelmişti. Fakat hem bu hücumlardan boş dönmeleri, hemde hücumda bizim Ukic ve Curtis'ten ardarda sayılar bulmamız, salonda bulunan tüm taraftarlarımızı oyunun içine soktu.
Maçın başından beri bir dakika bile susmadan destek veren taraftar tribününe bu dakikalarda salondaki diğer tribünlerde eklendi. Olympiacos hücumlarında inanılmaz bir ıslık tufanı koptu Sinan Erdem'de. Ve bu yüksek ıslıktan da oldukça fazla etkilendi Yunan temsilcisi. Ardarda yapılan hatalı yürümeler, topu kontrol edememeler taraftarın oyuna müdahalesinin en güçlü örnekleriydi. Maçın bitmesine 1.12 dakika kala 11 sayı öne geçmemizle Olympiacos molası geldi. Bizlerde "Sarı, Lacivert, Şampiyon, Fener" tezahüratı yapmaya başladık. Tüm salon bu tezahürata katıldı. Benim gözüm ise Bayan Basketbolcularımızın oturduğu locadaydı. Biz bu tezahürata başladığımızda yine Angel :) oturduğu yerden ayağa kalkarak bizlerle beraber bu tezahürata eşlik etmeye başladı. Angel her "Lacivert" dediğinde, onun Fenerbahçe'yi ne kadar benimsediğini görmek benim için büyük bir şans ve gururdu. Çünkü Dünya'nın en iyi ikinci bayan basketbolcusu olarak gösterilen ve çok kısa zamanda zirveye çıkacağına kesin gözüyle bakılan bir oyuncunun bizlerle beraber Fenerbahçe tezahüratlarına eşlik etmesi gerçekten bizim için büyük bir mutluluk.
Maç zaten o dakikada bitti. Olympiacos mola dönüşü de sayı bulamadı ve o herkesin merakla beklediği an gelmişti. Salona gelen 14 bin 355 taraftar hep birlikte "Pınarbaşı"nı söylemeye başlamıştık. O anları hayatım boyunca unutmayacağım. Kapalı bir salonda herkesin hep birlikte aynı anda söylediği ve aynı anda zıpladığı bir besteydi bu ve ortaya çıkan görüntüde inanılmaz derecede harikaydı. Kazandığımız her maçın sonlarına doğru bu besteyi söyleriz tribünde ama bu maçta bir başka söylendi.
Maçın bitişiyle birlikte ise tüm salon takımı ayakta alkışlamaya başladı. Thabo Sefolosha'nın da tribünleri dolaşarak taraftarlarla tokalaşması, gecenin sonunda yaşadığımız güzel bir anıydı. Baştan sona önde götürdüğümüz bir maçı kazandık ve grupta liderliğe yükseldik. Şimdi önümüzdeki hafta deplasmanda oynayacağımız Nancy maçını kazanmamız durumunda grup liderliği için içeride oynayacağımız Bizkaia Bilbao maçını kazanmamız yetecek. Bu fırsat elimize geçmişken kaybetmemek için dün akşamki oyun tarzından dışarı çıkmamalı ve dün akşam yaptığımız doğruları Nancy maçında da uygulamalıyız.
Bu yazı çok uzun oldu. Kabul ediyorum. :) Ama sizlere dün akşamki maçın tüm detaylarını anlatmak istedim. Bir başka Fenerbahçe Ülker zaferinde daha görüşmek üzere...
25 Kasım 2011
Maçın sonunu iyi oynayamadık
Turkish Airlines Euroleague'in 6. haftasında Fenerbahçe Ülker Basketbol Takımımız, deplasmanda Caja Laboral ile karşılaştı. Grupta oynanan ilk maçta kaybettiğimiz Caja Laboral'i kendi sahasında yenmemiz durumunda grupta liderliğe yükselecektik. Ancak uzatmaya giden maçın sonunda Sarı-Lacivertli Ekibimiz sahadan 90-85'lik mağlubiyetle ayrıldı ve çok büyük bir avantajı elinden kaçırdı.
Son oynadığımız maçlarda genel olarak hep son çeyrekleri iyi oynayan takımımız bu maçta ise tam tersi bir görüntü çizdi. Maça iyi başlayan ve başa baş götüren takımımız, maçın ilk periyodunda Caja Laboral'de Kevin Seraphin'in içeri drive'ları sonucunda topu dış oyuncularına göndermesi ile ardarda üç sayılık basketler yedi. Bizimde son maçlardaki düşük üç sayı yüzdemizi düşündüğümüzde bu bize, biraz sıkıntı yaşatacak gibiydi. Ancak oyuncularımızın dış atış yerine pota altını düşünmeleri bizim için çok önemli bir hamle oldu. Spahija'nın Teletovic ve Seraphin'i iyi analiz etmesi, bu iki oyuncuyu da skor katkısı olarak gerilere çekti. Bu bizim istediğimiz bir şeydi. Bizde ise takımımızın en önemli skoreri konumundaki Bojan Bogdanovic'in maça o bildiğimiz Bogdanovic gibi başlaması ve Thabo Sefolosha'nın da Euroleague'de oynayıp BBL'nde oynamamasına rağmen o ilk geldiği günden beri bizlere izlettirdiği iyi basketbolunu bu maçtada göstermesi önemli avantajlarımızdı.
İlk periyodu belki iki sayı geride kapattık ancak maçı kolay kolay kaybetmeyeceğimizi rakibimize de hissettirdik. İkinci çeyreğin büyük bir bölümü de başa baş bir mücadeleye sahne oldu. Taa ki Spahija, bu sezon görmeye alıştığımız dört kısalı sisteme dönünceye kadar. Periyodun son 4 dakikasında döndüğümüz bu sistem sayesinde ilk yarının sonunda 10-0'lık bir seri yakaladık. Bu dakikalarda Caja Laboral'de hücum etmekte zorlandı. Bu seride bizi maçta öne geçirdi.
Üçüncü periyot skor anlamında her iki takım içinde biraz kısır geçti. Periyot boyunca savunma dirençleri yüksek iki takım izledik. Bu dakikalarda Ukic'in yanlış top kullanma tercihleri farkı açmamıza engel oldu. Üstelik, Emir'in de performansına bağlı olarak sahada sadece 8 dakika kaldığı bir maçta Ukic'in bu kadar hatalı tercih yapmaya hakkı yok!! Hakkı yok diyorum çünkü Ukic şu anda bu takımın 1 numaralı guardı. Yani oyun kurmada en az hata yapması beklenen oyuncumuz. Bu periyodun sonunda Gist'in attığı üçlük ile son periyoda 6 sayılık bir avantaj ve moralle girdik.
Hatırlayacağınız üzere, oynadığımız son üç maçta hep son periyotları iyi oynayarak kazanmıştık. Ama dün akşamki maçta son periyodu bu sefer kötü oynayan taraf bizdik. Maçın ilk yarısında 14 sayı atan oyuncumuz Bojan'ı bu periyotta kullanamadık. Koç Spahija'nın Ömer yerine Gist'i sahada tutma çabaları adeta rakibin ekmeğine yağ sürdü. Savunmada yokları oynayan, hücumda ise bir üçlük, birde takip basketi atan Gist, dün gecenin belkide Emir ve Ukic dışındaki en büyük hayal kırıklığıydı. Son periyotta Caja Laboral'in yine dış sayılardaki yüksek yüzdesi geri gelince fark kapandı ve maç uzatmaya gitti.
Maçın uzatma dakikalarını ise çok kötü oynadık. Şöyle bir örnek vereyim; Maçın ilk ve üçüncü periyotlarında on dakika boyunca 16 sayı yemişken, beş dakikalık uzatma dakikasında 17 sayı yedik. Bu skorla uzatma periyodunu kazanmak hayal olurdu zaten.
Ukic'in formsuzluğu devam ederse gidişatımız düzelmeyecek. Allahtan Ukic'in ve Emir'in formsuz olduğu bir maçta Curtis'in performansı bizim için sevindiriciydi. Dün akşam ben Curtis'i izlerken gerçekten çok beğendim. Bizdeki belki de en kontrollü, takım oyununa en yatkın oynadığı maçı izletti dün Curtis. Daha önceki maçlarında Curtis’ı nasıl eleştirdiysem, bu maçta da hakkını vermek lazım. Hücumda sıkıntı yaşadığımız dakikalarda çok büyük katkı sağladı.
Dünkü maçta Bojan Bogdanovic 19 sayı - 6 ribaund ile takımımızın en skorer oyuncusu oldu. Bojan'ı, Oğuz Savaş 14, Thabo Sefolosha ve Curtis Jerrells 13'er sayıyla takip etti. Dün akşam iyi bir mücadele ortaya koyduk. Bazı oyuncularımızın bireysel performanslarının düşük olması şu anki en büyük problemimiz. Geçen sezonki mücadeleci oyunumuzu yavaş yavaş oturtmaya başladık. Birde oyuncularımızı geçen seneki performans seviyelerine çıkartabilsek muazzam olacak. Bu maçı kaybetmemizin ardından önümüzdeki hafta Perşembe akşamı Sinan Erdem Spor Salonu'nda oynayacağımız Olympiacos maçı çok fazla önem kazandı. İçeride oynayacağımız iki maçı da kazanmamız ve en az bir deplasman galibiyeti almamız bizim gruptan ilk iki içerisinde çıkmamızı sağlayacak. O nedenle içeride oynayacağımız maçlarda taraftar desteğimiz artık çok ama çok büyük bir önem taşıyor.
Taraftar şimdi taşın altına elini koymalı. 1 Aralık Perşembe akşamı saat 20:00'de başlayacak olan ve Sinan Erdem Spor Salonu'nda oynanacak olan Olympiacos maçının biletleri satışa çıkartıldı. Maçın bilet fiyatları; VIP: 30.00TL, Maraton: 20.00TL, Diğer Bloklar: 10.00 TL. Biletinizi tüm biletix şubelerinden ve http://web03.biletix.com/etkinlik/MBFE4/ISTANBUL/tr internet adresinden satın alabilirsiniz.
17 Kasım 2011
Mücadele var, takım oyunu yok!
Bu maça kadar Bennet Cantu oynadığı 4 maçın üçünü kazanmış birini kaybetmişti. Bu maçların büyük bölümünde hep iki uzunla oynamış ve bu sistemi takım olarak çok iyi kullanan bir ekip. Biz ise bu zaman zarfında oynadığımız 4 maçın ikisini kazanmış ve ikisini de kaybetmiştik. Bu maç hem iç sahada oynadığımız hem de kazanmamız durumunda liderlik için tekrardan iddialı konuma geleceğimiz için önemliydi. Bu maçın önemini düşündüğümüzde de bu sezonki en yüksek taraftar desteğide Sinan Erdem'in tribünlerindeydi. 8355 Fenerbahçe taraftarı maçı tribünden izlemek ve takımına destek vermek için salondaki yerini almıştı.
Maç bizim için yine çok parlak geçmedi. Oyunun içerisinde zaman zaman dalgalanmalar yaşadık. Oyunun bazı bölümlerinde iyi oynayıp farkı tam açacak gibi olurken, yine oyundan düşmeler yaşadık. Bu Euroleague'de oynayan bir takım için çok büyük bir tehlike. Euroleague'de başarı hedefleniyorsak oyun disiplininden 40 dakika boyunca taviz vermemek lazım. Aksi halde, çok tehlikeli takımların olduğu bu arenada işimiz çok zor! Cantu'da takım oyununu iyi oynayan, oyunu yavaşlatmayı seven bir takım. Tempolu oynayan rakiplere karşı büyük zaafları var. Dün akşamki maçta tempoyu arttırdığımız anlarda Cantu'yu hücumda kitlerken, onların oyununa ayak uydurduğumuz dakikalarda ise potamızda sayılar görmeye başladık. Geçtiğimiz sezonki büyük başarımızda en önemi silahımız olan sert savunmayı, bu sezon için ilk defa, kısa sürelerde de olsa yaptık. Ömer Onan'ın ve Sefolosha'nın savunmayı canlandırması, Koç Spahija'nın bu maça kadar sürekli kenarda unuttuğu Vidmar'ın da bu savunmaya destek vermesi, ikili sıkıştırmalarda çok doğru zamanlaması ve pota altını iyi kapatmasıyla rakibe oyunun belli bölümlerinde sayı bulma şansı vermedik. Maçta skor anlamında birçok seri yakaladık.
Ancak karşımızdaki rakip asla küçümsenmeyecek bir takımdı. Özellikle üç sayı çizgisinin gerisinden boş kaldığı zaman çok rahat sayılar bulabilen oyunculara sahip. Dördüncü periyodun son saniyelerinde beraberliği getiren basket ve ondan önce atılan Cantu'nun oyuna geri dönüşünü sağlayan üçlük boş atışlardan geldi. 36 yaşında olmalarına rağmen hala basketbolu yaşayan Basile ve Mazzarino'nun skor yükünü çektiği Cantu, aslında dış atışlarda gününde olduğu maçlardan birini oynadı. Öyle ki bizim sadece 1 üç sayılık basket bulduğumuz maçta rakibin 8 üç sayılık basket bulması onların ne kadar dış atışlarda gününde olduğunun göstergesiydi.
Dün takım halinde toplam 6 asistle oynadık. Takımımızda maç boyunca herşey bireysellik üzerineydi. Sefolosha, Oklahoma City’de sezon boyunca belki 4-5 kez bire bir oynamışken dün akşamki maçta tek başına 6 defa bire bir oynadı. Ömer keza aynı şekilde, sorumluluk alarak pota altını tek başına kullandı. Oğuz'un bu sezonki hücum-savuma ikilisinde de oynadığı en iyi oyundu. Curtis, hücumda etkisiz bir maç çıkartırken, üçüncü periyodun bir bölümünde yaptığı bezdirici baskı takımımıza sağladığı tek pozitif girişimiydi. Bogdanovic ise gün geçtikçe takım oyuncusu olma yolunda ilerliyor. Dün rakibe yaptığı baskılı savunması ve hücumdaki akıllı oyunu kendisi ve takımımız adına bir artı. Skor katkısını biraz daha yukarıya çıkarttı mı tam bir takım oyuncusu olacak.
Maçta en verimli oyuncularımız 16 verimlilik puanıyla oynayan Ömer Onan ve Gasper Vidmar'dı. Spahija'nın düne kadar oynanan maçlarda 10 dakikadan fazla sahada tutmadığı Vidmar, takımın ayağa kalmasında çok etkili oldu. 23.35 dakika sahada kaldı. Koçun Vidmar'ı kazanması gerektiğini, pota altı savunmamız için çok önemli bir sigorta olduğunu daha önce yazdığım birçok yazıda belirtmiştim. Vidmar'da beni dünkü maçta haksız çıkarmadı. Oyunda kaldığı sürece hatasız oynadı diyebilirim. Oğuz'a da kısaca değinmek istiyorum. Çünkü uzun oyuncularımızın formsuzluğu bizim bu sezonki en büyük sıkıntılarımızdan biri. Oğuz için dünkü maçın bir başka önemi daha vardı. Dün Oğuz, Euroleague kariyerindeki 100. maçına çıktı. Kendi adına 100. maçına yakışır bir oyunda ortaya koydu. Umarım Oğuz bu iyi oyununu sürdürmek için bir sonraki dalyasını (200. maç) beklemez ve gelecek haftalarda da bu başarılı performansını sürdürür.
Euroleague'de ardarda üçüncü kez kazandığımız bir maçı mücadele ederek kazandık ama ne yazıkki takım oyununu bir türlü oynayamadık. Üç maç kazandık ama bu maçları 2, 3, 4 sayılık farklarla aldık. Bu grupta her takımın birbirini yenebilecek seviyede olduğunu göz önüne aldığımızda inşallah bu az sayı farkları başımıza ileride dert açmaz. Önümüzde oynayacağımız 5 maç kaldı. Bu 5 maçın 3'ü deplasmanda 2'si ise kendi sahamızda. Eğer grupta ilk ikiyi hedefliyorsak; kendi evimizde oynayacağımız Olympiacos ve Bizkaia Bilbao maçlarını kazanmamız, en azından bir deplasman maçından galip ayrılmamız gerekiyor. Grubumuz öyle bir hal aldı ki, ilk üç sıranın 3/2, son üç sıranın ise 2/3, galibiyet/mağlubiyet oranları var. Bu demek oluyor ki şu anda grup sonuncusu olan takımın bile Top 16'ya gitme ihtimali varken, grup lideri olan takımın ise bu potanın dışında kalma riski var.
Bundan sonra oynayacağımız maçlara çok daha dikkat etmeli, oyunumuzu istediğimiz seviyeye en azından yaklaştırmalıyız. Bu hafta kendi evinde Bizkaia Bilbao'ya yenilen Caja Laboral'i, haftaya bizde kendi evinde yenersek, grup liderliği için çok ama çok büyük bir avantaj sağlayacağız.
Önümüzdeki hafta oynanacak Caja Laboral maçında ve hafta sonu Beko Basketbol Ligi'nde oynayacağımız Pınar Karşıyaka maçında takımımıza sonsuz başarılar... Potaya attığınız her top, basket olsun...
10 Kasım 2011
Bu sefer oyunun sonunu biz iyi oynadık
Turkish Airlines Euroleague'de 4. Hafta maçları devam ederken, A Grubu'nda Fenerbahçe Ülker Basketbol Takımımız, dün akşam Bilbao deplasmanında Bizkaia Bilbao ile karşılaştı. İspanya'ya mutlak galibiyet parolasıyla giden Sarı-Lacivertli Ekibimiz özellikle dördüncü çeyreğin son bölümlerindeki etkili oyunu ile rakibini 73-70 mağlup etti ve Euroleague'deki 2. galibiyetini aldı.
Maça bu sene alıştığımız gibi yine etkili olamadan başladık. Maçın daha ilk dakikalarında yapmaya başladığımız top kayıpları diğer periyotlar da karşılaşacağımız sıkıntının habercisi gibiydi. Ukic'in oyun kurmakta zorlanmasına, hücumda uzunlarımızın pota altını yine unutmasına rağmen, Bilbao'nun hücumda etkisiz kalması ve savunmada Ömer-Sefolosha ikilisinin yıpratıcı baskısı potamızda sayı görmemizi önledi. Sefolosha'nın geldiği günden beri yaptığı gibi yine takımı savunmasıyla ateşlemesi ve hücumdaki etkinliğine, Spahija'nın Emir-Bogdanovic ikilisini aynı anda sahaya sürmeside eklenince hücumda bir anda şahlandık. Emir'in asistlerine Bojan'ın üçlükleri ve akıllı hücumlarıda ekleninde ilk periyodu Sarı-Lacivertli Ekibimiz 6 sayı önde tamamladı.
İkinci periyotta ise oyundan tamamen düştük!! Oyun kurucularımız Ukic ve Jerrells'ın top kayıplarının artması, rakibin kaptığı toplarla kolay hücuma çıkması ve bu sezon yolgeçen hanına dönen pota altımız (5 numara savunması) nedeniyle Bilbao hücumda çok rahat sayılar buldu. Hücumda Emir'in kenarda olduğu dakikalarda zaten sıkıntı yaşıyorduk, buna birde oyunda olduğu halde topu ondan uzak tutmamız oyun içerisinde Emir'i soğuttu. Top kayıplarımız katlanılmaz boyuta ulaşmaya başlamıştı. Bu dakikalarda pota altımızı savunmada belkide en önemli silahımız olan Vidmar'ın yine kenarda unutulmasıda eklenince bu periyotta sadece 6 sayı bulduk. İlk periyot 21 sayı bulan bir takımın diğer periyotta 6 sayı bulması kabul edilebilir bir durum değil. Soyunma odasına 3 sayı geride 30-27 geride gittik.
Üçüncü periyot, alıştığımızın aksine oldukça dengeli gitti. Rakibi yine basit top kayıplarıyla kolay sayılar bulmaya iterken, bizde hücumda doğru oynamaya başlayıp, sayılar bulmaya başladık. Son Beşiktaş maçında olduğu gibi bu maçta da ikinci yarıda ilk yarıdan daha iyi bir oyun ortaya koyduk. Bu periyotta Curtis ve Ukic saç baş yoldurmaya devam etti. Ama Emir'in hücumdaki yaratıcılığı Gist ve Bogdanovic'in skora katkısı oyun kurucularımızın yaptığı hataları biraz olsun örtbas etti. Zaten Ukic bu periyodun sonunda oyundan alındıktan sonra son periyodun hemen hemen tamamına yakınını bençte oturarak geçirdi.
Son periyotta ise hafta sonunda oynadığımız Beşiktaş maçının tekrarı gibi oldu. O maçta çift haneli sayılardan geri gelmeyi başarmıştık fakat süre öne geçmemize yetmemişti. Bu maçta ise Bilbao'nun erken faul problemine girmesi, Curtis'ın ilk üç periyotta yaptığı hataları affettirircesine oynadığı harika oyun, Emir'in muazzam oyun zekası ve Ömer'in yine yüreğini sahaya koyması bize galibiyeti getirdi. Son dakikaları yine nefes kesen maçı bu kez biz son bir çabayla almayı başardık.
Oyunun genelinde yine çok iyi bir izlenim vermesekte, Emir-Bogdanovic ikilisinin birbiriyle iyi anlaşması, Ömer'in savunmadaki görevini yine eksiksiz yerine getirmesi, Gist'in son maçlarda olduğu gibi, hücumda çift hanelere çıkması ve ribaundlarda etkili olması bu maçtaki artılarımızdı. Eksilerimiz ise Oğuz-Kaya-Vidmar üçlüsünden toplamda sadece 6 sayılık bir katkı almış olmamız, Oyun kurucularımızın maçı sadece 1 asist ile tamamlaması ve yaptıkları çok kritik top kayıpları, rakibin pota altı hücumlarına yine hiçbir direnç gösteremememiz oldu.
İyisiyle kötüsüyle çok kritik bir deplasmandan galibiyetle gelmeyi başardık. Dün akşam Cantu'nun, Olympiacos'u yenmesinin ardından önümüzdeki hafta Sinan Erdem'de oynayacağımız Bennet Cantu maçına grup 2.liği için çıkacağız. Euroleague'e kötü başlamış olabiliriz ama son iki maçta aldığımız galibiyetler bizi tekrardan grupta ilk iki için iddialı konuma getirdi. Şimdi görev sırası taraftarlarda. Önümüzdeki hafta Çarşamba akşamı oynanacak olan Cantu maçında Sinan Erdem'de boş koltuk kalmamalı. Geçtiğimiz sezon olduğu gibi bu sezonda o salonu rakiplere dar etmeliyiz.
Haydi şimdi bu takıma destek zamanı!!!
4 Kasım 2011
CumhuriyetSpor'a Konuk Olduk
28 Ekim 2011
Geçen sezonki takım ruhu aranıyor!
Fenerbahçe Ülker Basketbol Takımımız, Turkish Airlines Euroleague'deki ikinci maçında dün akşam Pire'de Olympiacos ile karşılaştı. İlk haftayı mağlubiyetle kapatan iki takımı karşı karşıya getiren ve Euroleague tarafından Haftanın Maçı (the Game Of the Week) seçilen mücadeleyi Olympiacos 81-74 kazandı ve ilk galibiyetini aldı. Takımımız ise Euroleague'deki ikinci maçından da mağlubiyet ile ayrıldı.
Yunanistan'da maçtan önce ülkemizdeki depremde hayatını kaybeden vatandaşlarımız ve hain terör saldırılarında şehit düşen askerlerimiz için yapılan saygı duruşu çok anlamlıydı. Sporun milletleri birleştirici gücünü birkez daha tüm dünyaya gösterdi. Öncelikle bu maçtan önce beni en çok memnun eden gelişmeydi.
Maç ise pek memnun edici başlamadı. İlk 2 dakika boyunca her iki takımda sayı bulamadı. Karşılıklı boş hücumlar seyrettik. Maçtaki ilk basketi Olympiacos buldu, ardından da biz Ukic'in serbest atıştan bulduğu sayılarla ilk skorumuzu ürettik. Maçın başlarında her iki takımında savunmaları çok düşüktü. Takımımızda Vidmar'ın çok kısa sürede 3 faul alması ve kenara gelmesi pota altı savunmamızı çok daha düşürecek derken, Oğuz'un ve Gist'in pota altını iyi savunması beni haksız çıkarttı. Olympiacos'a hücumda kolay top kullandırtmadık. Sefolosha'nın bezdirici savunması, pota altında Oğuz ve Gist'in sertliği maçta dengeleri bize getirdi. Ukic'in oyunu iyi yönetmesi, Emir'in de oyun kurmada Ukic'e destek vermesi periyot sonunda skor avantajını yakalamamızı sağladı.
İkinci periyoda çok iyi bir başlangıç yaptık. Bu sezon çok kullandığım (bazen kafa şişirdiğimi düşünüyorum) sert savunma sıkıntımızı bu periyotta atmıştık. Sefolosha, Gist, Ömer'in sert savunmaları, Vidmar'ın savunmada iyi yer tutması ve ardarda rakibe hücum fauller aldırması Olympiacos'un skor bulmasını zorlaştırdı. Hatta periyodun son bölümlerine doğru bu sert savunma Olympiacos'u yanlış atışlara yöneltti. Pota dövmeye başladılar. Hücumda Emir'in yaptığı asistler, Sefolosha'nın hücum yönünü ön plana çıkarması bizim skor olarak farkı açmamızı sağladı. Periyot boyunca bu üstün oyunumuzu devam ettirdik ve Pire'de devreye 11 sayılık üstünlükle girdik.
Maçın ikinci yarısında rüzgar adeta tersine dönmüş gibiydi. Olympiacos daha agresif hücum etmeye başladı. Maçın başından beri neredeyse aralıksız süre alan Ukic'in bu periyotta kenara geldiğinde sahada Curtis'ın top kayıpları, hatalı hücum tercihleri bizim sayı bulmamızı engellerken, Olympiacos'un da hızlı hücumla kolay sayı bulmasına neden oldu. Curtis bu maçtada bizleri hayal kırıklığına uğrattı. Hücumda belki 9 sayı üretti ama yaptığı top kayıpları, yanlış hücum tercihleri bizim attığı sayıdan daha fazla sayı yememize neden oldu. Bu periyotta fark bir araya 6 sayıya düşüşken tekrardan toparlanıp, can havliyle direksiyona sarıldık ve farkı tekrardan 12 sayıya kadar çıkarmıştık. Fakat direksiyonun kilitlenmesi bizimde kontrolümüzü kaybetmemize neden oldu. Fark her hücumda yavaş yavaş erimeye başladı. Savunmamız bariz açıklar vermeye başlamıştı. Birde fark 5 sayıyken Spahija'nın teknik faul alması bu kötü gidişe tuz biber ekti. Spahija çenesini biraz tutsa, o teknik faul çalınmayacak belki de Olympiacos'un farkı 1 sayıya kadar indirme umutları erken yeşermeyecekti. Ardından bir de Emir'e, Ivkoviç'in çaldırdığı teknik faul tüm gardımızı düşürdü. Ve periyot sonunda fark 1 sayıya kadar indi.
Son periyotta Sefolosha'nın ve Emir'in çabaları pek yeterli olmadı. Oyunun kontrolünü eline alan Olympiacos, maçı istediği gibi yönetti. Son periyotta maç hep skor olarak yakın gitti. Hücumda karşılıklı bulunan sayılar farkın açılmasına engel oldu. Caja Laboral maçında olduğu gibi bu maçında son saniyelerinde maçı kazanma fırsatı elimize geçmişti. Olympiacos'un 2 sayı öndeyken ve maçın bitimine 13 saniye kalmışken yaptığı top kaybı son hücum şansını bize getirmişti. Mola dönüşü rakip sahadan Bojan topu oyuna 5 sn içinde sokamayınca bu şansımızı da elimizin tersiyle ittik. Olympiacos deplasmanında 12 sayılık farkı değerlendiremeyip, son hücumda da altın tepside sunulan fırsatı elinizin tersiyle itiyorsanız, bu maçı kazanma şansınız kalmıyor zaten.
Maçın geneli böyleydi. Yalnız oyuncu bazında birkaç oyuncuyu da değerlendirmek istiyorum. Bojan'da son 2 haftadır inanılmaz bir düşüş var. Mental olarak problem yaşadığını düşünüyorum. Sahada ruh gibi dolaşıyor. Potansiyeli inanılmaz yüksek olan bir oyuncu. Ama şu günlerde kendine güven problemi var. Bandırma Kırmızı maçında koç ne yapıp etmeli, Bojan'ın kendine olan güvenini kazandırmalı. Gerekiyorsa 40 dakika sahada tutmalı, her oyunu onun üstünden oynamalı, atış kullanmasına izin vermeli. Dün Engin'in bençte olması, oynamasa bile bende heyecan yarattı. Onu bençte görmeyi bile özlemişim. Spahija'nın bu hafta oynanacak Bandırma maçında eğer sakatlığı tamamen geçtiyse ki bençte oturuyorsa geçmiş demektir, Curtis'in süresinden kısıp, Engin'e şans vermesi lazım. Engin'i en kısa sürede takıma kazandırmalı. İyi bir Engin'e bu sezon çok ihtiyacımız olacak, bunu anladık. Sefolosha ise dün 17 sayı-12 ribaund ile double-double yaptı. Sanki 40 yıllık Fenerbahçeli gibi oynuyor. Takımdaki bazı oyuncularda olmayan ruh, Sefolosha'da fazlasıyla var. Bize savunma yapsın diye transfer olmuştu, dün geceki maçta savunma görevinin yanı sıra hücumda da en skorer oyuncumuz oldu. Yüreğiyle oynayan bir oyuncu. Lokavt bittiğinde gidecek olması beni şimdiden üzmeye başladı. Şu anki görüntüsüyle bu sezonki en iyi transferimiz. Kısaca transfer politikasınada değinmek istiyorum. Geçtiğimiz sezon çok fazla katkı yapmadığı düşünülen Saras, bençteyken bile Curtis'in sahada yaptığı katkının çok daha fazlasını yapıyordu. Tecrübesiyle takım arkadaşlarını o kadar iyi yönetiyordu ki, adeta bençte takıma oyun kurduruyordu. Bu tecrübeyi yollayıp, yerine Curtis'i getiren basketbol zihniyetini ben anlamakta zorluk çekiyorum. Geçtiğimiz sezonki takım ruhuna ne olduğunu anlayamıyorum...
Son sözümde Spahija'ya; geçtiğimiz sezonun kemik kadrosunu koruduk, yeterli transferleri yaptık diyordu. Peki, koç sana birkaç sormak istiyorum: Ne oldu da geçen sezonki kadrosunda çok fazla değişim yaşamamış olan bu takım, geçen sezonki gibi oynamıyor? Geçen sezonki takım ruhunu yansıtamıyor? Kısacası; Bu takımdaki sorun ne?