24 Haziran 2012
Benvenuto Pianigiani
2 Haziran 2012
Basketbol Şubesinde yeni yapılanma hızlı başladı
15 Şubat 2012
Sabır taşı çatladı coach!!
Sezon başından beri ortaya konulan oyun ortada. Her yeni gün "hadi bu sefer olacak" diye diye bu günlere geldik. Taraftar bu güne kadar sabretti. Her ne olursa olsun takımının yanında, belki kötü oyun oynanacağını tahmin etse bile sırf "Fenerbahçe Arması"nı yalnız bırakmamak için deplasman, iç sahaya falan dinlemedi, koştu salonlara. Hepsinin tek bir isteği, arzusu vardı. O da; "Sahaya çıkan her oyuncunun taşıdığı formayı hak eden bir oyun sergilemesi" Bu çok zor bir şey mi? Bence değil.. Oyuncuya değinmişken ya coach'tan beklenti neydi? Kiğılı marka takım elbisesinin, ceketindeki armaya en iyi şekilde hizmet etmek değil mi? Peki bu hizmeti bu zamana kadar görebildik mi? Ne yazık ki Hayır..
Kötü gidişat sezon öncesinden belliydi. Hazırlık dönemi de dâhil olmak üzere takımda uyum probleminin olduğu, maç içerisinde çok fazla inişler çıkışlar yaşandığı herkes tarafından görülüyordu. Peki ya coach bunu görebiliyor muydu? Bence hayır.. O, diline dolandırmış bir tane "sakat oyuncularımız var" lafını hep bunun arkasına saklandı. Kendi deyimiyle "kontratının son senesinde olmasından dolayı" oyuncuların onu kaale almadığını, hiçbirinin kendisini takmadığını söyledi. Nasıl oluyor da mesleği basketbol oynamak olan, bu işten para kazanıp, evine ekmeğini götüren oyuncular; "Hop hoca, sen kimsin ki bize taktik veriyorsun? Zaten sezon sonu yolcusun." misali hocanın sözlerini dinlemiyor. Böyle birşeyin olması mümkün mü? Oyuncu koçu sevmek zorunda değildir ama ekmek yediği, parasını kazandığı takıma aldığı paranın karşılığını vermek durumundadır. Üstelikte bu şubenin başında Aydın Örs gibi Türkiye'nin en otoriter ve en disiplinli bir ismi varken, böyle olaylar yaşanacak ve buna Aydın Örs sessiz kalacak öyle mi? Kimse kusura bakmasın ama bu gülünç bir durumdan başka bir şey değil. Coach'un arkasına saklandığı bahanelerin hiçbirinin akılla örtüşür bir yanı yok.
Gelelim günümüze.. İki Panathinaikos mağlubiyeti ile tekrardan alevlenen, Bandırma Kırmızı mağlubiyeti ile tavan yapan ve dün akşam Anadolu Efes ile oynanan Türkiye Kupası maçıyla sabır taşlarını çatlatan gerilim hattına. Peki, neler yaşandı bu süreçte onlara değinelim. İçerde ve dışarda oynadığımız Panathinaikos maçlarında hiçbir varlık gösteremeden farklı kaybettik. Ligimizin son sırasında yer alan ve sadece 1 galibiyeti bulunan Bandırma Kırmızı maçında şok bir yenilgi aldık. Bunun akabinin de Anadolu Efes ile, son şampiyon ünvanıyla çıktığımız Türkiye Kupası Çeyrek final maçında son periyottaki yıkımla sahadan farklı mağlubiyetle ayrıldık. Peki bu mağlubiyetlerin Spahija gözündeki sorumlusu kimdi? Cevap: Sakat Oyuncular!! Sezon başından beri ağzından düşürmediği bu söz yine çıktı karşımıza.. Efes maçının ardından düzenlenen basın toplantısında "maç içinde devamlılığımızın düşük olduğunu, şu anda içinde bulunduğumuz durum, sakatlıklar, yorgunluk ve "kötü basketbolun" tam olarak gerçek oyunumuzu oynamamıza izin vermediğini söyledi Spahija.
Durumdan şikayet etmiş. İyide durumu bu hallere getiren kişi kendisi. Zamanında gereken hamleleri yapabilseydi bu durumlara bu takım gelmeyecekti. Tedbirleri zamanında alsaydı bu sıkıntılar yaşanmayacaktı. Sakatlıklara da değinmeden bir toplantıyı daha tamamlamamış. Evet, çok önemli sakatlarımız var. Ama bu takım ilk defa sakatlıklarla boğuşmuyor hocam. Bunu sende çok iyi biliyorsun. Geçen sene bu takım sakatlıklarına rağmen Euroleague'de Top 8'in kapısından döndü, lig ve kupada şampiyon oldu. O zamanki sakatlıklar etkilemedi mi oyunu? Bu seneye özgü bir şey mi bu sakatlıklar? Yorgunluk konusunda yorum yapmak bile istemiyorum. Çünkü sezon öncesi derin kadro kurmanın en büyük nedenidir bu yorgunluklar. Peki, sezon öncesi bu düşünülerek kadroya yapılan takviyeler ne durumda.. Görüyoruz Curtis ve Gist'in durumlarını.. Biri kadroya alınmadı ki ona da birazdan değineceğim. Diğeri ise, sahada basketbol zekâsından yoksun sadece şova yönelik hareketler peşinde koşan Gist. Bojan'a fazla yüklenmek istemiyorum çünkü coach onu oyun içerisinde en verimli kullanacak opsiyonları bir türlü yaratamadı. Kötü oyuna gelince orası tam bir muamma. Neden muamma dedim onu açıklayayım. Sezon başından beri belli olan bu durumu coach sanırım yeni fark ediyor ki, sezonun yarısının tamamlanmış olmasına rağmen hala kötü oyun diyebiliyor. Sormazlar mı adama bu zamana kadar neredeydin diye? Üzülerek görüyorum ki, koskoca Fenerbahçe Basketbol Şubesinde bunu soran da yok!
Curtis konusuna gelecek olursak, bu zamana kadar alınan tüm olumsuz sonuçların, kötü oyunların, sakatlıkların, içinde bulunduğumuz durumun, yorgunluğun faturası bu Amerikalı arkadaşa kesildi. Niye kesildi? Çünkü sabırların taştığı bu ortamda mutlaka ortaya bir suçlu atılmalıydı. O da Curtis'e fatura edildi. Sezon öncesi Curtis'i takıma aldıran kim? Spahija. Sözümü dinlemiyor deyip, tüm olayların sorumlusunu Curtis ilan eden kim? Spahija. "Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu?" demezler mi adama? Kendi getirdiğin adama söz geçiremiyorsan niye aldın arkadaş? Niye takımın boşu boşuna bir yabancı hakkını gasp ettin. Hiç mi izlemedin Curtis'i? Hadi canlı izlemedin, aç interneti Adriyatik ligini izleyebileceğin birçok link var. Aç izle!! Ama transferde olduğu gibi, sahada da yaptığın hataların faturasını tek bir adama kesme!! Onu taraftarın önüne atma!!
Neden mi? Hırvatları bilmiyorum ama biz Türkler o hamleleri yemeyiz hoca. Türkiye'de kötü giden işlerin faturası her zaman baştakine kesilir.. Şunu da söyleyeyim, bunca taraftarı sakın salak yerine koyma.. Sende olduğu gibi bu taraftarda da iki tane göz var. Neyin ne olduğunu görebiliyorlar. Bizde bir söz vardır hoca.. "İnsan onuruyla yaşar" diye. Sende onurunla; başaramadım, tüm camiadan özür diliyorum diyip istifanı ver. Bu olanların ardından hiç yoksa seni "Spahija onurlu bir adamdı" diye analım.
Artık sabır taşı çatladı coach... Geri dönülemez noktaya geldik...
29 Ocak 2012
Fişi Bojan Bogdanovic çekti

2011-2012 sezonu Beko Basketbol Ligi'nin ikinci yarısı dün oynanan maçlarla başladı. İkinci yarının açılış maçında Fenerbahçe Ülker Basketbol Takımımız, deplasmanda Trabzonspor ile karşılaştı. Maç boyu geride götürdüğü maçı, son periyottaki etkili oyunuyla uzatmalara taşıyan Sarı-Lacivertli Ekibimiz, uzatma dakikalarında da iyi oyununu devam ettirip maçı on sayılık farkla 74-84 kazandı. Takımımız bu galibiyet ile ligin ikinci yarısına iyi bir başlangıç yapmış oldu.
Bu sezona istediği gibi başlayamayan takımımız, ligin ilk yarısında 10 galibiyet ve 5 mağlubiyet alarak puan sıralamasında 6. sırada yer alıyordu. Ligin ikinci yarısına yeni salonun verdiği moralle başlayacak olan takımımızdan elbette ki en büyük beklentimiz sezonun ilk yarısındaki, o her maç birbirini tutmayan, devamlılığı olmayan görüntüsünden kurtulup artık her maç bir önceki maçta gösterdiği performansı sergileyebilen hatta onunda üzerine çıkan bir Fenerbahçe Ülker. Ancak dün gördük ki bu şu an için gerçekleşmiş değil. Trabzonspor basketbol olarak ligimizdeki 2. hatta 3. sınıf bir takım. Bizim dün bu takıma karşı rahat bir şekilde kazanmamız gerekiyordu. Rakibin kurduğu taraftar baskısı belki oyuncularımızda bir konsantrasyon eksikliğine yol açmış olabilir ancak kadromuzdaki her oyuncunun bu tür atmosferleri oynama tecrübesi ve yeteneği var. Bizi en çok endişelendiren noktada bu aslında. Bu sene bir türlü oyuncularımızın gerçek performanslarını izleyemedik. Son haftalarda Bojan, Oğuz, Tomas ve özellikle Fenerbahçe'ye geldiğinden beri belki de en başarılı sezonunu geçiren Kaya iyi durumda olsalar da bu oyuncularımızın dışındaki diğer oyuncular şu anda gerçek performanslarının çok altında. Sadece oyuncularımız değil coach Spahija'da kendi performansına bir türlü ulaşamadı. Her maç hatalar yapmaya devam ediyor.
Dediğim gibi Trabzon’a karşı maçı çok erkenden koparmalıydık. Ancak bu olmadı. Maçın son periyoduna kadar hep gerideydik. Hatta üçüncü periyotta Trabzon farkı 13 sayıya kadar çıkarmıştı. Bu takım karşısında maçın içerisinde 13 sayı geriye düşmek oldukça düşündürücü. Bu duruma gelmenin birçok nedeni vardır elbet. Ama ben tek bir nedenden bahsedeceğim. "Pota Altı Savunması" Dün oynanan maçta pota altımızı özellikle Elton Brown çok etkili kullandı. Topu pota aldığımızda her aldığında sayıyla döndü. Birde bu yetmezmiş gibi birçokta basket faul kazandırdık rakibe. Eğer pota altında faul yapmaya karar verdiysen o top o potaya girmeyecek arkadaş. Dün bu zaafımızdan çok sayı buldu Trabzon. Bir de üstüne hücumda bitirici olamayışımız eklenince sahada herşey gittikçe zorlaştı. Maçın ilk üç periyodunda hiç bir varlık gösteremememizin en büyük nedeni bana göre bunlardı. Ancak bu dakikalarda takım adına savaşan kahramanlara da değinmeden olmaz; Bojan Bogdanovic, Kaya Peker, Marko Tomas ve Mirsad Türkcan!! Bu dört isim sahada herşey kötü giderken sorumluluk almaktan kaçınmadı. Savunma ve hücum hattında tıkandığımız anlarda hep ilk imdadımıza koşan bu dört isim oldu. Sorumluluk aldılar, şut kullandılar, savunmada çok fazla efor sarf ettiler. Maçı kazandıysak bu dört oyuncunun çok büyük emek ve özverisi ile kazandık.
Gelelim maçın kırılma dakikalarına. Yani dördüncü periyoda. Bu ana kadar hücumda takımımızı sırtlayan isimlerin başında olan Bojan Bogdanovic'in arka arkaya bir üç sayı, birde smaç ile bitirdiği hücumlara Marko Tomas'ta katkı yapınca bir anda son periyada 9-0'lık bir seriyle başladık. On sayı geride girdiğimiz son periyotta farkı bir anda bir sayıya düşürdük. Takımımızın üst üste bulduğu sayılar karşısında Trabzonspor mola almak durumunda kaldı. Mola Trabzon'a yaramış olacak ki, dönüşünde Jonathan Gibson ile periyottaki ilk sayılarını buldular. Ardından boş döndüğümüz hücumda potamızda Jonathan Gibson'ın üçlüğünü de görünce maçın bitimine 6 dakika kala yeniden 6 sayı geriye düştük. Bojan, Emir ve Tomas'ın arka arkaya bulduğu üçlüklerle uzun bir aradan sonra öne geçmeyi başardık. Bu dakikadan itibaren karşılıklı basketlerle geçilen maçta kırılma noktası ise; bitime son 20 saniye kala 66-68 öndeyken Emir'in kullandığı iki serbest atışı da kaçırması oldu. Bu atışlardan biri sayı olsaydı maç uzatmaya kalmayacaktı. Ardından sayı çizgisine giden Jonathan Gibson iki atışı da baskete çevirince maç uzatmaya gitti.
Son periyotta on sayılık farktan geri dönen Sarı-Lacivertli Ekibimiz bunun vermiş olduğu moral ile uzatma periyodunada fırtına gibi başladı. Bojan Bogdanovic ve Mirsad Türkcan'ın etkili oyunuyla farkı 7 sayıya çıkardık. Hücumda Bojan ve Mirsad'ın etkili oyununa, savunmada da Kaya kritik anlarda yaptığı 2 blok ile destek verdi. Bu skor avantajını arttırarak koruyan takımımız sahadan da 74-84 galip ayrılmasını bildi.
Maçta 27 sayıyla oynayan Bojan Bogdanovic maçın ve takımımızın en skorer ismi oldu. Son haftalardaki çıkışını sürdüren genç oyuncu artık ben bu takımın en büyük skor opsiyonuyum mesajını da herkese vermeye başladı. Kritik anlarda sorumluluk alması ve geldiği günden beri en büyük dezavantajı olarak görülen oyunun savunma yönünü de çok geliştirmesi Bojan'ın geleceği için ve takımımız için büyük bir kazanç. Kendine bulmaya başladı. Avrupa'nın en genç skorerlerinden biri olduğunu şimdilerde bizlere de ispatlıyor. Fenerbahçe Ülker'e hoşgeldin Bojan!
Mirsad Türkcan.. Aslında bu ismi duyduğumuzda söyleyecek o kadar çok şey var ki, onları anlatmaya sayfalar yetmez. Tartışmasız Türk Basketbolunun en önemli yıldızlarından biri. "winner" özelliğiyle çok fazla dikat çeken bir isim. Sahada bulunduğu dakikalarda o hırsıyla sadece kendisini değil, takım arkadaşlarını ve taraftarları da ateşleyebilme özelliğine sahip. Sahada hiç skor katkısı vermese bile mutlaka olması gereken bir oyuncu.. Belki hücumda bulacağı sayıları değil ama takım arkadaşlarını hırslandırıp, ateşlemesi bize çok maç kazandırır. Avrupa Basketbolunda da efsane olmuş bir isim. Euroleague'in gelmiş geçmiş en iyi ribaundcusu olmak her babayiğidin harcı değildir. Bu onur Mirsad Türkcan'ın..
Gelelim Kaya Peker'e. Fenerbahçe'ye geldiği günden beri en etkili oyununu oynuyor. Belki de hücumda çok fazla üretkenlik sağlamıyor ama savunmada ortaya koyduğu yürek ve mücadele ayakta alkışlanacak cinsten. Panathinaikos maçı öncesi savunmamızda en çok güven veren isim konumunda. Gerçek Kaya'yı bizlere izlettirmeye başladı.
Bir dipnotta Trabzon taraftarına.. Maçta, Başkanımıza ve oyuncularımıza toplu halde etmedikleri küfür ve hakaret kalmadı. Ancak gelin görün ki sadece maçta bir tane anons yaptırıldı. Bunu neden yazdığımı hepiniz anlamışsınızdır. Bunun üzerinde fazla durmak istemiyorum çünkü herşeyin ne olduğu açıkça ortada. Sadece verilecek cezayı çok merak ediyorum. Trabzon taraftarına son olarakta yazımda kullandığım yukarıdaki fotoğrafı hatırlatmak istiyorum. Kendi evinizde sizi susturmak bizim için büyük bir zevkti. Yukarıdaki fotoğrafı hediye kartpostal olarak Trabzonlu dostlarımıza(!) göndermek isterseniz kartın arkasına; "Trabzon taraftarına, Bojan Bogdanovic’ten sevgilerle…" yazmayı unutmayın.
Şimdi önümüzde kritik bir Panathinaikos maçı var. 2 Şubat Perşembe akşamı 20:30'da, Fenerbahçe Ülker Sports Arena'da oynanacak olan bu maçta yine salonu doldurup, takımımıza en büyük desteği vermemiz gerekiyor. Panathinaikos kendi evimizde yenebileceğimiz bir takım. Yeter ki oyuncular ve taraftarlar buna inansın. Mücadelenin biletleri Biletix'ten satışa sunuldu. Zaman kaybetmeden almanızı öneririm.
26 Ocak 2012
Ülker Sports Arena'ya galibiyetle "Merhaba" dedik
Öncelikle maçın düşük skorlu geçmesinden başlamak istiyorum. EA7 Emporio Armani için bu çok büyük bir engel olmasa da normal sezonu 78.5 sayı ortalamasıyla oynayan Fenerbahçe Ülker için bu epey düşük bir skor oldu. Elbette ki bunun bazı nedenleri vardı. Öncelikle yeni salon bu konuda ilk sırayı almakta. Yeni bir salon, yeni tribünlere karşı, taraftarında ilk kez organize olduğu bir maçta çok yüksek bir skor beklemek açıkçası çok ütopik olurdu. Üstelik salonun yeni açılmış olmasından dolayı potalarında oldukça sert olması da bu duruma sebep oldu. Diyeceksiniz ki; "potanın serti, yumuşağı mı olur?" Evet, olur efendim. Özellikle yeni potalarda çember hiçbir darbeye (smaç vb.) maruz kalmadığı için oldukça serttir ve atılan her topta çemberde esneme olmaz. Ancak zamanla bu potada basketbol oynandıkça, çember esnemeye başlar. Esneklikten kasıt atılan toplar çembere her çarptığında çemberde belli bir miktar esneme olacağından skor üretmek kolaylaşır. Ancak dünkü maçta potalar oldukça sert olduğundan birçok top normalde pota önüne düşmesi gerekirken potadan oldukça uzak ve kenarlara düştü. Çemberde esneme olmadığı içinde çembere çarpan her top hız kaybedeceğini sertliğin etkisiyle hız kazanıp potadan geri döndü. Elbette ki oyuncularımızın da henüz potalara tam olarak alışık olmaması da skorun düşük kalmasında önemli bir rol oynadı.
Gelelim maçın değerlendirmesine. Tüm bu etkenleri göz önüne aldığımızda maçın dengeli ve başa baş başlaması beklenen bir durumdu. EA7 Emporio Armani belki de şu anda Euroleague'deki takımlar arasında CSKA Moskova'nın ardından en çok kariyere ve yıldız oyuncuya sahip olan takım olmasına karşın çok dağınık ve takımdaşlıktan uzak bir görüntü çiziyordu. Ancak dün akşamki maçta biraz olsun kendilerini toparlamış olarak gördüm. Ancak şu çok açık ki coach Sergio Scariolo ile takımın yıldızları arasında ciddi bir güvensizlik sorunu var. Bu takımın olması gereken seviyesinden çok daha gerilerde gözükmesine neden oluyor. Biz ise maça yeni salonun vermiş olduğu moral ve istekle hızlı başladık. Ama hücumda topu bir türlü öldüremedik. Karşılıklı basketlerle geçen maçın ilk periyodunu Bojan Bogdanovic'in serbest atışlardan bulduğu sayılarla 2 sayı önde tamamladık.
İkinci periyot son periyoda oranla daha skorlu geçti. Ancak şunu göz ardı etmek olmaz; ilk yarı boyunca yanlış hatırlamıyorsam sadece 3-4 tane asist yaptık. Milano 7-8 tane olması lazım. Bu kendi evimizde oynadığımız bir maçta yapılmaması gereken çok düşük bir yüzde. Özellikle bu sezon guard pozisyonundan çok fazla katkı alamıyoruz asistlerde. Curtis'ın oyun kurma gibi bir opsiyonu ne yazık ki yok. Topu eline aldı mı kendine bire bir yaratıp potaya gitmeyi seven bir oyuncu. Roko'da keza aynı şekilde çok fazla topla oynamayı seven bir guard. Ancak Roko için ufak bir parantez açmakta fayda var. Dün akşam asist ve serbest atışlarda kötü olsa da çok akıllı bir oyun oynadı. Sakatlık dönüşü skor anlamında iyi verim vermesi sevindiriciydi. Hakkını yememek lazım. İkinci periyoda tekrardan dönecek olursak maç boyunca olduğu gibi yine karşılıklı basketlerle ve hücumdan karşılıklı boş dönmelerle geçti. Ancak periyot sonunda Kaya'nın dışarı çıkan topu uçarak oyuna sokması ve atağın sonunda Ukic'in bulduğu üçlükle soyunma odasına önde gitmemiz dün akşamın en güzel hareketiydi. Kaya belki çok fazla skor katkısı vermiyor ama savunmada Vidmar ile birlikte çok büyük efor sarf ediyor ve yüreğini koyuyor.
Üçüncü periyotta ne hikmetse ilk yarıda olduğu gibi yine Marko Tomas'ın turnikesiyle başladı.. Ancak bu periyotta Mancinelli-Fotsis ve (nedense her rakibimizin skor anlamında en kötü oyuncusu hep bize karşı yıldızlaşır :S) Mason Rocca ile sayılar bulan Milano bizim skoru açmamıza bir türlü izin vermedi. Taraftar desteğini de arkasına alan takımımız sonraki bölümde savunma direncini artırıp arka arkaya isabetlerle farkı 6’ya çıkardı ancak yukarıda saydığımız oyunculardan gelen skor katkısı farkın açılmasına engel olunca üçüncü periyodu sadece üç sayılık farkla önde tamamladık.
Maçın final periyodunun ilk dakikalarında Bojan Bogdanovic ve Emir Preldzic ile üstünlüğümüzü koruduk. Kaya'nın hücumda bitirdiği sayı ile farkı 6’ya yükselttik. Bu dakikadan itibaren yine sert savunmaya başlayan takımımıza karşı İtalyan temsilcisinin Fotsis’in uzak mesafeli atışı ile bulduğu sayı maça tutunmalarını sağladı. Ancak Kaya ve Emir ikilisini hücumda da iyi kullanıp farkı 8 sayıya kadar açmıştık. Tam artık bu iş burada bitiyor. Vurup geçeriz diye düşünürken arka arkaya yediğimiz 5 sayı ve kontrolsüz hücumlarımız farkın yine erimesinde önemli rol oynadı. Maçın son anlarında yine klasik Fenerbahçe izledik. Koç Spahija'nın molada çizdiği oyunu gerçekleştiremedik. Emir'in topu alması gerekirken Tomas'a verdik topu. Tomas zamanı eritip içeriye yüklendiğinde ise çok ama çok yanlış bir tercihle topu potaya atmak yerine Kaya'ya pas vermeyi seçti ve atış kullanmadan süre doldu. Bu şu demek oluyordu: EA7 Emporio Milano'ya on hücum için 3.7 saniye süre verdik. Son topu yine iyi savunamadık, boş atışı verdik rakibe ama artık yeni salonun açılışından olsa gerek şans bu gecelik bizden yanaydı ve top çemberi dolaşıp çıkınca 2 sayılık farkla sahadan galibiyetle ayrıldık. Spahija'nın maç sonlarındaki etkisizliği artık sabır taşırmaya başladı. Yine çok kritik bir hücumu değerlendiremeyip, rakibe son topta boş atışı verdik. Bu maçta canımız yanmadı ama Top 16'dan ilerisini hedefliyorsak özellikle maç sonlarını daha iyi oynamamız gerekiyor.
Oyuncu performanslarına gelecek olursak; ilk önce Bojan Bogdanovic ile başlamak gerekiyor. Normal sezonda iç sahada 8.4 deplasmanda ise 16.1 sayı ortalaması ile mücadele etmişti. Dün akşam yeni salonda oynamanın vermiş olduğu heyecan ve hırsla Bojan deplasmanlarda gösterdiği performansı bu kez ev sahibi olduğumuz maçta gösterdi. Maçta attığı her sayıdan sonraki hareketleri bu maça çıkarken kendini ne kadar iyi hazırladığının ve hırsının bir göstergesiydi. 17 sayıyla maçın ve takımımızın en skorer oyuncusu oldu. Daha da önemlisi takımımız adına hücumda sorumluluk alınması gereken zamanlarda o sorumluluğu aldı ve çok kritik basketlere imza attı. Dün akşamın bir diğer başarılı ismi Roko Ukic oldu. Yukarıda kısa olarak bahsettiğim gibi asist ve serbest atışlar dışında gayet başarılı bir maç çıkardı. Hücumda çok akıllı hamlelerle potaya gitti. Rakibi faul sıkıntısına soktu. 16 sayıyla çift haneli sayılara ulaşan son oyuncumuz oldu. Bu maçla ilgili coach'a da değinmek istiyorum. İkinci yarı Oğuz ve Vidmar'a bir saniye bile süre vermedi. Oğuz ilk yarıda bana göre gayet iyi bir performans ortaya koymuştu. Belki bu maç için savunmada iyi bir ikili olan Kaya-Gist kombinasyonunu bozmak istemedi ama bu oyunculara da yer vermesi gerektiğini düşünüyorum. Dün akşam unutkanlıkla ilgili coach'u eleştireceğim en önemli konu Engin Atsür meselesi. Ukic'in yorulduğu zamanlarda oyuna giren Curtis'ın hücum anlamında hiçbir şey üretmemesine rağmen Engin gibi bir oyuncuyu sahaya sürmemek anlatılabilir bir durum değil. Üstelik Roko ve Curtis'ten hiçbir asist katkısı da alınmamışken kenarda asist potansiyali ve oyun kurma zekası üst düzey olan bir oyuncuyu oturtmak izah edilebilir bir durum olamaz. Ancak sakatlığı varsa o zaman bu eleştirim için özür de dilemesini bilirim ama maç boyunca Engin'le ilgili hiç bir sakatlık haberi duymadım. Maç öncesi de ısınırken hiçbir problemi yoktu. Spahija'nın artık takımdaki oyuncuları iyi tanımasının vakti geldi de geçiyor bile. Curtis'le hücum kuramadığımızı gördüğü halde Engin'i kenarda oturtması bana göre Spahija'nın Engin'i tanımadığı anlamına geliyor.. Potansiyali yüksek olan bir oyuncuyu sakatlık sorunu yoksa sahada oynamaması zarardır.
İyisiyle kötüsüyle bir maçı daha kazandık ve Top 16'daki ilk galibiyetimizi aldık. Oynanan oyun genel olarak pek tatmin etmese de herşeyin ilklerinin yaşandığı bir akşamda bunu doğal karşılamalıyız. Dün akşam @FBahceUlker_ twitter adresinden yayınlanan maçın ilklerini ben de buraya ekleyip yazımı tamamlamak istiyorum. Yeni salonla ilgili yazımı daha sonra yazacağım. Hepinize basketbolla dolu günler diliyorum.
- Fenerbahçe Uluslararası Spor Kompleksi Ülker Sports Arena'da ilk basketi oyuncumuz Marko Tomas attı. (İlk Periyot, 09:45)
- Fenerbahçe Uluslararası Spor Kompleksi Ülker Sports Arena'da ilk serbest atıştan basketi Takım Kaptanımız Ömer Onan attı (İlk Periyot, 01:32)
- Fenerbahçe Uluslararası Spor Kompleksi Ülker Sports Arena'da ilk üç sayılık basketi EA7 E.Armani'den Drew Nicholas attı. (İkinci Periyot, 09:35)
8 Ocak 2012
Bitirici darbeyi vuramadık
Öncelikle şunu belirtmek istiyorum. Dün oynanan maçta savunmamız inanılmaz yumuşak kaldı. Anadolu Efes'in hücum potansiyeli dün normal zamandakine oranla çok daha düşük iken takımımızın savunma sertliğini koyamaması, Efes'in kolay sayılar bulmasına neden oldu. Tabi ki Efes adına dün ekstra bir oyuncu sahadaydı. 1990 doğumlu Osman Gökhan Şirin.. Çok kritik anlarda bulduğu iki üçlük isabetle takımı adına büyük bir katkı yaptı. Ancak Efes adına bir isim var ki, yaşına rağmen dün takımını harika yönetti. Kerem Tunçeri dün, Beşiktaş'ta oynadığı yıldan sonra ilk defa 30 dakika üzerinde süre aldı. Kaydettiği 19 sayıyla takımının en skorer ismi oldu. Ancak yaptığı 6 asisti de göz ardı etmemek lazım.. Dedim ya savunmamız çok yumuşak kaldı diye, Efes'in uzunları pota altımızdan 40 sayı buldular. Özellikle Vidmar'ın yine maçın ilk 1 dakikasında iki faul alıp kenara gelmesi daha maçın başında savunma direncimizi kırdı.
Efes karşısında uzun zaman sonra üç sayılık atışlarda gayet iyi bir oran yakaladık. 9/17'lik toplam isabet oranı bu sezon çok fazla görmeye alışık olmadığımız bir oran. Özelliklede Curtis'in 5/5 isabet oranıyla oynaması en dikkat çekici noktamızdı. Curtis'e dünkü oyunu için ayrı bir parantez açmak lazım. O nedenle onu sonraya bırakıyorum. Kısalarımızın savunmadaki direncini dün ne yazık ki uzunlarımızdan göremedik. Özellikle Bojan, Hakan, Curtis üçlüsü sahada oldukları süre içerisinde çok etkili savunma yaptılar. Bir de Vujacic oyundayken onu tutan her oyuncumuz kendisini başarılı bir şekilde markaj altına aldı. Vujacic'i maçın ilk yarısında oyuna sokmadık. Erken faul problemine sokup uzun süre kenarda oturmasını sağladık. Spahija'nın bu stratejisini de alkışlamak lazım. Kerem'i tek oyun kurucu olarak bırakmayı başardık ama Kerem'in iyi oyununu ne yazık ki hesaba katamadık. Tomas hala sakatlığının etkilerini tam olarak üzerinden atamadığı için sahada oyunun her iki tarafında o görmeye alışkın olduğumuz mücadelesini yansıtamıyor. Emir ise üç maç oynamamanın vermiş olduğu dezavantajlardan ötürü dün vasat bir görüntü çizdi. Her ne kadar 7 tane harika asist yapmış olsa da 2/7'lik saha içi isabet oranı Emir kalitesindeki bir oyuncu için çok ama çok kötü bir oran. Üstelik kritik anlarda kaçırdığı iki serbest atışta, Emir'den beklenmeyecek hatalardı.
Dün Anadolu Efes çok dar bir rotasyonla sahaya çıktı. Sadece 10 oyuncuyla sahaya çıkan Lacivert-beyazlılar Doğuş ve Cenk dışındaki 8 oyuncudan skor katkısı aldılar. Bu 8 oyuncudan dördü çift haneli sayılara ulaştı. Takımımız ise sahaya 12 oyuncuyla çıkmasına rağmen 4 oyuncusundan skor katkısı alamadı. Berkay ve Erbil hiç süre almadılar. Ama Hakan ve Gist'in sahada kaldıkları süre boyunca hiç skor katkısı vermemiş olmaları gerçekten kazanabileceğimiz bir maçı kaybetmemizde önemli bir rol oynadı. Üstelik takımımızda sadece 3 oyuncu çift haneli skor katkısında bulunmuşken.. Dün 2-3 kez geriden gelip sayı farkını bire indirmemize rağmen, Efes'e bitirici darbeyi bir türlü vuramadık. Farkı her bire indirdiğimiz anda Efes'e iyi savunma yapıp hücumdan boş dönmelerini sağladık. Fakat hücumu iyi değerlendiremeyip, yanlış tercihler ve top kayıpları nedeniyle skorda bir türlü öne geçemedik. Bizim yapamadığımızı her boş döndüğümüz hücumdan sonra seri yakalayıp farkı yine açmayı başaran Efes yaptı. O anlarda öne geçseydik inanın şu anda galibiyetimizi yorumluyor olurduk.
Curtis'e dünkü oyunu için ayrı bir paragraf açmak lazım demiştim. Geldiği günden beri çok fazla eleştirilen (bende çok eleştirdim) hakkında çok fazla yorum yapılan bir oyuncuydu Curtis. Anadolu Efes karşısında 36.19 dakika süre aldı. Bu Fenerbahçe takımında son yıllarda hiç görmediğimiz bir süre. Genelde bir oyun kurucu maksimum 25 dakika süre alıyordu. Ancak Engin, Ömer ve Ukic'in sakat olduğu bir maçta asıl mevkii guard olan iki oyuncuyla sahaya çıkmamız Curtis'ın işini bir kat daha zorlaştırmıştı. Ancak dün inanılmaz bir Curtis izledik. Bizi hücumda ayakta tuttu, savunmasıyla rakibine zor anlar yaşattı. Adeta tek başına galibiyeti istedi. 29 sayı, 5/5 üç sayı isabetiyle, 5/9 saha içi, 4/7 serbest atış isabetleri ve 4 asistlik bir performansla oynadı. Kritik anlarda çok önemli sorumluluklar aldı. Olympiacos maçından sonra ilk kez ben bu formayı hak ediyorum mesajı verdi.
Son olarakta tribünlere değinmek istiyorum. Öncelikle salona giden ve dolduran tüm bayan ve çocuk taraftarlarımızı kutluyorum. Fenerbahçe'nin büyüklüğünü kadın, erkek, genç, yaşlı ve
çocuk fark etmeksizin yine herkese en iyi şekilde gösterdiler. Ancak bayan okurlarımız lütfen kızmasınlar bana ama tribünler sadece bayanlarla ve çocuklarla ne yazık ki "atmosfer olarak" etkili olamıyor. Dün bunu çok açık bir şekilde bir daha gördük. Yapılacak bir tezahürat, rakip hücumdayken yapılacak şiddetli bir ıslık basketbolda oyunu doğrudan etkileyen faktörlerdir. Ancak bunları dünkü maçta ne yazık ki göremedik.
Sonuç olarak normal şartlar altında bu maç Arena'da oynanmış olsaydı ve salona girişte kadın, erkek, çocuk ayrımı olmasaydı biz bu maçı "farklı" bir şekilde kazanırdık. Ancak olmuşla ölmüşe çare yok. Tüm takımı ve salona giden taraftarlarımızı bir kez daha kutluyorum.. Hepsinin canı sağ olsun..
1 Ocak 2012
Fener bitti demeden hiçbir maç bitmez!!
Fenerbahçe Ülker Basketbol Takımımız, Beko Basketbol Ligi'nin 13. Haftasında 30 Aralık Cuma günü ezeli rakibi Galatasaray Medical Park ile karşılaştı. Sinan Erdem Spor Salonu'nda kapalı gişe oynanan mücadeleyi dördüncü periyodun son 5 dakikasındaki etkili oyunuyla 80-79'luk skorla Sarı-Lacivertli Ekibimiz kazandı. Bu skor ile yeni yıla Galatasaray galibiyeti ile giren takımımız, ayrıca bizlere de en güzel yeni yıl hediyesini vermiş oldu.
Her saniyesi büyük bir heyecan fırtınasına sahne olan 2011'in son derbisi, adına yakışır gibi geçti. İki takımda maça çok tempolu başladı. Galatasaray bu sezon çok kullandığı hızlı hücumu bize karşıda iyi uygulayarak başladı. Biz ise Ukic ve Emir gibi iki yaratıcı oyuncumuzun olmadığı maça savunma sertliğiyle başlamayı tercih ettik. Rakibi zorlayacağımız top kayıplarıyla hücum etmeyi düşündük. Çünkü Ukic'in sakatlığından dolayı takımın birinci guardı konumuna gelen Curtis'in ne yazıkki hücumda takımı organize etme gibi bir özelliği yok. Bu nedenle onun oyunda kaldığı sürede savunma özelliğinden yararlanmak hücum etmeyi tercih ettik. Bunda maçın büyük bir bölümünde de başarılı olduk diyebilirim. Ancak aynı şekilde kaptırdığımız toplarda ise çok kolay sayılar yemeye başladık ki bu savunma anlayışıyla sahaya çıkmış bir takım için en büyük dezavantajdır. Bunun eksilerini de skor ve oyun anlamında ne yazıkki sahada aldık. İlk periyodu dört sayı farkla geride tamamladık.
İkinci periyotta da aynı senaryo değişmedi. Üstüne üç sayılık atışlardaki inanılmaz düşük yüzdemiz de devam etti. Devreyi 1/11 üç sayı isabet ile bitirmiş olmamız bunun en açık göstergesiydi. Ki bu tek basketimizde ikinci periyotta Ömer Onan'dan gelmişti. Son haftalarda çok fazla sayı yediğimiz boyalı alandan bu maçta da çok rahat sayılar verdik Galatasaray'a. Ancak Kaya Peker'in ilk ve ikinci periyottaki muazzam oyununu göz ardı etmemekte fayda var. Kaya bu zamana kadar önemli maçlarda özellikle de bu maçlar derbi maçlarsa çok ayrı bir konsantrasyonla oynayan bir oyuncuydu. Ancak Galatasaray maçına nasıl hazırlanmışsa hem mental olarak hemde fiziksel olarak muazzam bir maç çıkardı. Her topa atladı. Hücum ribaundlarını zorladı. Savunmada çok büyük katkı yaptı. Kısacası Kaya, bu sezonki en iyi basketbolunu oynadı. İkinci periyotta da doğru hücum edemedik ama savunmadaki direncimiz sayesinde farkın açılmasına da izin vermedik ve soyunma odasına dört sayı geride girdik.
Maçın ikinci yarısına ise adeta Engin Atsür mucizesiyle başladık. Çok zor bir sakatlık dönemini atlatan ve yeni yeni form tutan Engin'in sazı eline alması ve ard arda bulduğu 5 sayı ile mücadelede uzun bir aradan sonra öne geçtik. Ancak pota altında Darius Songaila ile Luksa Andric'i yine tutamamamız ve ilk yarıda üç sayı çizgisinden potaları döven iki takımında ikinci yarıya ard arda gelen üç sayılık basketlerle başlaması skor olarak iki takımından farkı açmasını engelledi. Bu arada bir pozisyonda ard arda iki Galatasaraylı oyuncunun açık bir şekilde yaptığı stepsleri görmeyen ve ardından üç sayı yememize neden olan hakemlere taraftarlardan büyük tepki geldi. Salonda değildim ancak televizyondan izlediğim kadarıyla sahaya yabancı maddeler atılmış. Bunun neticesinde de hakem üçlüsü soyunma odasına gitti ve salonda aonos yaptırıldı. Oyun yaklaşık 10 dakika durduktan sonra taraftarların yatıştırılmasıyla birlikte tekrardan başladı. Ancak şunu belirtmeden geçmek istiyorum. Geçen sezon Abdi İpekçi'de oynanan final serisi son maçının son 2 dakikasında sahaya aralıksız atılan yabancı maddelerde de hakemlerin aynı tutumu sergileyip soyunma odasına gitmelerini beklerdim. Tamam taraftarın yaptığı yanlış olabilir. Basketbol salonlarında asla görmek istemediğimiz olaylar ama hakemlerinde bu maçlara ayrı bir konsantrasyon olması gerekiyor. Salonda 15000 kişinin gördüğü iki steps'i de sen göremiyorsan burada bir sorun var demektir. Neyse biz maça dönelim. Çok dağınık hücum ettiğimiz ilk üç periyotta Galatasaray'ın farkı açmasına izin vermememiz bu ilk üç periyot için belkide tek artı yönümüzdü. Bu periyodu da Sarı-Kırmızılılar altı sayılık üstünlükle tamamladılar.
Ve o herşeyin değişeceği son periyoda geldik. Final periyoduna da çok iyi başladığımız söylenemez. Peiyodun ilk dakikalarında gelen karşılıklı üç sayılık hücumların ardından ardarda iki takımdan da top kayıpları geldi. Ancak maçın başından beri Galatasaray'ın ikili hücumlarına bir türlü çare bulamamış olmamızdan dolayı yine Andric'den sayılar yemeye başladık. Farkta bu arada 11 sayıya kadar çıkmıştı. Ancak o dakikadan itibaren tribünlerin müthiş desteğini arkasına alan takımımız maça tutunmaya başladı. Galatasaray'a 15000 kişiyle birlikte savunma yapan Sarı-Lacivertli oyuncularımız hücumda da 15000 kişiyle rakibinin üzerine gider oldu. Sayı farkı her hücumda kapanmaya başladıki, Marko Tomas'ın arka arkaya bulduğu iki üçlük isabetle skor eşitlendi. İşte o anda maç adeta tekrardan başladı. Spahija'nın molası dönüşünde iyi savunma yapan takımımız potasında sayı görmeden Engin'le hücumda sayı buldu ve skorda öne geçti. Ardından Galatasaray hücumunda Lakovic'in topun kontrolünü kaybetmesi sonucunda yine Engin'in kaptığı top ile Curtis boş smacı vurdu ve bir anda skorda 80-76'lık üstünlüğü yakaladık. Galatasaray, coach Mahmudi'nin molasından sonra Lakovic ile üç sayılık basket buldu. Son hücum şansımızda ise Engin'in turnikesi son anda potadan dönünce hücum sırası Galatasaray'a geçmişti. Hücumda Tutku'nun Oğuz'a yaptığı açık ve net faulü de görmeyen hakemler sayesinde Galatasaray bomboş bir üçlük fırsatı buldu. Ancak kullanılan atışın basket olmaması bizim maçı kazanmamızdan çok, hakemler açısından büyük bir şans oldu. Çünkü bir gerginliği daha o salonun kaldıracağını zannetmiyorum. Neyse ki maçı kazasız belasız kazandık ve Sinan Erdem'e de galibiyet ile veda ettik.
Bu maçta takımımız adına en büyük kazanç şüphesiz ki Engin Atsür oldu. Daha önceki yazılarımı okuyanlar bilir. Bana göre Engin, Ukic'ten de üst düzey bir basketbolcu. Bu maçta bunu herkes görmüştür sanırım. Ukic'in yaptıklarının yanı sıra yapamadığı şeyleri de yaptı. Bulduğu 16 sayı ile takımımızın ve maçın en skorer ismi oldu. Türk basketbolu ve Fenerbahçe Ülker için Engin çok ama çok önemli biz kazanç.
Karşılaşmayı Profesyonel Futbol Takımımızın oyuncularından Emre Belözoğlu, Serdar Kesimal, Selçuk Şahin ve Özer Hurmacı ile Fenerbahçe Universal Bayan Voleybol Takımımızın oyuncularından Yağmur Koçyiğit'te salondan takip etti. Bu belkide çok gereksiz gibi gözükse de aslında bir "Spor Kulübü" kimliği taşıyan camianın nasıl kenetlendiğinin, branş farketmeksizin sporcuların birbirlerine ne oranda destek verdiklerinin en güzel kanıtı.
Son olarakta yazıyı geç yazdığım için sizlerin yeni yılını da kutlayamadım. Gecikmeli de olsa hepinizin yeni yılını kutlar, 2012'nin herkese sağlık, mutluluk ve başarılarla dolu bir yıl olmasını dilerim. Yeni yılda herşey gönlünüzce olsun..
26 Aralık 2011
Mağlubiyete rağmen doğru yoldayız
Fenerbahçe Ülker Basketbol Takımımız Beko Basketbol Ligi'nin 11. Haftasında Banvit deplasmanına çıktı. Banvit Kara Ali Acar Spor Salonu'nda oynanan mücadele baştan sona kadar başa gitti. Fakat önemli eksikleri olan takımımız maçın sonuna kadar direnemedi ve deplasmanda Banvit'e 70-66 mağlup oldu. Bu mağlubiyet ile takımımız ligdeki 3. yenilgisini almış oldu.
Banvit son 7 lig maçını ve son 3 Avrupa Kupası maçını kazanmış olarak karşımıza çıktı. Sezon başı yaşanan bocalama döneminin ardından coach Orhun Ene takımı çok iyi toparlamış ve bu uzun galibiyet serisi yakalamalarını sağlamış. Bize karşı oynanacak maçta bunlara ilaveten taraftar desteğini de arkalarına alacaklardı. Biz ise bu maça hafta içerisinde İtalya'da oynadığımız "ya tamam ya devam" maçının hemen ardından çıktık. Euroleague'de kaderimizi belirleyecek olan bu maçta her oyuncumuz çok yüksek efor sarf ederek, yüksek tempoda bir maç çıkardı. Son periyodun sonlarına kadar başa baş giden maçı da bu yüksek efor ve tempo sayesinde kazanmayı bildik. Ardından bir gün sonra yani Cuma günü uçak yolculuğuyla öğleden sonra 3'te İstanbul'a gelen kafilemiz, Banvit maçı öncesi ilk ve tek idmanını cumartesi günü öğlen saatlerinde yapmış ve aynı gün, akşam üstü de otobüs yolculuğuyla Bandırma'ya hareket edilmişti. Tüm bu ağır tempoyla ve yorgunlukla maça çıkacak olan takımımızın belki de tek artı yönü Euroleague'de grubu lider tamamlamanın verdiği moraldi. Fakat Ömer Onan'ın sakatlık sebebiyle, Emir Preldzic'in cezalı olması sebebiyle ve Curtis Jerrells'ın da yabancı kısıtlaması nedeniyle mücadelede oynayamayacak olmaları bizim için galibiyet şansını oldukça zora sokan faktörlerden biriydi.
Maç beklenildiği gibi çok çekişmeli başladı. Formda olan Banvit, eksiklerine ve yorgunluğuna rağmen son haftaların hem lig hem de Avrupa'da en formda olan takımlarından birine karşı oynayacaktı. Bizim oyuncu rotasyonumuz bu maçta Banvit'e oranla çok daha kısıtlıydı. Sahaya 11 kişi çıktık ve bu 11 kişiden iki kişi (Metecan Birsen ve Berkay Candan) genç takımdan kadroya dâhil edilen isimlerdi. Periyodun tamamında Banvit'e ağırlığımızı hissettirdik. Özellikle oyun kurucu pozisyonunda eline altın bir fırsat geçen Hakan Demirel'in bu şansını iyi kullanmak için ortaya koyduğu performans açıkçası hepimizin yüzünü güldürdü. Savunmada son maçın gizli kahramanlarından James Gist'in ve Bojan Bogdanovic'in sert tutumları Banvit'i zorlamaya başlamıştı. Her hücumda bulunan baskete karşı tarafında hemen cevap vermesi farkın açılmasını engelledi. Periyotta üç sayılık bir farkla Banvit üstünlüğünde geçildi.
İkinci periyotta da guard katkısını almayı sürdürdük. Özellikle Hakan'ın dış alandan, Ukic'in ise pota altı penetreleri ile Banvit karşısında üstünlüğü ele geçirdik. Fakat dün yaptığımız en kötü savunma olan dış sayı savunmasındaki zaaflarımızı iyi değerlendiren Banvit, bu periyotta eline geçen boş atışlardan yüksek yüzde bulunca maç yine kafa kafaya geldi. Bunun sonucunda da soyunma odasına bir sayılık farkla geride girdik.
İkinci yarıya ise Kaya ile çok hızlı başladık. Maç boyu neredeyse pota altına duvar ören Banvit'e karşı bu dakikalarda Kaya ile pota altı sayıları bulmaya başladık. Fakat yorgunluğun verdiği olumsuz etkiyle savunmamızı bir türlü istediğimiz seviyeye çıkartamadık. Maç boyu devam eden karşılıklı basketler, bu periyodun başlarında da olduğu gibi devam etti. Ancak özellikle periyot sonuna doğru ortaya koyduğumuz iyi basketbol ve akıllı hücumlar ile Banvit Karşısında farkı 8 sayıya kadar çıkardık. Tam da bu dakikada Banvit adına Serkan Erdoğan'ın devreye girmesi ve ard arda üçlük sayılık atışlar bulması skoru daha fazla açmamızı engelledi. Serkan'ın bireysel çabalarına rağmen son periyoda beş sayılık bir avantajla önde girmeyi başardık.
Son periyot açıkçası yorgunluğumuzun tavan yaptığı periyot oldu. Öyle ki bu zamana kadar hiç bir maçta yemediğimiz sayıda blok yedik. Ardarda yenen bloklardan sonra Banvit, Barış Ermiş'in sürüklediği hızlı hücumlarla kolay basketler bulmaya başladı. Bu dakikalarda bizde ise devreye Ukic girdi. Oyunu rakip sahada iyi kurmasına rağmen takımdaki diğer oyuncuların ona ayak uyduramaması Ukic'in bireysel katkısından başka bir getiri sağlamadı takıma. En faydalı olduğu zamanda Gist'in beş faulle oyun dışında kalması ise maçın kırılma anı oldu bana göre. Gist gibi atletik bir oyuncuyu kaybeden takım, rakip pota altında diri uzunlara karşı bir varlık gösteremedi. Cantu maçının yıldız ismi Oğuz, dün maçta etkisiz kaldı. Periyodun sonlarına doğru hakem hatalarının da sonuca eklenmesi ve bizim hücumdaki etkisizliğimiz sonucunda mücadeleyi 70-66 kaybettik.
Bu maçla ilgili birkaç konuya değinmek istiyorum. İlki oyun kurucu katkımız.. Üç oyun kurucuyla oynadığımız maçta guardlarımızdan 23 sayı, 8 asistlik bir katkı aldık. Banvitte ise Barış Ermiş tek başına 5 sayı, 11 asistlik bir katkı yaptı takımı adına. Açıkçası Ukic neyse hafta içi maç oynadı ama Engin ve Hakan'dan daha yüksek bir skor katkısı beklerdim. Hakan maça iyi başlamıştı. İlk yarıyı 8 sayıyla tamamlamıştı fakat ondan sonra durdu. Engin ise maçta neredeyse hiç atış kullanmadı.. Engin kalitesindeki bir oyuncunun bu tür kritik ve zor geçmesi muhtemel maçlarda daha fazla sorumluluk alması gerekiyor. Şu ana kadar oynadığı bir kaç kritik maçta o sorumluluğu aldı ve başarılı da oldu ama dün potaya uzak oynamayı tercih etti. Engin'den ekstra bir skor katkısı gelseydi biz dün bu maçı kazanabilirdik.
Bir başka değinmek istediğim nokta ise hakemler. Sezon boyunca hiçbir maçta hakemlerle ilgili konuşmadım. Pek konuşmayı da sevmem ama Murat Biricik'in dün kü yönettiği maçı gördükten sonra bir kaç kelam etme zamanı geldiğini gördüm. Hakem maçı hatasız tamamlayacak diye bir zorunluluk yok. Elbette hepimiz insanız, gözümüzden kaçan ayrıntılar olabilir ama bir hakemin arka arkaya yanlış yapma hakkı YOK!! Dördüncü periyodun son dakikalarına doğru Banvit pota altında Oğuz'a yapılan "sözde blok"ların hepsi atlandı. Hadi ilkini atladın, karambole geldi göremedin orada duran iki hakem o sırada nereye bakıyordu? Hadi onlarda karambole geldi "göremediler". Peki Oğuz'a ve Bogdanovic'e arka arkaya Banvit pota altında vurulun "şamar"ları nasıl görmediniz ey hakem üçlüsü? Bildiğiniz şamar yedi adamlar. Üstelik bu Murat Biricik geçen sezon deplasmanda yine hakem hatalarının gündeme geldiği ve Pınar Karşıyaka'ya uzatmada kaybettiğimiz maçı da yöneten pardon "katleden" hakemdi. Yazıktır, günahtır. 7 günde 3 maç yapan bir takıma, galibiyet için sahaya çıkan ve eksiklerine rağmen mücadelesini bir dakika olsun bırakmayan bir oyuncu topluluğuna yapılan bu hatalar en kolay tabiriyle emek hırsızlığıdır. Dün coach Spahija'nın maç sonu açıklamalarını izleyemedim ama o da hakemlerden şikayetçiymiş diye duydum. Aklın yolu bir..
Son olarakta takımın geneli için birkaç şey söyleyip bu uzun yazıyı noktalayacağım. Dün maça çıkan takım yorgundu, eksikti ama bir dakika bile mücadeleden vazgeçilmedi. Son ana kadar maçı alabilecek konumdaydı. Belki dün Banvit'e karşı maçı kaybettik ama bir şeyi herkese gösterdik; Bu takımın hangi koşulda olursa olsun mücadeleden taviz vermeyeceğini. Sezon başından beri eleştirdiğimiz tek noktaydı bu. Mücadele.. Bu maçta gördük ki mücadele ruhunu takıma kazandırmışız.
Şimdi önümüzde Sinan Erdem Spor Salonu'ndaki son maçımız var. Hem de ne maç: Fenerbahçe Ülker-Galatasaray MP!! Bu maçta tribünleri doldurup hem Sinan Erdem'e güzel bir veda hem de takımımıza kavuşacağımız bu maçta Euroleague'de grup liderliği için onlara teşekkür etme zamanı Fenerbahçe Taraftarı için.. O zaman ne diyoruz; 30 Aralık Cuma akşamı Sinan Erdem'de buluşalım...
23 Aralık 2011
Liderlik bu kulübün genlerinde var
Turkish Airlines Euroleague'in 10. haftasında Fenerbahçe Ülker Basketbol Takımımız Top 16 için çok kritik bir maça çıktı. Bu sezon Euroleague'de kendi sahasında hiç yenilmeyen ve potasında 69 sayıdan fazla sayı görmeyen Bennet Cantu'ya konuk olduk. Bu maç bizim için ya tamam ya devam maçıydı. Karşılaşmanın büyük bir bölümüde tahmin ettiğimiz gibi başa baş gitti. Son periyotta tecrübemizi ve fizik avantajımızı iyi kullanmamız sayesinde bu ölüm kalım maçından 83-76'lık skorla galip gelmeyi başardık ve adımızı Top 16 gruplarına yazdırdık. Gescrap Bilbao'nun kendi evinde Caja Laboral'i yenmesiyle birlikte, Sarı-Lacivertli Ekibimiz Top 16'ya grup lideri olarak gitme hakkı elde ettik. Grup liderliği bize Top 16 kuralarına 1. torbadan katılma hakkı kazandırdı.
Daha öncede söylediğim gibi dün akşam oynanan maçın büyük bir bölümü başa baş gitti. İlk periyoda 5-0'lık Cantu serisiyle başlanmışken, ardından oyuncularımızdan gelen iyi savunma ile 10-0'lık bir seri yakaladık ve skorda üstünlüğü ele geçirdi. Bu seride en büyük pay şüphesiz Emir Preldzic ve Gasper Vidmar'ındı. Cantu pota altını kullanarak yaptığımız hücumlar bize sürekli avantaj sağlamaya başladı. Fakat periyodun sonlarına doğru hücumdaki skorerliğimizin kaybolması ve ilk yarının en kötü yüzdesi olan dış atışlara yönelmemiz farkın azalmasına neden oldu. Periyot sonunda Curtis'in basket faulü ile öne geçen takımımız ilk periyodu 1 sayılık farkla önde tamamladı.
Düşük skorlu geçeceğe benzeyen maçın ikinci periyodu da ilk periyottan farksızdı. Periyot boyunca karşılıklı basketlerle geçilmesi iki taraf adına da farkın açılmasını engelleyen en büyük faktör oldu. Bu periyotta Cantu'nun dar hücum rötasyonundaki en büyük silahı olan dış atış hücumlarını uzunlarımızın yardımıyla minimum seviyeye indirmeyi başardık. Fakat bu seferde ikili oyun savunmasında rakibe verdiğimiz boş alanlardan sayılar yememizi engelleyemedik. Hücumda ise Cantu pota altını çok etkili bir şekilde kullanmaya bu periyotta da devam etti. Cantu takımı yaşlı ve yavaş ayaklı oyunculardan oluşmasının dezavantajını bu maçta bizden fazlasıyla çekti. Pota altında oyuncularımızı durduramayınca da faul yapma yoluna gittiler. Kısa oyuncularımızın da pota altı penetrelerinde etkili olmasına rağmen bireysellikten bir türlü vazgeçemememiz farkın açılmasına engel oldu ve devre 31-31 berabere sonuçlandı.
İkinci yarıya da Cantu üç sayılık atışlarda bulduğu isabetlerle başladı. Biz ise maçın başından beri uyguladığımız rakibin en zayıf bölgesini işlemeye devam ettik. Onlar üç sayı isabeti buldukça bizde rakip pota altından isabet bulduk ve oyunu sürekli başabaş götürdük. Bu dakikalarda Oğuz'u hücumda çok iyi kullanan takımımız her hücumda ya sayı buldu ya da faul çizgisine gitti. Cantu'nun zaten dar rotasyonda oynamasına birde çok fazla faullü oynamaları eklenince oyuncu değişikliği sayıları da arttı. Neredeyse her hücumumuzda faul yapmaları önemli oyuncularını zor durumda bıraktı. Bu periyotta da çok iyi savunma yaptık. Kaya'nın ve Gist'in savunmadaki büyük gayreti ve çabaları bize büyük katkı sağladı. Bu periyotta karşılıklı basketlerle 55-55 beraberlikle tamamlandı.
Herşeyin belli olacağı son periyoda coach Spahija, Engin'i ilk beş olarak başlattı. Bu maça kadar Euroleague'de 1 saniye bile süre alamayan Engin bu maçta çok kritik bir görev üstlendi. Ardarda bir penetre basketi ve bir de üçlükle skora 5 sayılık bir katkı yaptı. Savunmada da gayretli oyunu ile bu maçta coach'a "Seni daha önce oynatmamam hataymış" dedirtti. Bu seri ile morallenen takımımız hücumda da rakibine sayı şansı vermeyip Bojan Bogdanovic'le basket-faul'den bulduğu üç sayı ile 8-0'lık bir seriyle başladı kader periyoduna. Ancak bu dakikadan sonra İtalyan ekibi Markoishvilli’den 3 sayılık bir isabet bulmuşken topu pota altından oyuna çıkartırken yaptığımız top kaybı ile Shermadini’nin basketleriyle skor 61-63’e geldi. Tam rahatlamış, bu iş olacak demişken yine bir girdaba sürüklendik. Ancak oyuncularımızın bu kritik anda farkın azalmasına rağmen morallerini bozmamaları ve aynı konsantrasyonla mücadeleye devam etmeleri kaosa gidebilecek bir maçı tekrardan bize getirdi. Son beş dakika içerisinde Bojan Bogdanovic'in sorumluluk alması ve uzak mesafeden bulduğu kritik üçlük ile tekrar havaya giren takımımız, Oğuz ile basket-faul kazanmaya devam etti. Pota altında Gist ile muazzam anlaşan Oğuz, bir de Gist'e alley-opp pası vererek güzel oyununu bir de jeneriklik bir hareketle süslemiş oldu. İlk yarıda 0/3 üç sayı isabetiyle oynayan takımımız ikinci yarı 5/9 isabetle oynadı. Bundaki en büyük etken de ilk yarıda pota altından çok fazla sayı yiyen Cantu'nun ikinci yarıya pota altına yaslanarak başlaması ve bunun sonucunda dış şutörlerimizin boş kalmaları oldu. Bu önemli mücadeleyi son periyottaki akıllı ve üstün oyunumuzla 83-76 kazanmasını bildik ve adımızı Top 16'ya yazdırdık.
Bu maç için ilk parantez Engin'e açılmalı. Bu maçta gösterdi ki bu takımda Euroleague rotasyonuna girebilecek kaliteye fazlasıyla sahip. Bunu zaten bizler biliyorduk ama bu maçtan sonra coach Neven Spahija'da görmüştür. Son zamanlarda Curtis'ın da formunu yakalaması kısa rotasyonumuza çok büyük bir zenginlik kazandırdı. Oğuz ise dün akşam hem savunmada hem hücumda çok istikrarlı oynadı. Ayak çabukluğunu, Cantu uzunlarına karşı çok iyi kullanan Oğuz, dün akşam kullandığı serbest atışların tamamında (9/9) isabet sağladı. Uzun bir oyuncu için serbest atışlarda bu yüzde inanılmaz bir istatistik. Ayrıca hücumda aldığı 5 ribaund ile de çok önemli bir istatistiğe daha imza attı. Dün akşamda 21 sayı, 5 ribaund ve 1 asist ile 27 verimlilik puanı alarak Euroleague'de 10. Hafta'nın en verimli (MVP) 5. oyuncusu oldu.
Gist ve Bogdanovic'e de kısaca değinmek gerek. Bogdanovic çok kritik anlarda sorumluluk alarak 2 tane önemli üç sayılık isabet buldu. Ayrıca pota altında birebirleri çok iyi oynadığı bir maçta 3/6 iki sayılık atış, 3/4 üç sayılık atış, 4/5 serbest atış ortalaması ile oynadı. Bu maçta skorer kimliğini konuşturdu Bogdanovic. Gist ise belki çok fazla istatistiki bir katkı yapmadı ama özellikle savunmadaki inanılmaz bezdiriciliği ve hırsıyla takımın görünmeyen yıldızı oldu. Ukic'te bu formunu umarım devam ettirir. Dün gece o alışkın olduğumuz Ukic'i bizlere izlettirdi.
Sonuç olarak çok kritik bir maçı kazanmasını bildik ve bu galibiyet ile sadece Top 16 biletini değil, grup liderliği avantajını da elimize geçirdik. Şimdi 28 Aralıkta çekilecek kurayı bekleyeceğiz. Orada da kura şansı yanımızda olur ve dişe diş rakipler gelirse Final-Four yolundaki avantajımızı çok iyi kullanırız. Bu arada Euroleague'e verilecek olan yaklaşık 1 aylık arayı da iyi değerlendirip, Mirsad'ın da takıma döneceğini varsayarak iyi hazırlanıp, geçen sezon Top 16'da yaşadığımız şanssızlıkları bu sezon yaşamadan Top-8'e kalırız inşallah.
Bizlere bu büyük gururu yaşatan Oyuncularımıza ve Teknik Heyetimize, 30 Aralık Cuma günü Sinan Erdem Spor Salonu'nda oynanacak olan Galatasaray Medical Park maçında salonda boş koltuk bırakmayarak, tezahüratlarımızla teşekkür etmeliyiz..
Şimdi Sıra Fenerbahçe Taraftarında.. 30 Aralık Cuma günü Sinan Erdem "Şampiyon Fenerbahçe" tezahüratlarıyla inlesin...
16 Aralık 2011
Beklediğimiz senaryo bu değildi!!
Fenerbahçe Ülker Basketbol Takımımız, Turkish Airlines Euroleague 9. Hafta maçında dün akşam Sinan Erdem Spor Salonu'nda Gescrap Bilbao'yu konuk etti. Maça Top 16'yı garantileme parolasıyla çıkan takımımız ne yazık ki amaçladığının aksine ortaya koyduğu kötü oyunla sahadan 70-80'lik skorla mağlup ayrıldı. Aldığımız bu mağlubiyet hem Top 16'ya kalma iddiamızı son maça bıraktı hem de Bilbao'ya ikili sayı avantajını verdi.
Maça hiç beklediğimiz gibi başlayamadık. Oysaki taraftar desteği ve saha avantajına, son zamanlardaki iyi oyunumuz ve sahadaki mücadeleyi bırakmayan yapımızda eklenince maça çok daha iyi başlayacağımızı ve rakibin umutlarını henüz maçın başında kıracağımızı tahmin ediyordum. Fakat durum bunun tam tersi oldu. Bilbao son şansının olduğunun bilinciyle sahaya çıkmıştı. Her topu akıllı kullanmaya çalıştılar ve bunda da oldukça başarılıydılar maç boyunca. Biz ise ilk periyoda sert savunmadan uzak, rakibine kolay sayılar veren bir takım görüntüsünde başladık. Bilbao'nun savunmada pota altını çok iyi kapatması bizi dış atışlara zorladı. Ne yazık ki bu alanda da oldukça kötü geçirdiğimiz bir maçı ilk periyotta rakibin kontrolüne verdik. Tüm bu olumsuzluklar sonucunda ilk periyodu kendi sahamızda ve seyircimiz önünde 14-25 geride tamamladık. Bu skor belki ilk periyot için telafisi olabilir olarak görülse de aslında önemli olan bir sonucu doğurdu: Biz bu skorla, Bilbao'yu bizi yenebileceklerine inandırdık.
İkinci periyoda daha inançlı başlayan taraf Bilbao oldu. Tam biz Emir ve Gist ikilisiyle toparlandık, maçı dengeliyoruz derken savunmadaki sertliğini yine unutmamız Bilbao'nun pota altımızdan etkili hücumlar yapmasına ve sayılar üretmesine neden oldu. Herhalde koç baktı ki savunmada bocalıyoruz, hemen savunma sertliği için Vidmar ve Kaya ikilisinden yararlanmayı tercih etti. Belli bir süre Spahija'nın planı işe de yaradı. Savunmamızla 7-0'lık bir seri yakalayıp farkı 6 sayıya kadar indirmeyi başarmış ve rakibe de mola aldırmıştık. Tam herşey tekrardan yoluna girdi maçın kontrolü bize geçiyor derken D’Or Fisher ve Janis Blums ile mola dönüşü sayılar bulan Bilbao yine farkı açtı ve soyunma odasına 11 sayı farkla 33-44 üstün girdi.
Üçüncü periyodun ilk başları ise tam bir kabus olarak geçti. Biz devre dönüşü farkı kapatırız, oyunu dengeleriz diye düşünürken sahadaki oyuncularımız bundan uzak bir görüntü sergilediler. Maç başından beri sürekliliğini sağlayamadığımız katı savunmanın yine yokları oynadığı bölümde Bilbao; Blums, Hervelle, Jackson ve Mumbru dörtlüsüyle yakaladığı 10-1’lik seriyle farkı 20 sayıya çıkarttı. Bizim aleyhimize olan 20 sayılık bir farkı ben Sinan Erdem'de, ne geçen sene ne de bu sene görmemiştim. Oyun kurucularımızın tıkandığı bu dakikalarda kenarda bekleyen Engin acaba ne zaman oyuna girecek diye beklerken, koç yine ona Euroleague'de şans vermedi. Farkın 20'ye kadar çıkmış olması takımda belki de bir tek Emir'i etkilemişti. O dakikalarda sazı eline alan Milli Oyuncumuz ard arda bulduğu 7 sayı ve savunmadaki tek başına direnciyle hem sayı farkını azaltmış hem de taraftarı az da olsa oyunun içine sokmayı başarmıştı. Ama sadece Emir'di bunu yapan.. Takımdaki diğer oyuncular ne yazık ki farkın verdiği moral bozukluğuyla oyundan iyice düştüler. Bu düşme özellikle de savunma ribaundlarımıza çok yansıdı. Bilbao her başarısız atışından sonra aldığı hücum ribaundlarıyla sayılar bulmaya devam etti. En azında son periyoda farkı azaltabileceğimiz en iyi duruma getirelim derken kullandığımız acemice toplar ve yapılan basit hatalar, Bilbao'nun boş döndüğü hücumların sonlarında bizimde sayı bulamamamıza neden oldu. Ve son periyoda 17 sayılık bir farkla 50-67 mağlup girdik.
Açıkçası oynanan oyunu gördükten sonra son periyoda maçı kazanacağımıza olan inancımız kırılmış olarak başladık. Bilbao arka arkada 6 hücumdan boş dönerken biz bu şansı 6 hücumdan sadece 2'sini sayıya çevirerek değerlendirmiş(!) olduk. Oyuncularımızın tereddütlü atışlar yapması ve Ömer Onan'ın da elindeki problem nedeniyle son periyotta oynayamaması farkı kapatmaya yetmedi. Son periyotta Emir ile sayılar bulmuş olsakta, Emir'e yardım edecek bir başka oyuncu çıkmayınca takımda, maçta 70-80 Gescrap Bilbao üstünlüğüyle sona erdi. Bu mağlubiyet bizi; maç öncesi liderlik hayalleri yaparken, maç sonu gruptan çıkalım yeter deme noktasına getirdi.
Maç sonu Emir'in de dediği gibi çok ama çok kötü bir oyun oynadık. Bilbao kadar maça konsantre olamadık. Koçun yine kafa yoran tercihleri ve bazı oyuncularımızın saç baş yolduran performansları bu yenilgiye zemin hazırladı. İlk önce coach Spahija'ya bir sitemim olacak. Yahu senin bench'inde Engin Atsür gibi Türk Basketbolu'nun bana göre son zamanlarda yetiştirdiği ve Milli Takıma kadar yükselmiş çok önemli bir oyuncusu varken neden ona süre vermezsin? Bu çocuk sakatlanmadan önce Milli Takımın Kerem Tunçeri'den sonraki ikinci guardıydı. Bu maçta süre vermeyeceksinde ne zaman vereceksin coach? Ukic'in maçın genelinde yokları oynaması sadece Curtis'in savunmada ve hücumdaki direnciyle oyun kurucu katkısı aldığımız bir maçta Engin'in süre almamasını açıkçası doğru bulmuyorum. Engin'in oyun zekası bana göre Ukic'ten de yüksek.. Bu potansiyele sahip bir oyuncunun kenarda oturması benim kabul edebileceğim bir durum değil. Kimse kusura bakmasın.. Sakatlıktan dönen Marko Tomas'ın bile direk süre aldığı bir maçta Engin'in almaması anlaşılır gibi değil. Bu arada Marko'nun dönmesine çok sevindim. Oyunda kaldığı sürece özellikle savunmada iyi bir oyun ortaya koydu. Tuttuğu rakip oyuncuyu sahada kilitlemeyi başardı. Dün gecenin Emir'den sonra belki de en sevindirici olayı Marko'nun tekrardan aramıza dönmesi oldu. Umarım bir daha böyle bir sakatlık sorunuyla karşılaşmaz. Takıma hoşgeldin Tomas...
Bir diğer sitemin de Oğuz Savaş'a. Ya anlaşılır gibi değil. Bir oyuncu oyuna girdikten sadece 45 saniye sonra nasıl olurda faul problemine girer? 45 saniye ya 45 saniye!!! Altyapıda oynayan bir oyuncuyu koysanız o an sahaya, inanın ki o süre içerisinde faul problemine girmez. Oğuz, kalıbına oranla zaten çok yumuşak bir oyuncu. Birebirler de kolay geçiliyor ama sürekli faul problemine girmesi takıma büyük zarar veriyor. Dün akşamki kritik maçta sadece 8 dakika süre almasının tek sebebi bu..
Şimdi son hafta deplasmanda oynayacağımız Bennet Cantu maçı kaderimizi belirleyecek. Eğer haftaya Cantu'yu deplasmanda yenersek gruptan kesin çıkıyoruz. Hatta biz kazanıp, Bilbao'da evinde Caja Laboral'i yenerse gruptan lider olarak çıkıyoruz. Ama biz Cantu'ya yenilir, Bilbao yine Caja Laboral'i yenerse bu sefer ilk dört dışında kalıp eleniyoruz. Eğer biz yenilip, Caja Laboral'de deplasmanda Gescrap Bilbao'yu yenerse yine biz gruptan çıkıyoruz ama dördüncü olarak. Haftaya biz kazanıp, kendi göbek bağımızı kendimiz keselim, sonra diğer maçın skoruna bakarız. Ama kaybetmek demek ipleri başkasının eline vereceğimiz anlamına geliyor ve bu bizi hiçte memnun edecek bir senaryo değil.
8 Aralık 2011
Curtis & Gist A.Ş. gururla sunar
Turkish Airlines Euroleague 8. hafta mücadelesinde Fenerbahçe Ülker Basketbol Takımımız deplasmanda SLUC Nancy ile karşılaştı. Geçtiğimiz hafta yakaladığımız liderliğimizi sürdürme ve normal sezon maçlarının bitmesine iki maç kala grubu ilk iki içerisinde bitirmemiz için büyük önem taşıyan maçta, Sarı-Lacivertli Ekibimiz harika bir basketbol ile Nancy'i 20 sayı farkla 73-53 mağlup etti ve gruptaki liderliğini sürdürdü. Bu mücadeleyi kazanarak önemli bir avantaj elde eden Fenerbahçe Ülker Basketbol Takımımız ayrıca rakibini bu sezon Fransa’da deviren ilk takım oldu.
Peki Sarı-Lacivertli Ekibimiz neleri doğru yaptı da, bu zor geçmesi beklenen mücadeleyi ilk dakikasından son dakikasına kadar üstün oynayıp 20 sayılık bir farkla galibiyete ulaştı? Bugün maçın tek tek periyotlarındaki oyunumuzu değil de maçın genelinde nasıl oynadığımızı aktarmaya çalışacağım. Bu maç için takımımızın yaptığı doğrularda şöyle sıralandı:
1- Öncelikle SLUC Nancy ile başlamamız gerek. NBA'de lock out'ın bitmesi sonucunda takımın bu sezonki en büyük silahı olan Nicolas Batum bildiğiniz gibi NBA'e geri döndü. Fenerbahçe Ülker maçıda Batumsuz Nancy'nin Euroleague'de çıktığı ilk maç oldu. Ve şu görüldü ki Batum'un takımdan ayrılması Fransız temsilcisini tahmin ettiğimden de kötü etkilemiş. Adeta bir anda 3-4 seviye gerilemişler. Hücumda Batum'un eline bakan, Euroleague'in Batum oynarken bile, en az üç sayı isabetiyle oynayan takımı olan Nancy, Batum'u kaybettikten sonra daha da gerilemiş. Bu da takım olma yolunda gayet iyi bir aşama kaydeden takımımız için maçı oldukça kolaylaştırdı.
2- Oyuncularımız maçın içerisinde zaman zaman düşüşler yaşasa da oyunun genelini gayet iyi oynadı. Sefolosha'nın ayrılışından sonra hepimizin kafasında dolaşan "acabalar" bu maç ile silindi diyebilirim. Öyle ki bu maça kadar Euroleague'de yaptığımız asist ortalamamız 11.5 iken, Nancy maçının ilk yarısında 8 asist yaptık. Dördüncü çeyrekte ise şut yüzdemiz %85'e çıktı. Bunlar Euroleague seviyesinde gayet iyi rakamlar.
3- Dün akşam oynanan mücadelede savunmamız ise adeta hatasız oynadı. Nancy takımı her ne kadar bize oranla tecrübesiz olsa da bu tür rakiplere karşıda savunmayı gevşek bırakmadan disiplinle oynamamız en büyük artımızdı. Savunmada bire birlerde yenilmemeyi başardık. Uzun oyuncularımızın, pick'n roll savunmasındaki yardımlaşmaları ve kaymaları muhteşemdi. Bu başarılı savunmamızda meyvelerini maçın her anında verdi. Nancy'i çok sevdikleri pota altı hücumunu yapmamaya zorladık ve onların oyun anlayışlarını tamamen bozduk. Üç sayı çizgisinin gerisinden ve potaya uzak oynamaya zorlamamız zaten hücum gücü kısıtlı olan Nancy'yi iyice zor durumda bıraktı.
4- Curtis Jerrells'ta dün akşam yükselen formuna yakışan bir oyun ortaya koydu. Üçüncü periyotta farkı 1 sayıya kadar indiren Nancy'ye harika bir karşılık verdi ve adeta imdadımıza yetişti. Kullandığı her şutunu soktu. Her driplinginde ya sayı attı, yada faul aldı. Rakip pota altını Olympiacos maçında olduğu gibi çok etkili kullandı. Böyle akıllı oynamaya devam ederse hem oyun içerisinde sayı bulma opsiyonumuz artar hem de final-four için iddiamız artar.
5- Son haftaların parlayan yıldızı Oğuz Savaş dün akşamda gayet başarılıydı. Hücumda ne yapması gerekiyorsa yine yaptı fakat yine çok erken faul problemine girmesi en büyük zaafıydı. Gist ise gün geçtikçe takıma ısınıyor. Oyuna tam konsantre olarak çıktığında karşısında duracak çok az oyuncu var. Atletik yapısı ve takipçiliği muazzam bir oyuncu. Yeterki maça konsantre olsun. Vidmar ise her zaman ki gibi oyunun iki yönünde de başarılı fakat Oğuz'da olduğu gibi onda da büyük bir sıkıntı var: Erken faul problemine girmesi! Bunu düzelttiği anda çok daha yararlı olacak ve süreleri de artacak. Kaya ise savunmada yapması gerekeni gayet iyi yaptı. Ribaund aldı, blok yaptı, rakibi hataya zorladı. Kısacası uzunlarımızda, sezon başına oranla kendilerini bulmuşa benziyor. Bu da oldukça sevindirici tabiki..
6- Bojan Bogdanovic henüz Cibona'da oynadı sezonki gibi yüksek oranda bir skor katkısı yapmasa da takımın önemli bir oyuncu. Hem hücumda hemde "savunma"da. NBA'e draft olmuş bir skorer olmasına rağmen çok boş atış kaçırmaya başladı ama arkası dönük hücumlarda oldukça etkili bir oyuncu. Oyun zekası üst seviyede. Ayrıca kendisi için söylenen “savunmayı sevmez” imajını da ortadan kaldırdı diyebilirim. Koç Spahija kendisinden çok iyi bir savunmacı yarattı. Hücum vasıflarının yanına savunmayı da eklemesi onun geleceği içinde artı bir değer. Böyle oynamaya devam ederse skorunuda daha üst seviyelere çıkartacaktır.
Dün gerçekten iyi mücadele eden takımımızı bir kez daha kutluyorum. Sezon başı oynanan kötü oyundan şu anda eser yok. Sezon başına oranla gayet başarılı bir ilerleme kaydettik. Önümüzdeki hafta Sinan Erdem Spor Salonu'nda oynanacak olan Bizkaia Bilbao maçını kazanmamız durumunda son maçımız olan Bennet Cantu maçına grup birinciliği için çıkacağız. O nedenle önümüzdeki hafta oynanacak olan Bizkaia Bilbao maçına taraftarlarımızın da gereken önemi ve ilgiyi göstermesi gerekiyor. Çünkü bu takım taraftar desteğini fazlasıyla hak ediyor..
5 Aralık 2011
Oğuz'un önderliğindeki uzunlarımız coştu
Fenerbahçe Ülker Basketbol Takımımız, Beko Basketbol Ligi'nin 8. haftasında Abdi İpekçi Spor Salonu'nda Erdemirspor'u ağırladı. Maçı baştan sona kadar üstün götüren takımımız, sahadan 77-60'lık skorla galip ayrıldı ve son 2 haftadır yakaladığı iyi basketbolunu bu maçtada sürdürmüş oldu.
Hafta içi oynanan Olympiacos maçında gayet başarılı bir performans gösteren ve Yunan temsilcisini yenerek grubunda liderliğe yükselen takımımızın ligdeki konuğu, oynadığı son beş maçını da kazanan Erdemirspor oldu. Maç başlamadan önce, gerek Erdemir'in son haftalardaki performansını gerekse de Fenerbahçe Ülker'in hafta içi oynadığı Euroleague maçını göz önüne aldığımızda, bu maçın oldukça zor geçeceğini tahmin ediyordum. Fakat maçın daha ilk dakikalarından itibaren oyuncularımızın mücadelesini gördükten sonra benim gibi Erdemirli oyuncularda şaşırmış olsa gerek. Bu sezon görmeye çok alışkın olmadığımız bir şekilde maça agresif savunmayla başlayan takımımız, hücumda da sürekli formsuzluğundan şikayet ettiğimiz Roko Ukic'in takıma gayet başarılı ve hareketli bir şekilde yönetmesiyle başladı. Erdemir'de hafta içi Euroleague maçı oynamış ve geçtiğimiz sezonki görüntüsüne son 1-2 maça kadar ulaşamamış olan takımımızdan bu başlangıcı beklemiyordu ki maçada tutuk başladılar. Maçın ilk dakikalarında rakip pota altından sayılar bulmaya başlayan takımımız, savunmadaki sertliğiyle de Erdemir'e sayı şansı vermedi. Bu savunmasının ödülünü de hücumda bulduğu sayılarla alan takımımız ilk periyodu 10 sayılık bir farkla (22-12) üstün tamamladı.
Bu yazımın başlığında da kullandığım gibi, bu maç Oğuz'un ve uzunlarımızın maçı oldu. Sezon başından beri çok nadir kullandığımız pota altı hücumlarını bu maçta ise tek hücum opsiyonumuzmuş gibi kullandık. Sezon öncesi yaşadığı formsuzluğu son üç-dört maçtır atlatmış gözüken Oğuz'un o bildiğimiz bire bir hücumlarını bu maçta sık sık kullanması ve sayılar bulmasına, Gist, Kaya ve Vidmar'ın da oyunda oldukları sürece pota altından buldukları sayılarda eklenince Erdemir karşısında büyük üstünlük sağladık. Pota altı oyuncularımız, Oğuz(21 sayı)-Kaya(8 sayı)-Vidmar(4 sayı) ve Gist(8 sayı) dörtlüsü, maç boyunca attığımız 77 sayının 41'ine imzalarını attılar. İkinci periyotta bu uzun oyuncularımızın ambargosu altında geçti. Pota altında çok fazla görmeye alışkın olmadığımız uzundan uzuna asistler ile hem sayı olarak farkı açtık, hem de takımın gelecek maçlar için form seviyesinin nerelerde olduğuna şahit olduk. Tüm bu olumlu etkenler birleşince de fark kaçınılmaz oluyor. Soyunma odasına da 22 sayılık bir farkla 48-26 üstün girdik.
Bu sezon genel olarak hep kötü başladığımız üçüncü periyoda bu maçta da kötü başladık. Savunmamızın periyodun başlarında düşmesi ve Erdemir'in maçı çevirmek için son kozlarını oynaması skorda da azda olsa bir gerileme yaşattı. Bu zaman zarfında gelen 6-0'lık Erdemir serisi farkı 13 sayıya kadar çekti Karadeniz temsilcisi. Mola dönüşü savunma sertliğini tekrardan Euroleague seviyesine çekmeyi başaran takımımız bu sıkıntılı dönemden kurtulmayı başardı. Bu sert savunma sayesinde tekrardan farkı açmaya başlayan takımımız final periyoduna 19 sayılık üstünlükle 61-42 önde girmeyi başardı. Bu periyot için söyleyebileceğim tek eleştiri Koç Spahija'ya.. Erdemir'in skoru eritmeye başladığı dakikalarda o zamana kadar maçın en skorer oyuncusu olan ve Erdemir pota altını çok rahat geçen Oğuz Savaş'ı 7 dakika kenarda tutmasıydı. Koç kenara aldığı oyuncuları bazen unutuyor sanırım.. Burada da devreye yardımcı antrenör Ertuğrul Erdoğan'ın girmesi ve Spahija'yı uyarması gerekiyor. Sonuçta yardımcı koçunda görevi kenarda oturup maçı izlemek değil..
Son periyoda Jerrells'ın üçlüğü ve Bogdanovic'in basketi ile 5-0'lık seriyle başladık. Bu sezon üçüncü periyotların tersine son periyotlara hep iyi başladık. Kaybettiğimiz maçlarda ise ya son topu iyi kullanamadık yada daha önce açılan farkı kapatmak için zamanımız kalmamıştı. Son periyot boyunca Erdemir'le aramızdaki sayı farkını korumayı başaran oyuncularımız sahadan da 77-60'lık skorla galip ayrıldı. Takımımız bu galibiyet ile ligdeki 6. galibiyetini alırken, Erdemir ise 3. mağlubiyetini aldı. Takımımızda Oğuz Savaş 21 sayı, 9 ribaund, 2 asist'lik performansıyla maçın ve takımımızın en skorer ismi olurken, maçın son saniyesinde potadan dönen ve önüne düşen topu Ukic'in almasıyla double-double'ı kaçırmış oldu. Sarı-Lacivertli Ekibimizde Bojan Bogdanovic ise 10 sayılık bir skor katkısıyla Oğuz dışında çift haneli sayılara ulaşan tek oyuncumuz oldu.
Fenerbahçe Ülker Basketbol Takımımız, Beko Basketbol Ligi'nin 9. haftasında 10 Aralık Cumartesi günü saat 15:00'te deplasmanda Aliağa Petkim ile karşılaşacak. Bu mücadele İzmir Enka Spor Salonu'nda oynanacak.
