6 Ağustos 2012

2012-2013 Transfer Değerlendirmesi



Çok zorlu bir senenin ardından Fenerbahçe artık biraz daha önüne bakabileceği bir sezona adım attı. Geçen sene çok büyük belirsizlikler vardı. Son ana kadar gidenler ve gelenler belli değildi. Bu sene bir nebze olsun normale dönmüş olduk. Gelenler konusunda eksiklikler olduğunu düşünüyoruz ki bunu yazımızın devamında nedenleriyle anlatacağız, ancak geçmişe dönmek bile bir nebze olsun sevindirmiştir herkesi. Ancak bu çok fazla sürmedi tabii ki ve kronik hastalığımız olan transferleri tam zamanında yapamamanın gerginliğiyle dolduk.

İlk olarak gidenlerden başlayalım. Emre ve Ziegler gibi çok önemli iki oyuncu takımdan ayrıldı. Emre, yetenekleri tartışılmaz bir futbolcu. Bu tarz oyuncular bulmak artık Türk futbolunda çok zor. Onun tarzına en çok yaklaşan futbolcu Gökhan İnler. Selçuk İnan, Hamit, Nuri, Arda, Mehmet Topal ve nice örnekler onun stiliyle alakasız örneklerdir. Emre özellikleriyle bulunmaz bir futbolcuydu. Ancak yetenekleriyle ters orantılı olarak da istikrarsızdı. Sakatlıkları, cezaları ve gündemden düşmemesiyle Fenerbahçe’yi çok fazlaca yalnız bıraktı geçen sezon. Aykut Kocaman’ın kararına saygı duyuyorum. Zaten bu psikolojik ve mental etkenler istediği gibi olsaydı Aykut Kocaman eminim ki Emre’yi göndermezdi. Emre’nin gidişinin büyük sorunlar yaratabileceğini düşünmek saçma geliyor bana. Aykut Kocaman, kafasındaki taktiğe uygun oyuncuları bulduğu vakit zaten Emre’nin eksikliği aranmayacaktır. Dia gönderildi. Bana göre istikrarı sağlayamayan diğer yeteneklerden. Stoch’a göre çok daha fazla faydalı olabileceğini düşünüyorum. Ancak istikrarı bir türlü yakalayamadı. Gönderilmesi doğru karar. Takımda oynamadıktan sonra yeteneğinin pek de bir önemi yok. Ziegler ise önemli bir futbolcuydu. Andre Santos gibi hücum gücü olmasa da defansta gayet iyi bir sezon çıkardı. Ancak yabancı sınırına takılarak gönderildi. Fenerbahçe için büyük bir kayıp olup olmadığı Hasan Ali Kaldırım’ın performansına göre yorumlanabilir. Şu an için yokluğunu hissettirmedi Hasan Ali.


Ziegler konusu açılmışken Hasan Ali Kaldırımdan bahsetmek lazım. Hasan Ali Kaldırım defansı çok iyi. Sol bek ne yapar çok iyi biliyor. Defans konusunda anormal hamleler, ters kademeler görmedik ancak zamanla bu konuda da kendisini göstereceğini düşünüyorum. Hücum gücü bana göre Ziegler’den biraz daha iyi. Oynanan maçlarda bunu çok göremedik ancak bunun sebebi bence önünde oynayan oyuncunun kim olduğudur. Stoch ile oynadığında hücum gücü zayıflıyor ve genelde maçların ikinci yarılarında Caner oyuna girdiğinde hücumda sorumluluk alıyor. Stoch’un biraz daha bencil oyunu onu etkiliyor. Önünde, kendisi ile diyaloga giren birisi olduğu zaman hücum konusundaki hünerlerini de gösteriyor. Zamanla bu özelliğini geliştireceğini düşünüyorum. İyi bir başlangıç yaptı Hasan Ali Kaldırım. Bu ivmesini bozmazsa ileride vazgeçilmez olacaktır.


Defansın ortası konusunda farklı bir hamle geldi ve Egemen transferi ile daha sert ve mücadeleci bir defans hattı oluşturuldu. Egemen ile duran top sorununun çözüleceğini düşünüyorum. Hava hâkimiyeti mükemmel ve rakibi rahatsız etmesi harika ancak abartıyor. Bunu dengeleyebildiği vakit Lugano’yu aratmayacağını düşünüyorum. Egemen, gücünün kontrol etmeyi başardığı vakit çok faydalı olacaktır. Yobo ile birbirlerini çok iyi tamamlayacaklardır. Defansta Bekir, Serdar, Orhan, Özgür gibi iyi alternatiflere sahip Aykut Kocaman. Şampiyonlar Ligi seviyesinde bir defans değil tabii ki ancak lig için iyi ve alternatifli bir defans. Takım defansı iyi işlerse önemli işler yapabilirler. Bunun için önlerindeki futbolcular ile uyumları çok önemli.


Orta sahaya fazlaca hamleler yapıldı. Sağ kanata Krasic alındı. Çok doğru bir hamle yapıldı. Sağ kanatın hızı son derece yükselti. Gökhan ve Krasic rakibin sol tarafını fazlaca zorlayacaktır bu sene. Defansif anlamdı birbirleriyle iyi anlaşırlarsa veya destek alabilirlerse çok tehlikeli olacakları kesin. Form tutmalarını sabırsızlıkla bekliyordur bütün herkes. Krasic’in maç yapmaması büyük sorun olabilir gibi düşünülüyor ancak Appiah, Melo, Ziegler de maç yapmadan geldiler ancak bir şekilde üstünlük kurdular ligde. Çünkü İtalya ligi tarz olarak bizim ligimize benziyor. Yabancılık çekmeden adapte olabiliyorlar. Krasic’in de adapte olacağını düşünüyorum. Krasic transferiyle Aykut Kocaman Kuyt’ı da forvette düşündüğünü açıkça belli etmiş oldu.


Mehmet Topal hamlesi yapıldı. Özellikle Alper Potuk’a istenen paraları okudukça Allahıma bin kere şükrettim. Mehmet Topal çok iyi bir tercih oldu bana göre. Hiçbir zaman Emre ile veya Aurelio ile kıyaslamam ancak zaman verilirse takıma adapte olursa çok iyi bir alternatif olacaktır. Nasıl İtalya’dan gelen futbolcular konusunda güven dolu konuşabiliyorsak, İspanya’dan gelen futbolcular konusunda da tedirginim. Mehmet Topal belki bu sene ilk dönemde adaptasyon sorunu yaşayabilir takıma ve lige ancak ileride çok kilit bir rol alacağı kesin.


Fenerbahçe’nin bence en önemli transferi Kuyt olacaktır. İnşallah tahmin ettiğim gibi olur ve Krasic transferiyle birlikte Fenerbahçe’de 4-4-2 rüzgârlarıyla birlikte Kuyt ve Sow forvetlerini izleriz. Geçen seneye damgasını vuran adam Sow ile Kuyt tipik bir 4-4-2 forveti olacaklarını düşünüyorum. Kuyt tam bir 11 numara oynuyor. Top taşıyan, mücadele veren, son vuruşları iyi, dikine harika paslar atabilen bir forvet. Sow’u harika besleyecektir. Sow ise tipik bir 9 numara. Alex’siz kadro yazılacaksa eğer bu kadro Sow ve Kuyt’ın olduğu bir 4-4-2 kadrosu olur. Kuyt’ın aynı zamanda sağ kanatta da görev alabilmesi kadro derinliği açısından çok güzel bir özellik.


Salih Uçan ve Recep Niyaz için neler yazacağımı bilmiyorum. Evet, Salih çok iyi başlangıç yaptı ancak başlamak yetmiyor. Kendilerine çok iyi bakmaları gerekiyor. Vücutları zayıf. Eğer kendilerine profesyonelce bakarlarsa neden iyi bir oyuncu olmasınlar. Onlar için verilecek tek akıl çalışmaları olur. Kendilerini hor görmeyip üst seviye çalışırlarsa neden iyi birer oyuncu olmasınlar?

Fenerbahçe için bu sene bana göre en uygun taktik 4-4-2. Stoch saha içindeki oyunundaki bencillikleri bir kenara bırakırsa, Alex, ilk 11 zorunluluğu konusunda bencilliğini bırakıp takıma destek olursa bu takım alınacak çok iyi bir orta saha transferiyle harika bir 4-4-2 takımı olur. Alternatifi bol bir kadro olur. Görünüşe göre bir orta saha transferi yapılmayacak gibi duruyor ancak Mehmet Topuz, Cristian, Selçuk, Mehmet Topal, Salih göbeği de bir süre takımı taşıyabilir ligde. Egemen ve Yobo ikilisi ile anlaşıldığı vakit bazı eksikler kapatılabilir ve uyumlu bir takım defansı oluşturulabilir. Zamanla da eksikler daha iyi bir şekilde kapatılabilir. 3 Temmuz öncesindeki sinerji yaratılmış olur bir şampiyonlukta.


Bu senenin bence hayal kırıklığı olabilecek oyuncusu Stoch’dur. Stoch’un biraz daha takım oyunu oynaması gerekir. Bazı rakiplere karşı bir şey yapamıyor. Bazılarını da hallaç pamuğu gibi atıyor. Rakiplerine üstünlük kuramadığı zamanlarda takım arkadaşlarından yardım alması onu küçültmez. Bozuk plak gibi aynı hareketleri tekrarlaması onu üstün kılmaz. Eğer takım arkadaşlarından yardım alabilirse bazı maçlarda, istikrarı yakalar ve gerçekten vazgeçilmez olur. Geçen sene çoğu maçta iyiydi ancak önemli maçlarda durdurdular. Caner, onun kadar yetenekli olmasa bile bazen farkını ortaya koyabiliyor. Stoch'un ardından Semih'i de yazabiliriz. Bienvenu akıllı davranmazsa üçüncü olur.

Aykut Kocaman’ın da bu seneki transfer stratejisi eleştirilebilir. Yobo’nun takıma geç katılması, transferlerin çok gecikmesi büyük yanlışları. Biz ondan, artık bu durumları aşması gereken hamleler yapabileceğini beklerken onun yapmaması bizi hayal kırıklığına uğratıyor. Kariyerinin başında ve hatalarının farkına varıp hemen düzeltebiliyor Aykut Kocaman. İlk geldiği sene transferi çok geciktirdi ancak hatalarından ders aldı ve bir sonraki sene malum olaylar olmasa yetiştiriyordu ancak bu sene tekrar yetiştirememesi ders almadığını gösterdi. İnşallah bir daha tekrarlamaz. Çünkü bu gecikme gerçekten büyük bir yanlış.

2 Ağustos 2012

Transfer 2012: Romain Sato Değerlendirmesi



Orta Afrikalı oyuncunun basketbolla tanışması lise eğitimini Amerika'da almasıyla başlamış. Kolej kariyerinin ardından 2004 NBA Draft'ında San Antonio Spurs tarafından draft edildikten sonra bir sezon NBA'de forma giydi. Bu sezonunda pek parlak görüntü vermeyince NBA macerasını neredeyse başlamadan sonlandırıp Avrupa'ya adım attı. İtalya 2. Lig takımlarından Sicc Cucine Jesi'ye transfer olan Sato burada gösterdiği performans ile Barcelona'ya transfer oldu. Ancak Barça macerasıda kısa süren Sato, asıl patlama yapacağı yere yani Montepaschi Siena'ya 2006-2007 sezonu başında geldi. Pianigiani yönetimindeki Siena'da adeta yıldızlaşan Sato ortaya koyduğu basketbol ile de Avrupa'da saygın bir yer kazanmayı başardı. 4 sene forma giydiği Siena'da 4 Lig şampiyonluğu sevinci yaşarken bireysel olarakta 2009 İtalya Süper Kupa MVP'si ve 2010 İtalya Ligi MVP'si olmayı başardı. Siena'da göz dolduran performansı ile 2010 yılı transfer döneminde Panathinaikos'a transfer olan Sato burada 2 sezon boyunca 1 Yunan Ligi, 1 Yunanistan Kupası ve 1 Euroleague şampiyonluğu sevinci yaşadı. 2012 transfer döneminde ise Fenerbahçe Ülker'e 2 yıllık kontrat imzalayarak transfer oldu.

Romain Sato, sezona yeni yapılanma ile giren ve coach olarak takımın başına Simone Pianigia'nin getirildiği Fenerbahçe Ülker'de resmi olarak açıklanan ilk transfer oldu. Aynı zamanda Avrupa basketbolunda da ses getiren bir adımdı bu. Sato, günümüz basketbolu için çok önemli bir isim. Komple bir oyuncu olarak adlandırdığımız ve oyunun her iki yönünü iyi oynayabilen, sorumluluk alınması gereken zamanlarda bu sorumluluğu almaktan kaçınmayan, takım için sahada herşeyini verebilecek bir oyuncu. Az önce kariyerinde de bahsettiğimiz gibi Avrupa Basketbolu'nun önemli kulüplerinde forma giymiş, bu liglerde ve Euroleague'de şampiyonluklar kazanmış çok tecrübeli bir isim.

Sato, Simone Pianigiani'nin oyun planı için adeta biçilmiş kaftan. Pianigiani rakibe baskıyı seven ve savunmada üst düzey sertlik isteyen bir antrenör. Pianigiani'nin takımının en büyük özelliği her zaman sistem takımı olması olmuştur. Bu doğrultuda da her zaman kafasındaki oyun sistemine uyan karakterli oyuncuları alır. Sato'da bu oyunculardan biri. İnanılmaz bir savunmacı. Birebir savunmada kolay kolay adam geçirmez. Uzun kolları ve atletik yapısıyla rakip oyuncuyu bezdiren ve top çalma kabiliyeti yüksek olan bir oyuncu. Geçtiğimiz sezon başı NBA'de lock-out varken takıma katılan Thabo Sefolosha'ya benzetiyorum savunmasını ve oyununu. Gerçekten Sato'nun savunduğu oyuncu için 40 dakika oldukça zor geçiyor. Avrupa'da kendini ispatlamasında büyük rol oynayan Pianigiani ve onun sisteminde tekrardan yer alacak olması Sato için önümüzdeki iki sezonun oldukça başarılı geçeceğinin sinyalleri gibi.

Dedik ya atletik özellikleri iyidir diye. Bu özelliğinden en iyi şekilde yararlanmasını bilen bir oyuncu. Uzun kollarının da yardımıyla ribaund konusunda da oldukça başarılıdır. Boyuna göre iyi zıplayabilen bir basketbolcu. Ayrıca sahayı hızlı geçmede de bu atletik özelliklerini fazlasıyla kullanıyor. Geçtiğimiz sezon çok aradığımız rakip alanda baskıyı Bo McCalebb ile birlikte çok iyi yapacaklarına inanıyorum. 

Bu fiziksel özelliklerinin dışında tam bir takım oyuncusudur. Topu alıp elinde uzun süre tutmayı sevmez. Oyun içi setlerde kendisine ne görev verilmişse en iyi şekilde yapmaya çalışır. Hücum opsiyonları da gerçekten gelişmiş bir basketbolcu. Boş kaldığında ciddi bir üç sayı tehtidi vardır. Uzun kolları sayesinde potaya korkusuzca gidebilir. Ayrıca potaya sırtı dönük oyununu da son yıllarda oldukça fazla geliştirdi. En büyük sorunu şutlarında bazen istikrarsız olmasıdır. Gününde olmadığı zaman fazla şut kaçırır. Hücumdayken rakip takım coachları tarafından kendisi için en çok alınan önlem Sato'nun geçiş için sol koridorunu kapatmalarıdır. Çünkü sağ eliyle neredeyse hiç top sürmez ve kendi hücumunda asla zorda kalmadıkça sağdan hücum etmez. Sol kolunu çok daha iyi kullanır. Bu zayıf noktası özellikle Euroleague seviyesindeki coachlar tarafından kendilerine bir avantaj yaratmak için kullanılır ama unutulmamalıdır ki Pianigiani'nin oyun sisteminde bu zayıf noktasını kapatabilecektir.

Romain Sato transferi Fenerbahçe Ülker için çok önemli bir hamle oldu. Artıları, eksilerinden çok daha fazla olan bir oyuncu. Yüksek bir Euroleague tecrübesine sahip bir isim. Avrupa'da önemli liglerde, önemli derbilerde ve son derece kritik maçlarda forma giymiş bir isim. Fenerbahçe Ülker'in hem savunmasına hem de hücumuna çok şeyler katacağı kesin. Sato'ya Fenerbahçe forması altında başarılar diliyorum. Yapılan transferler ile Fenerbahçe Ülker'in bu sezon Avrupa'da da ses getirecek bir takım olacağına da inancım tam. Hayırlı olsun.

12 Temmuz 2012

Mirsad Türkcan bırakıyor



En iyi genç oyuncu…
NBA'de forma giyen ilk Türk basketbolcu…
Euroleague'de 1000 ribaunta ulaşan ilk oyuncu…
Euroleague'in tüm zamanlardaki en iyi ribaundcusu...
MVP ödüllerine doyan ender bir oyuncu…

Mirsad Türkcan...

Fenerbahçe taraftarının göz bebeği, takımın dinamosu ve ateşleyici gücü, rakiplerin asla çekemediği bir sporcu.. Basketbolu bana sevdiren insan. Belki de benimle birlikte binlere, milyonlara sevdiren sporcu. Kariyerinin her dönemi apayrı bir başarı öyküsü. Her dönemi ödüllerle, şampiyonluklarla geçmiş inanılmaz bir kariyer. Oynadığı her takımda iz bırakmayı başaran ender basketbolculardan biri.. Kendi kariyeri dışında ülkesine de birçok ilki yaşatan önder bir sporcu. 19 yılını basketbola adamış bir insan.. Ve son durak Fenerbahçe Ülker!

2006 yılından itibaren giymeye başladığı Fenerbahçe formasıyla arasındaki bağ çok daha eskilere dayanan bir Fenerbahçeli. Maddiyatı, Sarı-Lacivert çubuklu aşkından üstün görmeyen, getirin boş kağıdı imzayı atayım diyen cömert bir spor insanı. Kendisine transferle ilgili sorulan bir soruya "Ben Fenerbahçeliyim. İsmim Fenerbahçe ile özdeşleşti. Taraftarla bütünleştim. Teklifleri için teşekkür ederim ama bize Fenerbahçe'den başka bir takımda oynamak yakışmaz" diyebilecek kadar sıkı bir Fenerbahçeli. 

"Yaşı 36 olmuş daha ne kadar oynayacak ki?" diyenlere, 1,5 yıl sakatlık yüzünden oynamadığı dönemde "Artık dönemez" diyenlere en güzel cevabı hep sahada verdi Mirsad. Yaşıyla ilgili yorum yapanlara sahada 20 yaşındaki gençlerden daha çok koşarak, onlardan daha çok maça asılarak, onların pes ettiği anlarda ağabey vasıflarını kullanıp ayağa kaldırarak verdi cevabını. Artık dönemez diyenlere ise; Sadece 5 maçta oynadığı Euroleague Top 16 serisinde elde ettiği "Top 16'nın Ribaund Kralı" apoletiyle ve sahada akıttığı terin yanında kanla cevap verdi. 

Yıldıramamışlardı Mirsad'ı. Çünkü onun kitabında; yenilmekten öte mücadele etmeden kaybetmek yoktu, zorluklar karşısında boynunu eğip kaderine razı olmak yoktu. Onun kitabında; en ufak bir umut varsa onun peşinden gitmek, sahada 40 sayı geride de olsa mücadeleden vazgeçmemek; topu kapmak için yerlere atlayıp, ribaundlara çıkmak vardı. Taraftarın ona karşı olan sevgisi de bundandı işte. Çubukluyu hakkıyla taşıdığı, arma için savaştığı, takım için oynadığı için Mirsad Türkcan tekti. Sakatlık nedeniyle oynamadığı maçlarda bu yüzden tribünler "Mirsad" diye inliyordu. Taraftar onu hep parkede; ribaunda yükselirken, attığı üçlüklerden sonra tribüne dönüp sevgisini belli ederken, kenarda olduğu anlarda benchin arkasında topla ısınırken, kenardan bir coach edasıyla arkadaşlarına taktik ve moral verirken görmek istiyordu.

Ama bugün bizler için üzücü bir haber geldi Mirsad'tan. 19 yıllık aktif basketbol kariyerini noktalayacağını açıkladı Mirsad. Benim gibi basketbolu onunla sevmiş binlerin, milyonların gözleri doldu bu habere. Eski anılar canlandı hemen gözlerde. Ve tekrar tekrar okuduk o haberi belki yanlış okuyoruz diyerekten. Ama haber doğruydu. Fenerbahçe'nin mücadeleci ruhu, sahadaki savaşçısı, ateşleyicisi artık parkede olmayacağını açıkladı.

21 yada 22 Temmuzda düzenleyeceği basın toplantısıyla bu kararını açıklayacağını ve büyük ihtimalle de bu kararından geri dönmeyeceğini söyledi Türk Basketbolunun efsanesi. "Yıllarca basketbol oynadım, arzuladığım tüm hedeflerime ulaştım. Zirvedeyken de bırakmak gerektiğini düşünüyorum. Zaten vücudum da çok yoruldu. Bu dakikadan sonra da, Türkiye’de, Fenerbahçe’den başka takımda asla oynamam, zaten bana da böyle bir şey yakışmaz. Kemal ağabeyle de (Kemal Dinçer) konuştum, aynı şeyleri ona da söyledim. O da beni tebrik etti. 1-2 sene daha oynayabilirdim ama dediğim gibi Fenerbahçe dışında bir takımda oynamam bana yakışmaz" diye de bizlerin dolan gözlerimizde daha fazla tutamadığımız damlaların akmasına neden olan sözleri de ekledi. 

Ve devam etti; "Fenerbahçe’nin bana yaptığı teklif paradan da önemli. Ben basketbolu bıraktıktan sonra 6 numaralı forma emekliye ayrılacak, forma salona asılacak. Bir daha da 6 numaralı formayı kimse giymeyecek. Bu teklif her şeyden daha önemli. 12 ya da 16 Eylül’de görkemli bir jübile maçı yapacağım. Jübile maçında rakibimiz CSKA Moskova ya da Real Madrid olacak." diyerekten.. Bu biraz gülümsetti bizleri. Çünkü efsane hak ettiği gibi uğurlanacaktı. Bu gururu yaşamayı hak etmişti. Bu zamana kadar eklediği ilklerinin arasına; "Forması emekli edilen ilk Türk Basketbolcu" ünvanını da ekleyecekti. Üstelik Türk Basketbol Tarihinin bu zamana kadar görmediği bir şekilde görkemli bir jübile ile gerçekleşecekti bu ilk. Salona asılacak olan forma gönül verdiği Fenerbahçesinin forması olacak. Bu takımda artık hiç kimse 6 numaralı formayı giyemeyecek, salonda asılı bir şekilde gelecek nesillere Mirsad'ı anlatacak. İlerleyen yıllarda salona gittiğimizde her o formayı gördüğümüzde Mirsad'ı hatırlayacağız ve yanımızdaki eş-dost-çocuk her kimse ona dönüp; "Bak orada asılı olan forma var ya, Türk Basketbolunun en büyük efsanelerinden birinin forması. Böyle bir onuru yaşayan ilk basketbolcunun forması. O forma adam gibi adam; Mirsad Türkcan'ın forması" diyeceğiz.

Basketbolu bıraktıktan sonra ise takımdan kopmayacağını ve Fenerbahçe'de görev alacağını açıkladı. Zaten parkeden ayrılsa bile bu kulüpten ayrılamazdı. Bırakmazdı taraftar onu. Parkede onu görmeyi hepimiz çok özleyeceğiz. 

Bize bu zamana kadar yaşattığın tüm başarılar için TEŞEKKÜRLER MİRSAD TÜRKCAN. Salonda asılı duracak olan 6 NUMARA; hep seni hatırlatacak bizlere...

3 Temmuz 2012

%99 Aziz Yıldırım



O kadar komik iddialar var ki artık okurken gülüyorum. Fenerbahçeliler diğer insanlar tarafından suçlanıyor. Şike’yi savunduğumuz düşünülüyor çoğu tarafından. Bizim daha neyi savunduğumuzu bile idrak edemeyecek kadar gözleri kör olmuş vaziyette.

Aklıselim, şerefli, onurlu hiçbir insan haksız kazancı savunamaz. Savunan varsa zaten insan değildir. Haysiyetsizin, şerefsizin önde gidenidir.

Aziz Yıldırım, son 3 yıldır kendi taraftarları tarafından sorgulanıyordu. Zico’dan sonra aldığı kararlar hep sorgulandı. Ne zaman bırakacağı konuşuluyordu ve bırakacağı tarihi dahi artık kendisi dile getiriyordu. Taraftar grupları ve kulüp içindeki muhalefet cephe almıştı. 

Medya ise artık son darbeleri vuruyordu Aziz Yıldırım’a. Aziz Yıldırım da bırakmayı kabullenmişti.

Peki, ne oldu da Aziz Yıldırım’a cephe alan bu grup 3 Temmuzdan beri neredeyse sırt sırta verip Aziz Yıldırım'a destek verdi?

Mahkeme belgeleri, kanıtları nasıl koydu da bu %99’luk grup Aziz Yıldırım’ı asmak yerine ölümüne destek verdi?

Bu belgelerin inandırıcılığının seviyesi maalesef budur. Tamamen komedidir. Tamamen skandaldır. Bugün çok savunulan Türk Adaleti olmayan belgelerle ve kanaate dayalı bir karar vermiştir. Bu hukuk adına bir skandaldır.

Nasıl belgelermiş ki bunlar Aziz Yıldırım düşmanı muhalefet, medya, taraftar Aziz Yıldırım dostu oldu?

Beşiktaş taraftarlarının yaptığı gibi sırtlarını dönselerdi Aziz Yıldırım’a şu an yaşadıklarının %10’unu bile yaşamamak varken neden dönmedi bu adamlar?

Çünkü ortada bir belge yok!

Belge olmadığı için de bu %99’luk kitle bile Aziz Yıldırım için ölüyor!

En basitinden örnek benim nişanlım futbolu hiç sevmezken neden bu süreç içinde Aziz Yıldırım sevdalısı olabiliyor? Belgeler neden ona bir şeyler gösteremiyor?

Çünkü ortada bir belge yok!

Mahkeme yalan mı söyleyecek yalanını bu %99’a yutturmaya kalkmayın çünkü artık yutmuyorlar. Bu ülke Atatürk öldüğünden beri adaleti unutmuştur. Bakın mahkemelerin aldıkları kararlara skandallarla doludur.

Bıraktım 1938’i, son 5 senedir Ergenekon, İnternet Andıcı, Balyoz, Deniz Feneri vb gibi ÖYM’lerce katledilen davaları gören her aklıselim vatandaşın bu skandallar karşısında biraz susup icazet alması gerekir.

Fenerbahçe taraftarı aptal değildir. Koyun da değildir. Salak hiç değildir. Vefasız da değildir. Bu ülkede kimin aptal, kimin koyun, kimin salak, kimin vefasız, olduğunu çok iyi görmektedir.

Sen şikeyi belgelerle ortaya koymadığın müddetçe de Aziz Yıldırım onlar için bir efsane olarak kalacaktır. Aziz Yıldırım için gözyaşı dökeceklerdir. Babası gibi sevecektir. Aziz Yıldırım’ı Fenerbahçe’den üstün gördüğü için sevmeyecektir. Aziz Yıldırım, Fenerbahçe’nin ta kendisi olduğu için sevecektir. Çünkü Fenerbahçe’nin tanımdır o. 

24 Haziran 2012

Benvenuto Pianigiani



Kötü geçen sezonun sona ermesinin hemen ardından Fenerbahçe Ülker'in Neven Spahija ile yollarını ayırdığının açıklanmasıyla birlikte yeni antrenör için birçok isim ortaya atıldı. Bu ortaya çıkan isimlerin hepsiyle de görüşüldü. İlk olarak Messina ismi ön plana çıkartıldı. Başarılı antrenör ile anlaşıldığı hatta menajeri aracılığıyla İstanbul'dan ev bile baktığı iddia edilmişti. Kariyeri büyük başarılarla dolu bu isim haliyle tüm taraftarlarda büyük bir heyecan yarattı. %99 gibi çok ciddi de bir "garanti" verilmişti. Ancak Messina konusunda beklenen olmadı. Kesin anlaşıldı denilen hoca ile anlaşma imzalanmadı. Messina, CSKA'ya gitti. 

Messina'nın ardından Panathinaikos ile çok büyük başarılara imza atmış olan Avrupa Basketbolunun Efsane ismi Zeljko Obradovic ismi ön plana çıktı. Pana'dan ayrıldığını açıkladığı gibi Kemal Dinçer'in Atina'ya gittiği ve transferin gerçekleşmesi için Obradovic ile masaya oturduğu konuşulur olmuştu medyada. Obradovic'ten gelen ilk sinyaller olumluydu aslında. Tamam bu sefer olacak Fenerbahçe Ülker bombayı patlatacak deniliyordu ama Obradovic'te olmadı. İstediği maddi gerekçeler oldukça fazlaydı. Bu nedenle Obradovic ile de anlaşma sağlanamamıştı.

Obradovic ile birlikte ismi anılan diğer "kurt hoca" ise Ivkovic'ti. Olympiacos'ta tarihi bir sezon geçiren ve hem Yunan Ligi'ni hem de Euroleague'i kazanan başarılı antrenör, Yunanistan'daki ekonomik kriz nedeniyle görevinden ayrıldığını açıkladı. Ancak bu kararını verirken başka bir kulüp takımı çalıştırmayacağını ve Sırp Milli Takımına yoğunlaşacağını açıkladı. Daha önce kendisiyle görüşülmesine rağmen böyle bir karar vermiş olması bu transferide ortadan kaldırdı.

Bu üç ismin dışında Maljkovic ve Tanjevic isimleri de medyada yer almıştı ama bu iki isme de teklif götürülmemişti. Son olarakta Siena'da doğmuş, doğduğu şehrin takımında 10 sene yardımcı antrenör olarak görev yapmış ve 2006 yılından itibaren A Takımda Baş Antrenörlük görevine getirilmiş olan Avrupa Basketbolu'nun Mourinho'su olarak tabir edilen bir isim gündemimize geldi. Mourinho benzetmesini ben pek kabul etmesem de genç yaşı itibariyle yakaladığı başarılar göz önüne alınarak yapılmış bir benzetme olarak düşünüyorum. Siena'yı 6 sezonda üst üste 6 kez Lig Şampiyonu yapan, 5 Kez İtalya Süper Kupası'nı kazanan, 4 kez İtalya Kupasını müzesine götüren ve 2 kez de Siena'yı Euroleague'de Final Four'a taşıyan antrenör Simone Pianigiani Fenerbahçe Ülker ile anılmaya başlandı. Siena'nın Avrupa'daki kriz nedeniyle yeni yapılanma kararı alması üzerine Siena'dan ayrılacağını açıklayan tecrübeli antrenör ile Kemal Dinçer birçok kez görüşme yapmış ve her görüşmeden de olumlu izlenimlerle ayrılmış. 24 Haziran 2012 Pazar günü ise Siena'da doğup büyüyen, antrenörlük kariyerine bu şehrin takımında başlayan ve 16 sene bu takıma hizmet eden Pianigiani Fenerbahçe Ülker ile 2+1 yıllık sözleşme imzaladı. Bu Pianigiani'nin İtalya dışındaki ilk antrenörlük deneyimi olacağı için kendisi içinde özel bir durum.

Pianigiani, Avrupa Basketbolunun en başarılı genç antrenörlerinden biri. Aynı zamanda İtalya Milli Takımında da görev yapıyor. Pianigiani'nin takımının en büyük özelliği her zaman sistem takımı olmasıdır. Kafasındaki oyun sistemine uyan karakterli oyuncuları alır. Bu sisteminin en belirgin özelliği ise istikrarlı olmasıdır. Kendi liginde 6 kez üst üste şampiyon olması, Euroleague'de her sezon en az son 8'e yükselmesi, rakip kim olursa olsun hiçbir seride pes etmemesi bu sisteminin en büyük özelliği. 2010/11 sezonunda Euroleague'de oynanan Olympiacos serisinde ilk maçta 50 sayı fark yemelerine rağmen nasıl seriyi kazandıklarını hatırlayalım. Pianigiani'nin sisteminde asla pes etmek yok. Takıma bu karakteri çok iyi aşılayan bir coach. Fenerbahçe Ülker ile 2+1 yıllık sözleşme imzalaması da takımımızda kendisine gereken sürenin tanınacağının bir göstergesi. Yönetim ona bu süreyi tanırken taraftarda ona yardımcı olması gerekiyor. Desteğini asla çekmemeli. Ki Fenerbahçe taraftarının Pianigiani'ye istediklerini yapabilmesi için gereken zamanı tanıyacağına da inanıyorum. 

Bir çok kişi için Obradovic, Ivkovic isimleri anılırken Pianigiani'nin getirilmesi hayal kırıklığı yaratmış olabilir ama Pianigiani asla küçümsenecek bir coach değil. Avrupa Ligi'nde kendisini ispat etmiş, istikrarını sürdürmüş bir antrenör. Bu takımda büyük başarılara imza atabilecek donanımda ve kabiliyette olduğu da bir gerçek. İstediği kadroyu kurması halinde Fenerbahçe Ülker için daha güzel günler çok yakın olacak. Artık Pianigiani'de Büyük Fenerbahçe ailesinin bir parçası. Benvenuto Pianigiani...

*** Benvenuto: İtalyanca’da “Hoşgeldin” demek.

2 Haziran 2012

Basketbol Şubesinde yeni yapılanma hızlı başladı


Fenerbahçe Basketbol Şubemizde, Aydın Örs'ün istifasıyla boşalan Genel Koordinatörlük koltuğuna Kemal Dinçer getirildi. Kulübümüzün resmi internet sitesinden yapılan açıklamada "Altyapımızda başladığı basketbol kariyerinde uzun yıllar formamızı giyen Kemal Dinçer, Basketbol Şubesi Genel Koordinatörü olarak camiamızda görev almaya devam edecek. Büyük Fenerbahçe Ailesi’nin bir parçası Sayın Kemal Dinçer’e hoşgeldin diyor; başarılar diliyoruz." ifadelerine yer verildi.

Kemal Dinçer eski bir basketbolcudur. Fenerbahçe Basketbol Takımının efsane oyuncularından Altan Dinçer’in oğlu. Basketbola Fenerbahçe altyapısında başlamış ve uzun yıllar Fenerbahçe formasıyla mücadele etmiştir. 1991 yılında Fenerbahçe Erkek Basketbol Takımımızın kazandığı ilk lig şampiyonluğunda da kadromuzda yer almıştır. Basketbolu; başladığı yerde yani Fenerbahçe'de bırakmıştır. 2001-03 yılları arasında Fenerbahçe Profesyonel Futbol A Takımımızda menajerlik görevini üstlenmiştir. Kemal Dinçer ayrıca TBF ve TFF'de de çeşitli kademelerde yönetici olarak görev yapmıştır. 

Basketbol Şubemizde Aydın Hoca'nın yerine göreve getirilmesi belki akıllarda soru işaretleri oluşmasına neden olabilir. Aydın Örs kadar tecrübeli, deneyimli ve basketbolun teknik boyutunu iyi bilen biri olduğunu söyleyemeyiz ancak  yönetici vasfı açısından hiçte yadırganmayacak bir bilgi ve deneyime sahiptir. Fenerbahçe Basketbol Şubesine Aydın Örs'ten sonra idari anlamda görev yapabilecek belki de tek kişidir. Hem basketbolun içerisinden gelmesi hem de yönetici vasıflarının güçlü olması Kemal Dinçer'in günümüz şartlarında ne kadar doğru bir karar olduğunun göstergesidir. Benim en büyük temennim; Aydın Hoca'nın karşılaştığı muameleyle karşılaşmasın. Bu kez görev tanımına uyan tüm haklar -kısıtlanmadan- kendisine verilmiş olsun. Kemal Dinçer'e yeni görevinde başarılar diliyorum. İnşallah onun koordinatörlüğünde Fenerbahçe Basketbol Şubesi (özellikle Erkek Basketbol) hedeflenen başarılara  artık ulaşır.

Bu yeni yapılanma ile ilgili gelen birkaç bilgiyi de sizlerle paylaşmak istiyorum. Bildiğiniz gibi Fenerbahçe'de yeni yönetim kurulu seçilmesine rağmen henüz görev dağılımı yapılmadı. Yani şu anda Semih Özsoy vekâleten basketbol şubesinin sorunlarıyla ilgileniyor. Ancak şubede konuşulanlara göre Fenerbahçe Ülker (basketbol şubesinin tamamı değil) yeni yönetimde yer alan İsfendiyar Zülfikari’ye bağlanacak. Yani Fenerbahçe Ülker'den İsfendiyar Zülfikari doğrudan sorumlu olacak. Bunun ne zaman ve ne şekilde olacağı, İsfendiyar Zülfikari’nin görev tanımının ne olacağı henüz belirsiz. Bu konu netleşirse yine sizlere bilgilendirme yaparım. 

Son olarakta coach arayışlarına değinelim. Bildiğiniz üzere Messina ile daha önce çok büyük ölçüde anlaştığımız yazılmıştı. Bunu da buradan sizlerle paylaşmıştım. Ancak Messina'nın yüksek ücret talep etmesi bu anlaşmayı zora soktu diyebiliriz. Fenerbahçe Ülker'in yeni hocası bana göre Yunanistan'daki final serisinde karşılaşan iki coach'tan biri olacak. Her ikisiyle de görüşmeler sürüyor. Hangisi gelir derseniz o konuda net bir yorum yapamam. Ama büyük olasılıkla yeni coach önümüzdeki hafta (Bu akşam Yunanistan ligi final serisi sonlanıyor) açıklanacak. Hocanın açıklanmasının hemen ardından ise transfer çalışmaları başlayacak. Yerli oyuncu transferiyle ilgili gelen ilk bilgiler Birkan Batuk'un gelecek sezon büyük ihtimalle formamızı giyeceği yönünde. Sözleşmesi biten oyuncularla ilgili son kararıda yeni coach kendisi verecek.

15 Şubat 2012

Sabır taşı çatladı coach!!


Sezon başından beri ortaya konulan oyun ortada. Her yeni gün "hadi bu sefer olacak" diye diye bu günlere geldik. Taraftar bu güne kadar sabretti. Her ne olursa olsun takımının yanında, belki kötü oyun oynanacağını tahmin etse bile sırf "Fenerbahçe Arması"nı yalnız bırakmamak için deplasman, iç sahaya falan dinlemedi, koştu salonlara. Hepsinin tek bir isteği, arzusu vardı. O da; "Sahaya çıkan her oyuncunun taşıdığı formayı hak eden bir oyun sergilemesi" Bu çok zor bir şey mi? Bence değil.. Oyuncuya değinmişken ya coach'tan beklenti neydi? Kiğılı marka takım elbisesinin, ceketindeki armaya en iyi şekilde hizmet etmek değil mi? Peki bu hizmeti bu zamana kadar görebildik mi? Ne yazık ki Hayır..

Kötü gidişat sezon öncesinden belliydi. Hazırlık dönemi de dâhil olmak üzere takımda uyum probleminin olduğu, maç içerisinde çok fazla inişler çıkışlar yaşandığı herkes tarafından görülüyordu. Peki ya coach bunu görebiliyor muydu? Bence hayır.. O, diline dolandırmış bir tane "sakat oyuncularımız var" lafını hep bunun arkasına saklandı. Kendi deyimiyle "kontratının son senesinde olmasından dolayı" oyuncuların onu kaale almadığını, hiçbirinin kendisini takmadığını söyledi. Nasıl oluyor da mesleği basketbol oynamak olan, bu işten para kazanıp, evine ekmeğini götüren oyuncular; "Hop hoca, sen kimsin ki bize taktik veriyorsun? Zaten sezon sonu yolcusun." misali hocanın sözlerini dinlemiyor. Böyle birşeyin olması mümkün mü? Oyuncu koçu sevmek zorunda değildir ama ekmek yediği, parasını kazandığı takıma aldığı paranın karşılığını vermek durumundadır. Üstelikte bu şubenin başında Aydın Örs gibi Türkiye'nin en otoriter ve en disiplinli bir ismi varken, böyle olaylar yaşanacak ve buna Aydın Örs sessiz kalacak öyle mi? Kimse kusura bakmasın ama bu gülünç bir durumdan başka bir şey değil. Coach'un arkasına saklandığı bahanelerin hiçbirinin akılla örtüşür bir yanı yok.

Gelelim günümüze.. İki Panathinaikos mağlubiyeti ile tekrardan alevlenen, Bandırma Kırmızı mağlubiyeti ile tavan yapan ve dün akşam Anadolu Efes ile oynanan Türkiye Kupası maçıyla sabır taşlarını çatlatan gerilim hattına. Peki, neler yaşandı bu süreçte onlara değinelim. İçerde ve dışarda oynadığımız Panathinaikos maçlarında hiçbir varlık gösteremeden farklı kaybettik. Ligimizin son sırasında yer alan ve sadece 1 galibiyeti bulunan Bandırma Kırmızı maçında şok bir yenilgi aldık. Bunun akabinin de Anadolu Efes ile, son şampiyon ünvanıyla çıktığımız Türkiye Kupası Çeyrek final maçında son periyottaki yıkımla sahadan farklı mağlubiyetle ayrıldık. Peki bu mağlubiyetlerin Spahija gözündeki sorumlusu kimdi? Cevap: Sakat Oyuncular!! Sezon başından beri ağzından düşürmediği bu söz yine çıktı karşımıza.. Efes maçının ardından düzenlenen basın toplantısında "maç içinde devamlılığımızın düşük olduğunu, şu anda içinde bulunduğumuz durum, sakatlıklar, yorgunluk ve "kötü basketbolun" tam olarak gerçek oyunumuzu oynamamıza izin vermediğini söyledi Spahija.

Durumdan şikayet etmiş. İyide durumu bu hallere getiren kişi kendisi. Zamanında gereken hamleleri yapabilseydi bu durumlara bu takım gelmeyecekti. Tedbirleri zamanında alsaydı bu sıkıntılar yaşanmayacaktı. Sakatlıklara da değinmeden bir toplantıyı daha tamamlamamış. Evet, çok önemli sakatlarımız var. Ama bu takım ilk defa sakatlıklarla boğuşmuyor hocam. Bunu sende çok iyi biliyorsun. Geçen sene bu takım sakatlıklarına rağmen Euroleague'de Top 8'in kapısından döndü, lig ve kupada şampiyon oldu. O zamanki sakatlıklar etkilemedi mi oyunu? Bu seneye özgü bir şey mi bu sakatlıklar? Yorgunluk konusunda yorum yapmak bile istemiyorum. Çünkü sezon öncesi derin kadro kurmanın en büyük nedenidir bu yorgunluklar. Peki, sezon öncesi bu düşünülerek kadroya yapılan takviyeler ne durumda.. Görüyoruz Curtis ve Gist'in durumlarını.. Biri kadroya alınmadı ki ona da birazdan değineceğim. Diğeri ise, sahada basketbol zekâsından yoksun sadece şova yönelik hareketler peşinde koşan Gist. Bojan'a fazla yüklenmek istemiyorum çünkü coach onu oyun içerisinde en verimli kullanacak opsiyonları bir türlü yaratamadı. Kötü oyuna gelince orası tam bir muamma. Neden muamma dedim onu açıklayayım. Sezon başından beri belli olan bu durumu coach sanırım yeni fark ediyor ki, sezonun yarısının tamamlanmış olmasına rağmen hala kötü oyun diyebiliyor. Sormazlar mı adama bu zamana kadar neredeydin diye? Üzülerek görüyorum ki, koskoca Fenerbahçe Basketbol Şubesinde bunu soran da yok!

Curtis konusuna gelecek olursak, bu zamana kadar alınan tüm olumsuz sonuçların, kötü oyunların, sakatlıkların, içinde bulunduğumuz durumun, yorgunluğun faturası bu Amerikalı arkadaşa kesildi. Niye kesildi? Çünkü sabırların taştığı bu ortamda mutlaka ortaya bir suçlu atılmalıydı. O da Curtis'e fatura edildi. Sezon öncesi Curtis'i takıma aldıran kim? Spahija. Sözümü dinlemiyor deyip, tüm olayların sorumlusunu Curtis ilan eden kim? Spahija. "Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu?" demezler mi adama? Kendi getirdiğin adama söz geçiremiyorsan niye aldın arkadaş? Niye takımın boşu boşuna bir yabancı hakkını gasp ettin. Hiç mi izlemedin Curtis'i? Hadi canlı izlemedin, aç interneti Adriyatik ligini izleyebileceğin birçok link var. Aç izle!! Ama transferde olduğu gibi, sahada da yaptığın hataların faturasını tek bir adama kesme!! Onu taraftarın önüne atma!!

Neden mi? Hırvatları bilmiyorum ama biz Türkler o hamleleri yemeyiz hoca. Türkiye'de kötü giden işlerin faturası her zaman baştakine kesilir.. Şunu da söyleyeyim, bunca taraftarı sakın salak yerine koyma.. Sende olduğu gibi bu taraftarda da iki tane göz var. Neyin ne olduğunu görebiliyorlar. Bizde bir söz vardır hoca.. "İnsan onuruyla yaşar" diye. Sende onurunla; başaramadım, tüm camiadan özür diliyorum diyip istifanı ver. Bu olanların ardından hiç yoksa seni "Spahija onurlu bir adamdı" diye analım.

Artık sabır taşı çatladı coach... Geri dönülemez noktaya geldik...

29 Ocak 2012

Fişi Bojan Bogdanovic çekti


2011-2012 sezonu Beko Basketbol Ligi'nin ikinci yarısı dün oynanan maçlarla başladı. İkinci yarının açılış maçında Fenerbahçe Ülker Basketbol Takımımız, deplasmanda Trabzonspor ile karşılaştı. Maç boyu geride götürdüğü maçı, son periyottaki etkili oyunuyla uzatmalara taşıyan Sarı-Lacivertli Ekibimiz, uzatma dakikalarında da iyi oyununu devam ettirip maçı on sayılık farkla 74-84 kazandı. Takımımız bu galibiyet ile ligin ikinci yarısına iyi bir başlangıç yapmış oldu.

Bu sezona istediği gibi başlayamayan takımımız, ligin ilk yarısında 10 galibiyet ve 5 mağlubiyet alarak puan sıralamasında 6. sırada yer alıyordu. Ligin ikinci yarısına yeni salonun verdiği moralle başlayacak olan takımımızdan elbette ki en büyük beklentimiz sezonun ilk yarısındaki, o her maç birbirini tutmayan, devamlılığı olmayan görüntüsünden kurtulup artık her maç bir önceki maçta gösterdiği performansı sergileyebilen hatta onunda üzerine çıkan bir Fenerbahçe Ülker. Ancak dün gördük ki bu şu an için gerçekleşmiş değil. Trabzonspor basketbol olarak ligimizdeki 2. hatta 3. sınıf bir takım. Bizim dün bu takıma karşı rahat bir şekilde kazanmamız gerekiyordu. Rakibin kurduğu taraftar baskısı belki oyuncularımızda bir konsantrasyon eksikliğine yol açmış olabilir ancak kadromuzdaki her oyuncunun bu tür atmosferleri oynama tecrübesi ve yeteneği var. Bizi en çok endişelendiren noktada bu aslında. Bu sene bir türlü oyuncularımızın gerçek performanslarını izleyemedik. Son haftalarda Bojan, Oğuz, Tomas ve özellikle Fenerbahçe'ye geldiğinden beri belki de en başarılı sezonunu geçiren Kaya iyi durumda olsalar da bu oyuncularımızın dışındaki diğer oyuncular şu anda gerçek performanslarının çok altında. Sadece oyuncularımız değil coach Spahija'da kendi performansına bir türlü ulaşamadı. Her maç hatalar yapmaya devam ediyor.

Dediğim gibi Trabzon’a karşı maçı çok erkenden koparmalıydık. Ancak bu olmadı. Maçın son periyoduna kadar hep gerideydik. Hatta üçüncü periyotta Trabzon farkı 13 sayıya kadar çıkarmıştı. Bu takım karşısında maçın içerisinde 13 sayı geriye düşmek oldukça düşündürücü. Bu duruma gelmenin birçok nedeni vardır elbet. Ama ben tek bir nedenden bahsedeceğim. "Pota Altı Savunması" Dün oynanan maçta pota altımızı özellikle Elton Brown çok etkili kullandı. Topu pota aldığımızda her aldığında sayıyla döndü. Birde bu yetmezmiş gibi birçokta basket faul kazandırdık rakibe. Eğer pota altında faul yapmaya karar verdiysen o top o potaya girmeyecek arkadaş. Dün bu zaafımızdan çok sayı buldu Trabzon. Bir de üstüne hücumda bitirici olamayışımız eklenince sahada herşey gittikçe zorlaştı. Maçın ilk üç periyodunda hiç bir varlık gösteremememizin en büyük nedeni bana göre bunlardı. Ancak bu dakikalarda takım adına savaşan kahramanlara da değinmeden olmaz; Bojan Bogdanovic, Kaya Peker, Marko Tomas ve Mirsad Türkcan!! Bu dört isim sahada herşey kötü giderken sorumluluk almaktan kaçınmadı. Savunma ve hücum hattında tıkandığımız anlarda hep ilk imdadımıza koşan bu dört isim oldu. Sorumluluk aldılar, şut kullandılar, savunmada çok fazla efor sarf ettiler. Maçı kazandıysak bu dört oyuncunun çok büyük emek ve özverisi ile kazandık.

Gelelim maçın kırılma dakikalarına. Yani dördüncü periyoda. Bu ana kadar hücumda takımımızı sırtlayan isimlerin başında olan Bojan Bogdanovic'in arka arkaya bir üç sayı, birde smaç ile bitirdiği hücumlara Marko Tomas'ta katkı yapınca bir anda son periyada 9-0'lık bir seriyle başladık. On sayı geride girdiğimiz son periyotta farkı bir anda bir sayıya düşürdük. Takımımızın üst üste bulduğu sayılar karşısında Trabzonspor mola almak durumunda kaldı. Mola Trabzon'a yaramış olacak ki, dönüşünde Jonathan Gibson ile periyottaki ilk sayılarını buldular. Ardından boş döndüğümüz hücumda potamızda Jonathan Gibson'ın üçlüğünü de görünce maçın bitimine 6 dakika kala yeniden 6 sayı geriye düştük. Bojan, Emir ve Tomas'ın arka arkaya bulduğu üçlüklerle uzun bir aradan sonra öne geçmeyi başardık. Bu dakikadan itibaren karşılıklı basketlerle geçilen maçta kırılma noktası ise; bitime son 20 saniye kala 66-68 öndeyken Emir'in kullandığı iki serbest atışı da kaçırması oldu. Bu atışlardan biri sayı olsaydı maç uzatmaya kalmayacaktı. Ardından sayı çizgisine giden Jonathan Gibson iki atışı da baskete çevirince maç uzatmaya gitti.

Son periyotta on sayılık farktan geri dönen Sarı-Lacivertli Ekibimiz bunun vermiş olduğu moral ile uzatma periyodunada fırtına gibi başladı. Bojan Bogdanovic ve Mirsad Türkcan'ın etkili oyunuyla farkı 7 sayıya çıkardık. Hücumda Bojan ve Mirsad'ın etkili oyununa, savunmada da Kaya kritik anlarda yaptığı 2 blok ile destek verdi. Bu skor avantajını arttırarak koruyan takımımız sahadan da 74-84 galip ayrılmasını bildi.

Maçta 27 sayıyla oynayan Bojan Bogdanovic maçın ve takımımızın en skorer ismi oldu. Son haftalardaki çıkışını sürdüren genç oyuncu artık ben bu takımın en büyük skor opsiyonuyum mesajını da herkese vermeye başladı. Kritik anlarda sorumluluk alması ve geldiği günden beri en büyük dezavantajı olarak görülen oyunun savunma yönünü de çok geliştirmesi Bojan'ın geleceği için ve takımımız için büyük bir kazanç. Kendine bulmaya başladı. Avrupa'nın en genç skorerlerinden biri olduğunu şimdilerde bizlere de ispatlıyor. Fenerbahçe Ülker'e hoşgeldin Bojan!

Mirsad Türkcan.. Aslında bu ismi duyduğumuzda söyleyecek o kadar çok şey var ki, onları anlatmaya sayfalar yetmez. Tartışmasız Türk Basketbolunun en önemli yıldızlarından biri. "winner" özelliğiyle çok fazla dikat çeken bir isim. Sahada bulunduğu dakikalarda o hırsıyla sadece kendisini değil, takım arkadaşlarını ve taraftarları da ateşleyebilme özelliğine sahip. Sahada hiç skor katkısı vermese bile mutlaka olması gereken bir oyuncu.. Belki hücumda bulacağı sayıları değil ama takım arkadaşlarını hırslandırıp, ateşlemesi bize çok maç kazandırır. Avrupa Basketbolunda da efsane olmuş bir isim. Euroleague'in gelmiş geçmiş en iyi ribaundcusu olmak her babayiğidin harcı değildir. Bu onur Mirsad Türkcan'ın..

Gelelim Kaya Peker'e. Fenerbahçe'ye geldiği günden beri en etkili oyununu oynuyor. Belki de hücumda çok fazla üretkenlik sağlamıyor ama savunmada ortaya koyduğu yürek ve mücadele ayakta alkışlanacak cinsten. Panathinaikos maçı öncesi savunmamızda en çok güven veren isim konumunda. Gerçek Kaya'yı bizlere izlettirmeye başladı.

Bir dipnotta Trabzon taraftarına.. Maçta, Başkanımıza ve oyuncularımıza toplu halde etmedikleri küfür ve hakaret kalmadı. Ancak gelin görün ki sadece maçta bir tane anons yaptırıldı. Bunu neden yazdığımı hepiniz anlamışsınızdır. Bunun üzerinde fazla durmak istemiyorum çünkü herşeyin ne olduğu açıkça ortada. Sadece verilecek cezayı çok merak ediyorum. Trabzon taraftarına son olarakta yazımda kullandığım yukarıdaki fotoğrafı hatırlatmak istiyorum. Kendi evinizde sizi susturmak bizim için büyük bir zevkti. Yukarıdaki fotoğrafı hediye kartpostal olarak Trabzonlu dostlarımıza(!) göndermek isterseniz kartın arkasına; "Trabzon taraftarına, Bojan Bogdanovic’ten sevgilerle…" yazmayı unutmayın.

Şimdi önümüzde kritik bir Panathinaikos maçı var. 2 Şubat Perşembe akşamı 20:30'da, Fenerbahçe Ülker Sports Arena'da oynanacak olan bu maçta yine salonu doldurup, takımımıza en büyük desteği vermemiz gerekiyor. Panathinaikos kendi evimizde yenebileceğimiz bir takım. Yeter ki oyuncular ve taraftarlar buna inansın. Mücadelenin biletleri Biletix'ten satışa sunuldu. Zaman kaybetmeden almanızı öneririm.

26 Ocak 2012

Ülker Sports Arena'ya galibiyetle "Merhaba" dedik


Dün akşam Turkish Airlines Euroleague Top 16 G Grubu 2. Hafta maçında Fenerbahçe Ülker Basketbol Takımımız, İtalyan temsilcisi EA7 Emporio Armani Milano ile yeni salonumuz Fenerbahçe Uluslararası Spor Kompleksi Ülker Sports Arena'da karşılaştı. Fenerbahçe Ülker Sports Arena'nın açılış maçı olma özelliği taşıyan bu önemli gecede Sarı-Lacivertli Ekibimiz baştan sona kafa kafaya giden maçı 65-63'lük skorla kazanarak Top 16 gruplarındaki ilk galibiyetini aldı. Salonun açılışını sizlere ayrı bir yazı olarak aktarmak istiyorum. Bu nedenle bu yazıma salonun açılışını eklemek istemedim. Bu yazıda maçın değerlendirmesini yapmak daha doğru olacaktır.

Öncelikle maçın düşük skorlu geçmesinden başlamak istiyorum. EA7 Emporio Armani için bu çok büyük bir engel olmasa da normal sezonu 78.5 sayı ortalamasıyla oynayan Fenerbahçe Ülker için bu epey düşük bir skor oldu. Elbette ki bunun bazı nedenleri vardı. Öncelikle yeni salon bu konuda ilk sırayı almakta. Yeni bir salon, yeni tribünlere karşı, taraftarında ilk kez organize olduğu bir maçta çok yüksek bir skor beklemek açıkçası çok ütopik olurdu. Üstelik salonun yeni açılmış olmasından dolayı potalarında oldukça sert olması da bu duruma sebep oldu. Diyeceksiniz ki; "potanın serti, yumuşağı mı olur?" Evet, olur efendim. Özellikle yeni potalarda çember hiçbir darbeye (smaç vb.) maruz kalmadığı için oldukça serttir ve atılan her topta çemberde esneme olmaz. Ancak zamanla bu potada basketbol oynandıkça, çember esnemeye başlar. Esneklikten kasıt atılan toplar çembere her çarptığında çemberde belli bir miktar esneme olacağından skor üretmek kolaylaşır. Ancak dünkü maçta potalar oldukça sert olduğundan birçok top normalde pota önüne düşmesi gerekirken potadan oldukça uzak ve kenarlara düştü. Çemberde esneme olmadığı içinde çembere çarpan her top hız kaybedeceğini sertliğin etkisiyle hız kazanıp potadan geri döndü. Elbette ki oyuncularımızın da henüz potalara tam olarak alışık olmaması da skorun düşük kalmasında önemli bir rol oynadı.

Gelelim maçın değerlendirmesine. Tüm bu etkenleri göz önüne aldığımızda maçın dengeli ve başa baş başlaması beklenen bir durumdu. EA7 Emporio Armani belki de şu anda Euroleague'deki takımlar arasında CSKA Moskova'nın ardından en çok kariyere ve yıldız oyuncuya sahip olan takım olmasına karşın çok dağınık ve takımdaşlıktan uzak bir görüntü çiziyordu. Ancak dün akşamki maçta biraz olsun kendilerini toparlamış olarak gördüm. Ancak şu çok açık ki coach Sergio Scariolo ile takımın yıldızları arasında ciddi bir güvensizlik sorunu var. Bu takımın olması gereken seviyesinden çok daha gerilerde gözükmesine neden oluyor. Biz ise maça yeni salonun vermiş olduğu moral ve istekle hızlı başladık. Ama hücumda topu bir türlü öldüremedik. Karşılıklı basketlerle geçen maçın ilk periyodunu Bojan Bogdanovic'in serbest atışlardan bulduğu sayılarla 2 sayı önde tamamladık.

İkinci periyot son periyoda oranla daha skorlu geçti. Ancak şunu göz ardı etmek olmaz; ilk yarı boyunca yanlış hatırlamıyorsam sadece 3-4 tane asist yaptık. Milano 7-8 tane olması lazım. Bu kendi evimizde oynadığımız bir maçta yapılmaması gereken çok düşük bir yüzde. Özellikle bu sezon guard pozisyonundan çok fazla katkı alamıyoruz asistlerde. Curtis'ın oyun kurma gibi bir opsiyonu ne yazık ki yok. Topu eline aldı mı kendine bire bir yaratıp potaya gitmeyi seven bir oyuncu. Roko'da keza aynı şekilde çok fazla topla oynamayı seven bir guard. Ancak Roko için ufak bir parantez açmakta fayda var. Dün akşam asist ve serbest atışlarda kötü olsa da çok akıllı bir oyun oynadı. Sakatlık dönüşü skor anlamında iyi verim vermesi sevindiriciydi. Hakkını yememek lazım. İkinci periyoda tekrardan dönecek olursak maç boyunca olduğu gibi yine karşılıklı basketlerle ve hücumdan karşılıklı boş dönmelerle geçti. Ancak periyot sonunda Kaya'nın dışarı çıkan topu uçarak oyuna sokması ve atağın sonunda Ukic'in bulduğu üçlükle soyunma odasına önde gitmemiz dün akşamın en güzel hareketiydi. Kaya belki çok fazla skor katkısı vermiyor ama savunmada Vidmar ile birlikte çok büyük efor sarf ediyor ve yüreğini koyuyor.

Üçüncü periyotta ne hikmetse ilk yarıda olduğu gibi yine Marko Tomas'ın turnikesiyle başladı.. Ancak bu periyotta Mancinelli-Fotsis ve (nedense her rakibimizin skor anlamında en kötü oyuncusu hep bize karşı yıldızlaşır :S) Mason Rocca ile sayılar bulan Milano bizim skoru açmamıza bir türlü izin vermedi. Taraftar desteğini de arkasına alan takımımız sonraki bölümde savunma direncini artırıp arka arkaya isabetlerle farkı 6’ya çıkardı ancak yukarıda saydığımız oyunculardan gelen skor katkısı farkın açılmasına engel olunca üçüncü periyodu sadece üç sayılık farkla önde tamamladık.

Maçın final periyodunun ilk dakikalarında Bojan Bogdanovic ve Emir Preldzic ile üstünlüğümüzü koruduk. Kaya'nın hücumda bitirdiği sayı ile farkı 6’ya yükselttik. Bu dakikadan itibaren yine sert savunmaya başlayan takımımıza karşı İtalyan temsilcisinin Fotsis’in uzak mesafeli atışı ile bulduğu sayı maça tutunmalarını sağladı. Ancak Kaya ve Emir ikilisini hücumda da iyi kullanıp farkı 8 sayıya kadar açmıştık. Tam artık bu iş burada bitiyor. Vurup geçeriz diye düşünürken arka arkaya yediğimiz 5 sayı ve kontrolsüz hücumlarımız farkın yine erimesinde önemli rol oynadı. Maçın son anlarında yine klasik Fenerbahçe izledik. Koç Spahija'nın molada çizdiği oyunu gerçekleştiremedik. Emir'in topu alması gerekirken Tomas'a verdik topu. Tomas zamanı eritip içeriye yüklendiğinde ise çok ama çok yanlış bir tercihle topu potaya atmak yerine Kaya'ya pas vermeyi seçti ve atış kullanmadan süre doldu. Bu şu demek oluyordu: EA7 Emporio Milano'ya on hücum için 3.7 saniye süre verdik. Son topu yine iyi savunamadık, boş atışı verdik rakibe ama artık yeni salonun açılışından olsa gerek şans bu gecelik bizden yanaydı ve top çemberi dolaşıp çıkınca 2 sayılık farkla sahadan galibiyetle ayrıldık. Spahija'nın maç sonlarındaki etkisizliği artık sabır taşırmaya başladı. Yine çok kritik bir hücumu değerlendiremeyip, rakibe son topta boş atışı verdik. Bu maçta canımız yanmadı ama Top 16'dan ilerisini hedefliyorsak özellikle maç sonlarını daha iyi oynamamız gerekiyor.

Oyuncu performanslarına gelecek olursak; ilk önce Bojan Bogdanovic ile başlamak gerekiyor. Normal sezonda iç sahada 8.4 deplasmanda ise 16.1 sayı ortalaması ile mücadele etmişti. Dün akşam yeni salonda oynamanın vermiş olduğu heyecan ve hırsla Bojan deplasmanlarda gösterdiği performansı bu kez ev sahibi olduğumuz maçta gösterdi. Maçta attığı her sayıdan sonraki hareketleri bu maça çıkarken kendini ne kadar iyi hazırladığının ve hırsının bir göstergesiydi. 17 sayıyla maçın ve takımımızın en skorer oyuncusu oldu. Daha da önemlisi takımımız adına hücumda sorumluluk alınması gereken zamanlarda o sorumluluğu aldı ve çok kritik basketlere imza attı. Dün akşamın bir diğer başarılı ismi Roko Ukic oldu. Yukarıda kısa olarak bahsettiğim gibi asist ve serbest atışlar dışında gayet başarılı bir maç çıkardı. Hücumda çok akıllı hamlelerle potaya gitti. Rakibi faul sıkıntısına soktu. 16 sayıyla çift haneli sayılara ulaşan son oyuncumuz oldu. Bu maçla ilgili coach'a da değinmek istiyorum. İkinci yarı Oğuz ve Vidmar'a bir saniye bile süre vermedi. Oğuz ilk yarıda bana göre gayet iyi bir performans ortaya koymuştu. Belki bu maç için savunmada iyi bir ikili olan Kaya-Gist kombinasyonunu bozmak istemedi ama bu oyunculara da yer vermesi gerektiğini düşünüyorum. Dün akşam unutkanlıkla ilgili coach'u eleştireceğim en önemli konu Engin Atsür meselesi. Ukic'in yorulduğu zamanlarda oyuna giren Curtis'ın hücum anlamında hiçbir şey üretmemesine rağmen Engin gibi bir oyuncuyu sahaya sürmemek anlatılabilir bir durum değil. Üstelik Roko ve Curtis'ten hiçbir asist katkısı da alınmamışken kenarda asist potansiyali ve oyun kurma zekası üst düzey olan bir oyuncuyu oturtmak izah edilebilir bir durum olamaz. Ancak sakatlığı varsa o zaman bu eleştirim için özür de dilemesini bilirim ama maç boyunca Engin'le ilgili hiç bir sakatlık haberi duymadım. Maç öncesi de ısınırken hiçbir problemi yoktu. Spahija'nın artık takımdaki oyuncuları iyi tanımasının vakti geldi de geçiyor bile. Curtis'le hücum kuramadığımızı gördüğü halde Engin'i kenarda oturtması bana göre Spahija'nın Engin'i tanımadığı anlamına geliyor.. Potansiyali yüksek olan bir oyuncuyu sakatlık sorunu yoksa sahada oynamaması zarardır.

İyisiyle kötüsüyle bir maçı daha kazandık ve Top 16'daki ilk galibiyetimizi aldık. Oynanan oyun genel olarak pek tatmin etmese de herşeyin ilklerinin yaşandığı bir akşamda bunu doğal karşılamalıyız. Dün akşam @FBahceUlker_ twitter adresinden yayınlanan maçın ilklerini ben de buraya ekleyip yazımı tamamlamak istiyorum. Yeni salonla ilgili yazımı daha sonra yazacağım. Hepinize basketbolla dolu günler diliyorum.

- Fenerbahçe Uluslararası Spor Kompleksi Ülker Sports Arena'da ilk basketi oyuncumuz Marko Tomas attı. (İlk Periyot, 09:45)
- Fenerbahçe Uluslararası Spor Kompleksi Ülker Sports Arena'da ilk serbest atıştan basketi Takım Kaptanımız Ömer Onan attı (İlk Periyot, 01:32)
- Fenerbahçe Uluslararası Spor Kompleksi Ülker Sports Arena'da ilk üç sayılık basketi EA7 E.Armani'den Drew Nicholas attı. (İkinci Periyot, 09:35)

8 Ocak 2012

Bitirici darbeyi vuramadık


Beko Basketbol Ligi'nin 14. Haftasında Fenerbahçe Ülker Basketbol Takımımız, Caferağa Spor Salonu'nda Anadolu Efes'i ağırladı. Galatasaray maçında çıkan seyirci olayları nedeniyle ceza aldığımız için salona sadece 14 yaşını doldurmamış olan çocuklar ve bu çocuklara refakat edecek olan bayan taraftarlar alındı. Ömer Onan, Roko Ukic ve Engin Atsür'ün sakatlıkları nedeniyle oynamadığı maçta Sarı-Lacivertli Ekibimiz 83-90'lık skorla sahadan mağlup ayrıldı.

Öncelikle şunu belirtmek istiyorum. Dün oynanan maçta savunmamız inanılmaz yumuşak kaldı. Anadolu Efes'in hücum potansiyeli dün normal zamandakine oranla çok daha düşük iken takımımızın savunma sertliğini koyamaması, Efes'in kolay sayılar bulmasına neden oldu. Tabi ki Efes adına dün ekstra bir oyuncu sahadaydı. 1990 doğumlu Osman Gökhan Şirin.. Çok kritik anlarda bulduğu iki üçlük isabetle takımı adına büyük bir katkı yaptı. Ancak Efes adına bir isim var ki, yaşına rağmen dün takımını harika yönetti. Kerem Tunçeri dün, Beşiktaş'ta oynadığı yıldan sonra ilk defa 30 dakika üzerinde süre aldı. Kaydettiği 19 sayıyla takımının en skorer ismi oldu. Ancak yaptığı 6 asisti de göz ardı etmemek lazım.. Dedim ya savunmamız çok yumuşak kaldı diye, Efes'in uzunları pota altımızdan 40 sayı buldular. Özellikle Vidmar'ın yine maçın ilk 1 dakikasında iki faul alıp kenara gelmesi daha maçın başında savunma direncimizi kırdı.

Efes karşısında uzun zaman sonra üç sayılık atışlarda gayet iyi bir oran yakaladık. 9/17'lik toplam isabet oranı bu sezon çok fazla görmeye alışık olmadığımız bir oran. Özelliklede Curtis'in 5/5 isabet oranıyla oynaması en dikkat çekici noktamızdı. Curtis'e dünkü oyunu için ayrı bir parantez açmak lazım. O nedenle onu sonraya bırakıyorum. Kısalarımızın savunmadaki direncini dün ne yazık ki uzunlarımızdan göremedik. Özellikle Bojan, Hakan, Curtis üçlüsü sahada oldukları süre içerisinde çok etkili savunma yaptılar. Bir de Vujacic oyundayken onu tutan her oyuncumuz kendisini başarılı bir şekilde markaj altına aldı. Vujacic'i maçın ilk yarısında oyuna sokmadık. Erken faul problemine sokup uzun süre kenarda oturmasını sağladık. Spahija'nın bu stratejisini de alkışlamak lazım. Kerem'i tek oyun kurucu olarak bırakmayı başardık ama Kerem'in iyi oyununu ne yazık ki hesaba katamadık. Tomas hala sakatlığının etkilerini tam olarak üzerinden atamadığı için sahada oyunun her iki tarafında o görmeye alışkın olduğumuz mücadelesini yansıtamıyor. Emir ise üç maç oynamamanın vermiş olduğu dezavantajlardan ötürü dün vasat bir görüntü çizdi. Her ne kadar 7 tane harika asist yapmış olsa da 2/7'lik saha içi isabet oranı Emir kalitesindeki bir oyuncu için çok ama çok kötü bir oran. Üstelik kritik anlarda kaçırdığı iki serbest atışta, Emir'den beklenmeyecek hatalardı.

Dün Anadolu Efes çok dar bir rotasyonla sahaya çıktı. Sadece 10 oyuncuyla sahaya çıkan Lacivert-beyazlılar Doğuş ve Cenk dışındaki 8 oyuncudan skor katkısı aldılar. Bu 8 oyuncudan dördü çift haneli sayılara ulaştı. Takımımız ise sahaya 12 oyuncuyla çıkmasına rağmen 4 oyuncusundan skor katkısı alamadı. Berkay ve Erbil hiç süre almadılar. Ama Hakan ve Gist'in sahada kaldıkları süre boyunca hiç skor katkısı vermemiş olmaları gerçekten kazanabileceğimiz bir maçı kaybetmemizde önemli bir rol oynadı. Üstelik takımımızda sadece 3 oyuncu çift haneli skor katkısında bulunmuşken.. Dün 2-3 kez geriden gelip sayı farkını bire indirmemize rağmen, Efes'e bitirici darbeyi bir türlü vuramadık. Farkı her bire indirdiğimiz anda Efes'e iyi savunma yapıp hücumdan boş dönmelerini sağladık. Fakat hücumu iyi değerlendiremeyip, yanlış tercihler ve top kayıpları nedeniyle skorda bir türlü öne geçemedik. Bizim yapamadığımızı her boş döndüğümüz hücumdan sonra seri yakalayıp farkı yine açmayı başaran Efes yaptı. O anlarda öne geçseydik inanın şu anda galibiyetimizi yorumluyor olurduk.

Curtis'e dünkü oyunu için ayrı bir paragraf açmak lazım demiştim. Geldiği günden beri çok fazla eleştirilen (bende çok eleştirdim) hakkında çok fazla yorum yapılan bir oyuncuydu Curtis. Anadolu Efes karşısında 36.19 dakika süre aldı. Bu Fenerbahçe takımında son yıllarda hiç görmediğimiz bir süre. Genelde bir oyun kurucu maksimum 25 dakika süre alıyordu. Ancak Engin, Ömer ve Ukic'in sakat olduğu bir maçta asıl mevkii guard olan iki oyuncuyla sahaya çıkmamız Curtis'ın işini bir kat daha zorlaştırmıştı. Ancak dün inanılmaz bir Curtis izledik. Bizi hücumda ayakta tuttu, savunmasıyla rakibine zor anlar yaşattı. Adeta tek başına galibiyeti istedi. 29 sayı, 5/5 üç sayı isabetiyle, 5/9 saha içi, 4/7 serbest atış isabetleri ve 4 asistlik bir performansla oynadı. Kritik anlarda çok önemli sorumluluklar aldı. Olympiacos maçından sonra ilk kez ben bu formayı hak ediyorum mesajı verdi.

Son olarakta tribünlere değinmek istiyorum. Öncelikle salona giden ve dolduran tüm bayan ve çocuk taraftarlarımızı kutluyorum. Fenerbahçe'nin büyüklüğünü kadın, erkek, genç, yaşlı ve
çocuk fark etmeksizin yine herkese en iyi şekilde gösterdiler. Ancak bayan okurlarımız lütfen kızmasınlar bana ama tribünler sadece bayanlarla ve çocuklarla ne yazık ki "atmosfer olarak" etkili olamıyor. Dün bunu çok açık bir şekilde bir daha gördük. Yapılacak bir tezahürat, rakip hücumdayken yapılacak şiddetli bir ıslık basketbolda oyunu doğrudan etkileyen faktörlerdir. Ancak bunları dünkü maçta ne yazık ki göremedik.

Sonuç olarak normal şartlar altında bu maç Arena'da oynanmış olsaydı ve salona girişte kadın, erkek, çocuk ayrımı olmasaydı biz bu maçı "farklı" bir şekilde kazanırdık. Ancak olmuşla ölmüşe çare yok. Tüm takımı ve salona giden taraftarlarımızı bir kez daha kutluyorum.. Hepsinin canı sağ olsun..

1 Ocak 2012

Fener bitti demeden hiçbir maç bitmez!!


Fenerbahçe Ülker Basketbol Takımımız, Beko Basketbol Ligi'nin 13. Haftasında 30 Aralık Cuma günü ezeli rakibi Galatasaray Medical Park ile karşılaştı. Sinan Erdem Spor Salonu'nda kapalı gişe oynanan mücadeleyi dördüncü periyodun son 5 dakikasındaki etkili oyunuyla 80-79'luk skorla Sarı-Lacivertli Ekibimiz kazandı. Bu skor ile yeni yıla Galatasaray galibiyeti ile giren takımımız, ayrıca bizlere de en güzel yeni yıl hediyesini vermiş oldu.

Her saniyesi büyük bir heyecan fırtınasına sahne olan 2011'in son derbisi, adına yakışır gibi geçti. İki takımda maça çok tempolu başladı. Galatasaray bu sezon çok kullandığı hızlı hücumu bize karşıda iyi uygulayarak başladı. Biz ise Ukic ve Emir gibi iki yaratıcı oyuncumuzun olmadığı maça savunma sertliğiyle başlamayı tercih ettik. Rakibi zorlayacağımız top kayıplarıyla hücum etmeyi düşündük. Çünkü Ukic'in sakatlığından dolayı takımın birinci guardı konumuna gelen Curtis'in ne yazıkki hücumda takımı organize etme gibi bir özelliği yok. Bu nedenle onun oyunda kaldığı sürede savunma özelliğinden yararlanmak hücum etmeyi tercih ettik. Bunda maçın büyük bir bölümünde de başarılı olduk diyebilirim. Ancak aynı şekilde kaptırdığımız toplarda ise çok kolay sayılar yemeye başladık ki bu savunma anlayışıyla sahaya çıkmış bir takım için en büyük dezavantajdır. Bunun eksilerini de skor ve oyun anlamında ne yazıkki sahada aldık. İlk periyodu dört sayı farkla geride tamamladık.

İkinci periyotta da aynı senaryo değişmedi. Üstüne üç sayılık atışlardaki inanılmaz düşük yüzdemiz de devam etti. Devreyi 1/11 üç sayı isabet ile bitirmiş olmamız bunun en açık göstergesiydi. Ki bu tek basketimizde ikinci periyotta Ömer Onan'dan gelmişti. Son haftalarda çok fazla sayı yediğimiz boyalı alandan bu maçta da çok rahat sayılar verdik Galatasaray'a. Ancak Kaya Peker'in ilk ve ikinci periyottaki muazzam oyununu göz ardı etmemekte fayda var. Kaya bu zamana kadar önemli maçlarda özellikle de bu maçlar derbi maçlarsa çok ayrı bir konsantrasyonla oynayan bir oyuncuydu. Ancak Galatasaray maçına nasıl hazırlanmışsa hem mental olarak hemde fiziksel olarak muazzam bir maç çıkardı. Her topa atladı. Hücum ribaundlarını zorladı. Savunmada çok büyük katkı yaptı. Kısacası Kaya, bu sezonki en iyi basketbolunu oynadı. İkinci periyotta da doğru hücum edemedik ama savunmadaki direncimiz sayesinde farkın açılmasına da izin vermedik ve soyunma odasına dört sayı geride girdik.

Maçın ikinci yarısına ise adeta Engin Atsür mucizesiyle başladık. Çok zor bir sakatlık dönemini atlatan ve yeni yeni form tutan Engin'in sazı eline alması ve ard arda bulduğu 5 sayı ile mücadelede uzun bir aradan sonra öne geçtik. Ancak pota altında Darius Songaila ile Luksa Andric'i yine tutamamamız ve ilk yarıda üç sayı çizgisinden potaları döven iki takımında ikinci yarıya ard arda gelen üç sayılık basketlerle başlaması skor olarak iki takımından farkı açmasını engelledi. Bu arada bir pozisyonda ard arda iki Galatasaraylı oyuncunun açık bir şekilde yaptığı stepsleri görmeyen ve ardından üç sayı yememize neden olan hakemlere taraftarlardan büyük tepki geldi. Salonda değildim ancak televizyondan izlediğim kadarıyla sahaya yabancı maddeler atılmış. Bunun neticesinde de hakem üçlüsü soyunma odasına gitti ve salonda aonos yaptırıldı. Oyun yaklaşık 10 dakika durduktan sonra taraftarların yatıştırılmasıyla birlikte tekrardan başladı. Ancak şunu belirtmeden geçmek istiyorum. Geçen sezon Abdi İpekçi'de oynanan final serisi son maçının son 2 dakikasında sahaya aralıksız atılan yabancı maddelerde de hakemlerin aynı tutumu sergileyip soyunma odasına gitmelerini beklerdim. Tamam taraftarın yaptığı yanlış olabilir. Basketbol salonlarında asla görmek istemediğimiz olaylar ama hakemlerinde bu maçlara ayrı bir konsantrasyon olması gerekiyor. Salonda 15000 kişinin gördüğü iki steps'i de sen göremiyorsan burada bir sorun var demektir. Neyse biz maça dönelim. Çok dağınık hücum ettiğimiz ilk üç periyotta Galatasaray'ın farkı açmasına izin vermememiz bu ilk üç periyot için belkide tek artı yönümüzdü. Bu periyodu da Sarı-Kırmızılılar altı sayılık üstünlükle tamamladılar.

Ve o herşeyin değişeceği son periyoda geldik. Final periyoduna da çok iyi başladığımız söylenemez. Peiyodun ilk dakikalarında gelen karşılıklı üç sayılık hücumların ardından ardarda iki takımdan da top kayıpları geldi. Ancak maçın başından beri Galatasaray'ın ikili hücumlarına bir türlü çare bulamamış olmamızdan dolayı yine Andric'den sayılar yemeye başladık. Farkta bu arada 11 sayıya kadar çıkmıştı. Ancak o dakikadan itibaren tribünlerin müthiş desteğini arkasına alan takımımız maça tutunmaya başladı. Galatasaray'a 15000 kişiyle birlikte savunma yapan Sarı-Lacivertli oyuncularımız hücumda da 15000 kişiyle rakibinin üzerine gider oldu. Sayı farkı her hücumda kapanmaya başladıki, Marko Tomas'ın arka arkaya bulduğu iki üçlük isabetle skor eşitlendi. İşte o anda maç adeta tekrardan başladı. Spahija'nın molası dönüşünde iyi savunma yapan takımımız potasında sayı görmeden Engin'le hücumda sayı buldu ve skorda öne geçti. Ardından Galatasaray hücumunda Lakovic'in topun kontrolünü kaybetmesi sonucunda yine Engin'in kaptığı top ile Curtis boş smacı vurdu ve bir anda skorda 80-76'lık üstünlüğü yakaladık. Galatasaray, coach Mahmudi'nin molasından sonra Lakovic ile üç sayılık basket buldu. Son hücum şansımızda ise Engin'in turnikesi son anda potadan dönünce hücum sırası Galatasaray'a geçmişti. Hücumda Tutku'nun Oğuz'a yaptığı açık ve net faulü de görmeyen hakemler sayesinde Galatasaray bomboş bir üçlük fırsatı buldu. Ancak kullanılan atışın basket olmaması bizim maçı kazanmamızdan çok, hakemler açısından büyük bir şans oldu. Çünkü bir gerginliği daha o salonun kaldıracağını zannetmiyorum. Neyse ki maçı kazasız belasız kazandık ve Sinan Erdem'e de galibiyet ile veda ettik.

Bu maçta takımımız adına en büyük kazanç şüphesiz ki Engin Atsür oldu. Daha önceki yazılarımı okuyanlar bilir. Bana göre Engin, Ukic'ten de üst düzey bir basketbolcu. Bu maçta bunu herkes görmüştür sanırım. Ukic'in yaptıklarının yanı sıra yapamadığı şeyleri de yaptı. Bulduğu 16 sayı ile takımımızın ve maçın en skorer ismi oldu. Türk basketbolu ve Fenerbahçe Ülker için Engin çok ama çok önemli biz kazanç.

Karşılaşmayı Profesyonel Futbol Takımımızın oyuncularından Emre Belözoğlu, Serdar Kesimal, Selçuk Şahin ve Özer Hurmacı ile Fenerbahçe Universal Bayan Voleybol Takımımızın oyuncularından Yağmur Koçyiğit'te salondan takip etti. Bu belkide çok gereksiz gibi gözükse de aslında bir "Spor Kulübü" kimliği taşıyan camianın nasıl kenetlendiğinin, branş farketmeksizin sporcuların birbirlerine ne oranda destek verdiklerinin en güzel kanıtı.

Son olarakta yazıyı geç yazdığım için sizlerin yeni yılını da kutlayamadım. Gecikmeli de olsa hepinizin yeni yılını kutlar, 2012'nin herkese sağlık, mutluluk ve başarılarla dolu bir yıl olmasını dilerim. Yeni yılda herşey gönlünüzce olsun..

26 Aralık 2011

Mağlubiyete rağmen doğru yoldayız


Fenerbahçe Ülker Basketbol Takımımız Beko Basketbol Ligi'nin 11. Haftasında Banvit deplasmanına çıktı. Banvit Kara Ali Acar Spor Salonu'nda oynanan mücadele baştan sona kadar başa gitti. Fakat önemli eksikleri olan takımımız maçın sonuna kadar direnemedi ve deplasmanda Banvit'e 70-66 mağlup oldu. Bu mağlubiyet ile takımımız ligdeki 3. yenilgisini almış oldu.

Banvit son 7 lig maçını ve son 3 Avrupa Kupası maçını kazanmış olarak karşımıza çıktı. Sezon başı yaşanan bocalama döneminin ardından coach Orhun Ene takımı çok iyi toparlamış ve bu uzun galibiyet serisi yakalamalarını sağlamış. Bize karşı oynanacak maçta bunlara ilaveten taraftar desteğini de arkalarına alacaklardı. Biz ise bu maça hafta içerisinde İtalya'da oynadığımız "ya tamam ya devam" maçının hemen ardından çıktık. Euroleague'de kaderimizi belirleyecek olan bu maçta her oyuncumuz çok yüksek efor sarf ederek, yüksek tempoda bir maç çıkardı. Son periyodun sonlarına kadar başa baş giden maçı da bu yüksek efor ve tempo sayesinde kazanmayı bildik. Ardından bir gün sonra yani Cuma günü uçak yolculuğuyla öğleden sonra 3'te İstanbul'a gelen kafilemiz, Banvit maçı öncesi ilk ve tek idmanını cumartesi günü öğlen saatlerinde yapmış ve aynı gün, akşam üstü de otobüs yolculuğuyla Bandırma'ya hareket edilmişti. Tüm bu ağır tempoyla ve yorgunlukla maça çıkacak olan takımımızın belki de tek artı yönü Euroleague'de grubu lider tamamlamanın verdiği moraldi. Fakat Ömer Onan'ın sakatlık sebebiyle, Emir Preldzic'in cezalı olması sebebiyle ve Curtis Jerrells'ın da yabancı kısıtlaması nedeniyle mücadelede oynayamayacak olmaları bizim için galibiyet şansını oldukça zora sokan faktörlerden biriydi.

Maç beklenildiği gibi çok çekişmeli başladı. Formda olan Banvit, eksiklerine ve yorgunluğuna rağmen son haftaların hem lig hem de Avrupa'da en formda olan takımlarından birine karşı oynayacaktı. Bizim oyuncu rotasyonumuz bu maçta Banvit'e oranla çok daha kısıtlıydı. Sahaya 11 kişi çıktık ve bu 11 kişiden iki kişi (Metecan Birsen ve Berkay Candan) genç takımdan kadroya dâhil edilen isimlerdi. Periyodun tamamında Banvit'e ağırlığımızı hissettirdik. Özellikle oyun kurucu pozisyonunda eline altın bir fırsat geçen Hakan Demirel'in bu şansını iyi kullanmak için ortaya koyduğu performans açıkçası hepimizin yüzünü güldürdü. Savunmada son maçın gizli kahramanlarından James Gist'in ve Bojan Bogdanovic'in sert tutumları Banvit'i zorlamaya başlamıştı. Her hücumda bulunan baskete karşı tarafında hemen cevap vermesi farkın açılmasını engelledi. Periyotta üç sayılık bir farkla Banvit üstünlüğünde geçildi.

İkinci periyotta da guard katkısını almayı sürdürdük. Özellikle Hakan'ın dış alandan, Ukic'in ise pota altı penetreleri ile Banvit karşısında üstünlüğü ele geçirdik. Fakat dün yaptığımız en kötü savunma olan dış sayı savunmasındaki zaaflarımızı iyi değerlendiren Banvit, bu periyotta eline geçen boş atışlardan yüksek yüzde bulunca maç yine kafa kafaya geldi. Bunun sonucunda da soyunma odasına bir sayılık farkla geride girdik.

İkinci yarıya ise Kaya ile çok hızlı başladık. Maç boyu neredeyse pota altına duvar ören Banvit'e karşı bu dakikalarda Kaya ile pota altı sayıları bulmaya başladık. Fakat yorgunluğun verdiği olumsuz etkiyle savunmamızı bir türlü istediğimiz seviyeye çıkartamadık. Maç boyu devam eden karşılıklı basketler, bu periyodun başlarında da olduğu gibi devam etti. Ancak özellikle periyot sonuna doğru ortaya koyduğumuz iyi basketbol ve akıllı hücumlar ile Banvit Karşısında farkı 8 sayıya kadar çıkardık. Tam da bu dakikada Banvit adına Serkan Erdoğan'ın devreye girmesi ve ard arda üçlük sayılık atışlar bulması skoru daha fazla açmamızı engelledi. Serkan'ın bireysel çabalarına rağmen son periyoda beş sayılık bir avantajla önde girmeyi başardık.

Son periyot açıkçası yorgunluğumuzun tavan yaptığı periyot oldu. Öyle ki bu zamana kadar hiç bir maçta yemediğimiz sayıda blok yedik. Ardarda yenen bloklardan sonra Banvit, Barış Ermiş'in sürüklediği hızlı hücumlarla kolay basketler bulmaya başladı. Bu dakikalarda bizde ise devreye Ukic girdi. Oyunu rakip sahada iyi kurmasına rağmen takımdaki diğer oyuncuların ona ayak uyduramaması Ukic'in bireysel katkısından başka bir getiri sağlamadı takıma. En faydalı olduğu zamanda Gist'in beş faulle oyun dışında kalması ise maçın kırılma anı oldu bana göre. Gist gibi atletik bir oyuncuyu kaybeden takım, rakip pota altında diri uzunlara karşı bir varlık gösteremedi. Cantu maçının yıldız ismi Oğuz, dün maçta etkisiz kaldı. Periyodun sonlarına doğru hakem hatalarının da sonuca eklenmesi ve bizim hücumdaki etkisizliğimiz sonucunda mücadeleyi 70-66 kaybettik.

Bu maçla ilgili birkaç konuya değinmek istiyorum. İlki oyun kurucu katkımız.. Üç oyun kurucuyla oynadığımız maçta guardlarımızdan 23 sayı, 8 asistlik bir katkı aldık. Banvitte ise Barış Ermiş tek başına 5 sayı, 11 asistlik bir katkı yaptı takımı adına. Açıkçası Ukic neyse hafta içi maç oynadı ama Engin ve Hakan'dan daha yüksek bir skor katkısı beklerdim. Hakan maça iyi başlamıştı. İlk yarıyı 8 sayıyla tamamlamıştı fakat ondan sonra durdu. Engin ise maçta neredeyse hiç atış kullanmadı.. Engin kalitesindeki bir oyuncunun bu tür kritik ve zor geçmesi muhtemel maçlarda daha fazla sorumluluk alması gerekiyor. Şu ana kadar oynadığı bir kaç kritik maçta o sorumluluğu aldı ve başarılı da oldu ama dün potaya uzak oynamayı tercih etti. Engin'den ekstra bir skor katkısı gelseydi biz dün bu maçı kazanabilirdik.

Bir başka değinmek istediğim nokta ise hakemler. Sezon boyunca hiçbir maçta hakemlerle ilgili konuşmadım. Pek konuşmayı da sevmem ama Murat Biricik'in dün kü yönettiği maçı gördükten sonra bir kaç kelam etme zamanı geldiğini gördüm. Hakem maçı hatasız tamamlayacak diye bir zorunluluk yok. Elbette hepimiz insanız, gözümüzden kaçan ayrıntılar olabilir ama bir hakemin arka arkaya yanlış yapma hakkı YOK!! Dördüncü periyodun son dakikalarına doğru Banvit pota altında Oğuz'a yapılan "sözde blok"ların hepsi atlandı. Hadi ilkini atladın, karambole geldi göremedin orada duran iki hakem o sırada nereye bakıyordu? Hadi onlarda karambole geldi "göremediler". Peki Oğuz'a ve Bogdanovic'e arka arkaya Banvit pota altında vurulun "şamar"ları nasıl görmediniz ey hakem üçlüsü? Bildiğiniz şamar yedi adamlar. Üstelik bu Murat Biricik geçen sezon deplasmanda yine hakem hatalarının gündeme geldiği ve Pınar Karşıyaka'ya uzatmada kaybettiğimiz maçı da yöneten pardon "katleden" hakemdi. Yazıktır, günahtır. 7 günde 3 maç yapan bir takıma, galibiyet için sahaya çıkan ve eksiklerine rağmen mücadelesini bir dakika olsun bırakmayan bir oyuncu topluluğuna yapılan bu hatalar en kolay tabiriyle emek hırsızlığıdır. Dün coach Spahija'nın maç sonu açıklamalarını izleyemedim ama o da hakemlerden şikayetçiymiş diye duydum. Aklın yolu bir..

Son olarakta takımın geneli için birkaç şey söyleyip bu uzun yazıyı noktalayacağım. Dün maça çıkan takım yorgundu, eksikti ama bir dakika bile mücadeleden vazgeçilmedi. Son ana kadar maçı alabilecek konumdaydı. Belki dün Banvit'e karşı maçı kaybettik ama bir şeyi herkese gösterdik; Bu takımın hangi koşulda olursa olsun mücadeleden taviz vermeyeceğini. Sezon başından beri eleştirdiğimiz tek noktaydı bu. Mücadele.. Bu maçta gördük ki mücadele ruhunu takıma kazandırmışız.

Şimdi önümüzde Sinan Erdem Spor Salonu'ndaki son maçımız var. Hem de ne maç: Fenerbahçe Ülker-Galatasaray MP!! Bu maçta tribünleri doldurup hem Sinan Erdem'e güzel bir veda hem de takımımıza kavuşacağımız bu maçta Euroleague'de grup liderliği için onlara teşekkür etme zamanı Fenerbahçe Taraftarı için.. O zaman ne diyoruz; 30 Aralık Cuma akşamı Sinan Erdem'de buluşalım...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...