16 Eylül 2012

Rezalet Futbol Devam Ediyor – Fenerbahçe:2 Mersin İdman Yurdu:1



 

Öyle büyük umutlarla televizyon başına geçtim ki bu maçta büyük patlama bekledim takımdan. Hırslı, iştahlı, aynı hatalarını tekrarlamayan bir takım hayalini kuruyoruz ancak olmuyor, olmuyor, olmuyor. Takım dikine gidemiyor. Kanatlarda da vizyonsuz oyuncular eşliğinde ezikleri oynuyoruz. Göbekte fark yaratamayan oyuncular yüzünden kanatlardaki yetersiz adamlar iyice göze batıyorlar. Kuyt’un oyundan çıkmak istemesi zaten oyunun özetidir bana göre. Ne zaman çıldırır dediğimiz Kuyt, bu maçta çıldırdı.

İlk olarak Alex’e gelelim. Bu konuyu konuşmaktan bıktım ancak Alex, Ricardinho, Lincoln kıvamında futbol oynamaya başladı. Yaşına veriyorum ve bunun tek sebebinin yaşı olduğunu biliyorum ancak kaçırdığı pozisyonları daha önce hep golle sonuçlandırdı, kaçırdığı pasları daha önce hep atıyordu. Şimdi herkes Alex konsantrasyonunu kaybetti diyecek hayır arkadaş itirazım var bu konuya artık. Bir gün önce senin heykelini dikiyor bu taraftar ve sen bir gün sonra maça çıktığında yetersiz kalıyorsan saha içinde senin işin bitmiş demektir. Eski Alex göbekten topu aldığında dikine öyle bir dalardı ki rakip kanatları bırakıp Alex ile nasıl baş ederim telaşına girerdi. Alex’i serbest bırakıp resmen kanatlarda eziyorlar bizi. Oyun kuramıyoruz ve ara toplarla pozisyon arıyoruz. Böyle bir işkenceyi bize yaşatmak zorunda değil. 

Bir kere Kuyt gibi bir adamdan tek forvet yapılmaz. Yanına da bu kadar son vuruşlarda yetersiz Alex’i koyarsan ne gol atarsın ne pozisyona girersin. Alex resmen maç boyunca Kuyt’tan kaçtı. Sebep? Kuyt en sonunda oyundan çıktı. Bu kadar koşuyor mücadele ediyor ve pas alamıyor ve kimse de adama ayak uydurmaya çalışmıyor. Kuyt’a ayak uydurabilecek bir tane adam yoktu sahada. Bu şekilde mi alacaksınız UEFA kupasını? Takım içindeki bireyselliğin önüne geçilmedikçe sorunlar hep bu şekilde büyüyecektir.

Takım iyi değildi ancak bazı olumlu gelişmeleri yazmakta fayda var. Meireles’i daha çok geride kullandı Aykut Kocaman. Meireles'de Aurelio’dan beri özlediğimiz ve istediğimiz hem orta sahaya hâkim olmaya çalışırken hem de defanstaki oyuncuların hücum anında arkalarını kollama hamlelerini gördük. Bunu ne Emre yapıyordu ne de diğerleri. Meireles ilk maçta bunu yapabileceğini gösterdi. Defanstaki oyuncular atağa çıktıklarında özellikle Hasan Ali ve Gökhan Gönül, sürekli arkalarını kapattı ve yardım etmeye çalıştı. Ataklara da katıldı ancak fazla değildi bu. Mehmet Topal daha çok ataklarda bulundu ama maalesef önündeki ve arkasındaki adamlardan destek alamadı. 

Fenerbahçe’nin mutlak surette bireysellikten kurtulması gerekiyor. Orta sahanın ortasında paslaşma yok. Organizasyon yok. Top Alex’in ayağına geldiğinde duruyor. Stoch’un ayağına geldiğinde rakibin içinden geçmeye çalışıyor. Topuz topu 10 metre ötede durduruyor. Bireysel çırpınmalar bazen çok komik görüntüler çıkartıyor. Ne zaman organize olunacak çok merak ediyorum. Açıkçası bu futbol ile deplasmanlarda hep puan kaybederiz. UEFA kupası da daha gruplarda hüsranla sonuçlanır. Bir şekilde oyuncular arasında amatör ruh oluşturulmak zorunda. Bunu delip geçen oyuncularla gerekirse yollar ayrılsın.

Haftasonu Marsilya maçı için pek bir umudum yok. Bakalım neler olacak merakla bekliyorum.

Efsane Olmak...



Efsane olmak var bir de Fenerbahçe olmak var.

Tabutunda Fenerbahçe bayrağı varsa sen Fenerbahçe'sin

Efsane olmak bunun yanında fazla önemli kalmıyor.

Alex'in şu saatten sonra yapacağı tek şey tabutuna Fenerbahçe bayrağı koymak olacak.

İşte o zaman Fenerbahçe olacaksın Kaptan!

12 Eylül 2012

Transfer 2012: David Andersen değerlendirmesi



Fenerbahçe Ülker'in Olimpiyat Oyunları'ndan sonra resmen açıkladığı bir diğer transferde David Andersen oldu. 2.11'lik dev oyuncu, basketbola ülkesi Avustralya'da başladı. Gençlik yaşlarında çeşitli basketbol takımlarında oynadı. Kendi yaşıtlarına oranla Andersen'in uzun boyu kendisine genç yaşlarda büyük avantaj sağladı. Profesyonel basketbol kariyerine, Avustralya Basketbol Ligi ekiplerinden Wollongong Hawks'da başladı. Burada sadece bir sezonda gösterdiği performans ile İtalya'nın yolunu tuttu. Dönemin en iyi basketbol takımlarından biri olan Kinder Bologna ile Avrupa macerasına başladı. Bologna'da ki ilk senesinde Avrupa basketboluna alışma süreci yaşayan Andersen, daha sonraki üç sezonda adını Avrupa basketbolunda duyurmayı başardı. 2001 yılında Bologna'nın elde ettiği Euroleague şampiyonluğunda pay sahibi oldu. Kinder Bologna'da geçirdiği 4 sezon boyunca 2001 ve 2002 yıllarında İtalya Kupası şampiyonluğu ve 2001'de de İtalya Ligi şampiyonluğu yaşadı. Bu dört yıllık süreçte 2002 yılında NBA Draft'ına girerek Atlanta Hawks tarafından draft edildi. 2003 yılının transfer döneminde ise bir başka İtalyan takımı Montepaschi Siena ile sözleşme imzaladı. Siena'da geçirdiği bir sezon boyunca Siena'nın ilk lig şampiyonluğunu kazanmasında büyük rol oynadı. Aynı sezon İtalya Ligi Finallerinin En değerli oyuncusu ödülünün sahibi oldu. Bu Andersen'in kariyerindeki ilk MVP ödülüydü.

Siena'da geçirdiği bir sezonun ardından Rusya'nın yolunu tuttu ve Rus Basketbolunun en önemli takımı olan CSKA Moskova'ya transfer oldu. CSKA Moskova kariyerinde Andersen çok büyük bir çıkış yakalayarak kişisel performansını da ciddi şekilde yükseltti. CSKA Moskova formasıyla geçirdiği dört sezonda 2005, 2006 ve 2007 yıllarında Rusya kupasını, 2005, 2006, 2007 ve 2008 yıllarında Rusya Lig Şampiyonluğunu ve 2006 ile 2008 yıllarında Euroleague Şampiyonluklarını kazandı. 2005 yılında Euroleague'de, CSKA Moskova formasıyla gösterdiği başarılı performansla "Euroleague'de En iyi beşe" seçildi. Rusya'da kazandığı başarıların yanında kişisel performansında da gelişme kaydetmesi Andersen'i Avrupa'nın sayılı uzunları arasına soktu. Rusya'da geçirdiği dört sezonun ardından İspanyol devi Barcelona'ya transfer oldu. CSKA'da başladığı yüksek performansını Barcelona'da da devam ettiren Andersen takımın lig şampiyonluğunda önemli rol oynadı. Barcelona'da geçirdiği bir sezonun ardından ise NBA'i denemek istedi. Atlanta haklarını Houston'a devredince NBA'e de Houston Rockets formasıyla adım attı. NBA'de geçirdiği iki yıl boyunca sırasıyla Houston Rockets, Toronto Raptors ve New Orleans Hornets formaları giydi. NBA'de istediği başarıyı yakalayamayınca tekrardan Avrupa'ya dönme kararı aldı. Daha öncede formasını giydiği Siena ile anlaşan Andersen burada Lig şampiyonluğu, İtalya Kupası şampiyonluğu ve İtalya Süper Kupa şampiyonluğunu tekrar kazandı. Ardından da 2012 transfer döneminden kendisini Sarı-Lacivertli yapan imzayı attı. Andersen, Avustralya Milli Takımında da oynamaya devam ediyor.

Yukarıda bahsettiğimiz kariyerinde de göreceğimiz gibi, Avrupa'nın üst düzey takımlarında oynamış, birçok şampiyonluklar kazanmış ve büyük bir Euroleague tecrübesine sahip Andersen. Takıma birçok konuda büyük katkı vereceği aşikar. Şimdi Andersen'in takımımıza vereceğine inandığımız katkılara değinelim.

Öncelikle yukarıda da bahsettiğimiz gibi inanılmaz bir tecrübeye ve kariyere sahip. Avrupa'nın üst düzey takımlarında, üst düzey liglerinde oynamış, NBA tecrübesi yaşamış, onlarca şampiyonluk kazanmış bir oyuncu. Öncelikle takıma bu tecrübesiyle bile çok büyük değer katacağı kesin. Her sporda olduğu gibi basketbolda da kariyer ve tecrübenin oyuna etkisinin yüksek olduğunu düşünürsek bu sene Andersen'den hem gençlere iyi bir öğretmen hem de sahada iyi bir yol gösterici olacağını söyleyelim. 

2.11'lik bir oyuncu için serbest atış çizgisinde oldukça başarılı bir oyuncu. Özellikle Euroleague'de geçirdiği son altı sezondaki %81.7'lik serbest atış isabet yüzdesi bir uzun oyuncu için oldukça yüksek bir rakam. Ayrıca üç sayılık isabet oranıda bir uzun oyuncu için oldukça iyi. Euroleague'de %45.3'lük bir isabet oranına sahip. Oynadığı yerel liglerde ise bu isabet oranı daha da yükseğe çıkıyor. Kolay kolay hiçbir rakibin boş bırakmayı göz önüne alamayacağı bir oyuncu.

Bir oyun kurucu kadar olmasa da iyi bir oyun zekasına sahip. Düzen içerisinde oyunu iyi okuyup gerektiği zaman gerektiği yerde olmasını bilen bir uzun. Üstelik fundamentalı'da üst seviyede. Bununla birlikte iyi de bir pasör. Skor katkısı yaptığı kadar takım arkadaşlarına da oldukça fazla asist yapabiliyor. Hücumda çok yönlü oynaması; yüzü dönük yada sırtı dönük şutlarda başarılı bir yüzdeyle oynaması onu hücumda büyük bir silaha dönüştürüyor. Özellikle CSKA'daki son iki sezonunda geliştirdiği şutunu bu yaşına kadar aynı seviyede tutmayı başardı. Rakipler için korkulu bir hücum oyuncusu. Rakibinin bir anlık zaafından sayı üretebilme potansiyeline sahip.

En önemli artılarından biride coach Simone Pianigiani ve Bo McCalebb'ı çok iyi tanıması. Coach'un oyun sistemine alışkın olması Fenerbahçe Ülker'deki adaptasyon süresinin de kısa olacağının işareti. Ayrıca Bo McCalebb ile de oynamış olması ve onun saha içerisinde neler yapmak istediğini anlayabiliyor olması hücumda yapacağı ikili oyunlarda büyük fayda sağlayacak. Yeni bir oyun kurucuyla oynamaktansa, tanıdığı bir oyun kurucuyla oynayacak olması Andersen'in sahada daha verimli olmasında büyük rol oynayacak.

Oyunun hücum yönünde gösterdiği başarıyı açıkçası savunmada çok fazla gösterdiğini söyleyemeyiz. Emir Preldzic'ten alışkın olduğumuz gibi çok fazla savunma yapmayı seven bir oyuncu değil. Zaten savunmada da aynı Oğuz Savaş gibi çok yumuşak kalıyor. Bu zaaflarını Kaya gibi, Batiste gibi sağlam, sert savunmacı olan uzunlarımızın kapatması halinde savunmada da çok fazla aksamayacaktır.

David Andersen'e bir kez daha Fenerbahçe Ülker'e hoşgeldin diyor, takımımızda başarılar diliyorum.

3 Eylül 2012

Tükürdüğünü yalamak bu olsa gerek



Bugün Galatasaray resmi internet sitesinden Basketbol Şube Koordinatörleri Murat Özyer imzasıyla bir açıklama yayınlandı. Bu açıklamada Murat Özyer, basında ve internet ortamında son günlerde çıkan İlkan Karaman transferiyle ilgili -yalan, yanlış- bilgileri düzeltmek amacıyla yaptığını belirtmiş. Bu yapılan açıklamadaki tezatlıkları ve kendi kendini ele vermesiyle Özyer bulunduğu mevkiyi ne kadar hak ettiğini(!) de gözler önüne sermiş. Üst tarafta bulunduğu şikayeti hemen alt paragrafında kendisi çürütmüş. Şimdi bu yapılan açıklamayı paragraf paragraf irdeleyelim.

Öncelikle şunu belirtmekte fayda var; Yapılan açıklamada basında yer alan haberler dışında hiçbir ekstra bilgi verilmemiş. Sadece Murat Özyer tarafından İlkan ve menajeriyle daha önceden bir görüşme yapıldığı ve oyuncunun sözleşmeyi imzalamak istemediği açıklanmış. Ki İlkan Karaman cephesi bu açıklamayı daha önceden yalanlamış ve Galatasaray cephesinden kendileriyle ilgilenen kimsenin olmadığını belirtmişti.
Kulübümüz, 12 Eylül 2010 tarihinde Tofaş SK'dan belli bir bedel karşılığı bonservisi alınan sporcu İlkan Karaman ile geçen sezon başında 12 Haziran 2011 tarihinde 2016 sezonuna kadar özel sözleşme imzalamıştır.
Galatasaray ile İlkan arasında özel bir sözleşme yapıldığı zaten medyada daha önce birçok kez gündeme gelmişti. Burada verilen bilginin sadece imza tarihleri Murat Özyer tarafından -ilk kez- açıklanmış oldu. 
Geride bıraktığımız 2011-2012 sezonunda da kulübümüz kiralık statüsündeki iki kontenjan hakkını Melih Mahmutoğlu (2012-2013 sezonu için opsiyonlu sözleşmesi olan) ve Can Korkmaz'a (2014'e kadar sözleşmesi olan) kullanmış ve sonuç olarak kontenjan boşluğu olmaması nedeniyle oyuncu bonservisi ile Karşıyaka SK'ya verilmiştir.
Burada yapılan açıklamada İlkan'ın bonservisinin -resmi olarak- geçtiğimiz sezon başında Karşıyaka'ya verildiği açıklanmış. Yani sporcunun 2011-2012 sezon başında Galatasaray ile herhangi hiçbir bağı kalmamıştır. Oyuncu o tarih itibariyle Karşıyaka kulübünün bonservisli sporcusudur. Bu gelişmede medyada bugün açıklandığı gibi aynen haftalar öncesinde biliniyordu.
TBF'de bulunan, Karşıyaka SK ile İlkan Karaman arasında yapılan resmi 'Tip Sözleşmesi'nin özel şartlar bölümünde; "Galatasaray SK'nın talep etmesi halinde 2011-12 basketbol sezonunun sonunda 15 Temmuz 2012 tarihine kadar sporcunun bonservisi Galatasaray S.K.'ya verilecektir" maddesi yer almaktadır. Söz konusu maddeye bağlı kalınarak sporcunun bonservisi Kulübümüzce 6 Temmuz 2012 tarihinde yazılı olarak Karşıyaka S.K' den istenmiştir. 12 Temmuz 2012 tarihinde Karşıyaka S.K. İlkan Karaman'ın bonservisini Kulübümüze göndermiştir.
Yukarıdaki paragraftada boldladığımız satırlara dikkat lütfen. Galatasaray, Karşıyaka'ya verilen bonservisin özel şartlar bölümüne talep edilmesi halinde İlkan'ın bonservisinin Galatasaray'a verileceğinin eklendiğini belirtmiş. 12 Temmuz'da da bonservisin kendilerine gönderildiğini açıklamışlar. Ancak unutulmamalıdır ki uluslararası transfer talimatlarında bu durum sadece iki kulüp arasında bir anlaşmanın olduğunun tescilini verir. Sporcu ile transfer etmek isteyen kulüp arasında bu madde ile hiçbir sözleşme imzalama yükümlülüğü verilmez. Bu konulan madde ile Karşıyaka kulübü Galatasaray İlkan'ı geri almak istediğinde bonservisini -ücretsiz olarak- geri göndereceğini kabul etmiş durumdadır. Ancak İlkan'ın bu madde kapsamında Galatasaray ile resmi sözleşmeye -tekrardan- imza atma zorunluluğu asla yoktur.
Yapılan görüşmelerde gerek sporcu ve gerekse menajeri her seferinde; İlkan Karaman'ın 2012-2013 sezonunda takımımızda yeterince süre alamayacağını, sporcunun kendisini geliştiremeyeceğini belirterek resmi sözleşmeye imza atmak istememiştir.
Üst tarafta anlatmak istediğimi Murat Özyer yukarıda yer alan paragrafta kendisi anlatmış. Galatasaray oyuncunun sözleşmesini, özel şartlara koyduğu madde ile Karşıyaka'dan geri almış olmasına rağmen sporcuya bu sözleşmeyi imzalatamamıştır. Çünkü bu oyuncunun kendi insiyatifinde olan bir durumdur. İlkan, yukarıda Özyer'in de açıklamalarında belirttiği gerekçeleri öne sürerek bu yeni sözleşmeye imza atmak istememiş. Ki İlkan ve menajeri Galatasaray'ın bu süreçte kendileri ile ilgilenmediğini ve ilgisiz kaldıklarını Fenerbahçe Ülker'e transferinin ardından açıklamışlardı. Burada Özyer'in yapmış olduğu açıklamayı gerçek varsayarsak bile, transfer talimatları gereğince İlkan'ın bu sözleşmeye imza atmaması doğal bir durumdur. Oyuncu kendi insiyatifinde olan bu kararı bu şekilde kullanmıştır.
23 Ağustos 2012 tarihinde kulüp ile sporcu arasında yapılan tek tip sözleşmeler dışındaki sözleşmeleri tescil etmeyen (hatta disiplin kuruluna sevk eden) TBF sporcunun yeni kulübü ile yaptığı sözleşmeyi tescil ettiğini bildirmiştir.
Yukarıdaki açıklama ise tam bir komediden öte birşey değildir. TBF ve uluslararası transfer talimatları gereğince, transferler federasyonlarca kendilerine resmi olarak bildirilen -Tek Tip Sözleşmeler- ile tescil edilebilir. Oyuncu ile kulüp arasında yapılan her türlü -özel ve gizli- sözleşmeler TBF tarafından asla dikkate alınmaz. Mevzuat ve Tahkim Kararları gereğince, Federasyon tarafından tescil edilmeyen ve tarafların kendi aralarında ’özel’ olarak imzaladıkları, ’Özel sözleşme, özel fesihname ya da özel nitelikteki her türlü evrak’, Federasyon tarafından hukuken dikkate alınmaz. Fenerbahçe Spor Kulübü'de İlkan Karaman ile TBF Tek Tip Sözleşmesi imzalamış ve bunu TBF tescillemiştir. Burada alınıp, gücenilecek hiçbir şey yoktur.
Bununla beraber 15 Ağustos 2012 tarihinde İlkan Karaman, TBF resmi sitesine verdiği ve haber sitelerine, sosyal medyaya ve gazetelere yansıyan röportajında ''Başımızda geçen sezonu 3 kupa ile kapatmış bir antrenör var. Bu bizim için büyük avantaj. Kendimi hocama göstermem için milli takımda iyi bir performans sergilemem gerekiyor. Nasıl bir oyuncu olduğumu burada çok daha iyi görecek'' demiş ve bu demecin hemen ertesi aynı İlkan Karaman yeni kulübü ile sözleşme imzalamıştır. 17 Ağustos 2012'de sporcu gazetelere verdiği demeçte ise: "Bu hayalimin gerçekleşmesinden dolayı çok mutluyum" demiştir.
Yukarıdaki paragrafta ise İlkan'ın vermiş olduğu röportajlardan alıntılar yapılarak Murat Özyer kendisini ve kulübünü kendi taraftarı önünde haklı gösterme çabasında bulunmuş. Olayın gerçek yüzünü bilen, hatası bulunanları iyi etüt edebilen Galatasaraylılar bile bu açıklama karşısında yöneticilerinin düştüğü vahim durumu göreceklerdir.

Uzun lafın kısası Murat Özyer medyada yer alan bilgileri doğrulamaktan başka bir açıklama yapmamış. Hepimizin bildiği bilgileri tekrarlayıp sonunda da sporcuyu taraftarı önüne atarak kendini olaydan sıyırma yolunu seçmiş. Açıkçası bu Özyer'e yakışmamış. Suçu İlkan'a atarak yönetim zaafını ve hatasını ört pas etmek o seviyede görev yapan bir idareciye yakışmaz. Taraftarına şık görünme çabalarından vazgeçip şapkayı önüne alma vaktidir bu vakit. Yoksa tribüne oynayarak bir şube yönetilmez, bir sporcuda harcanmaz! İlkan, Fenerbahçe taraftarından alacağı büyük destek ile Sarı-Lacivertli forma altında başarılı birçok sezon geçirecek. Bizim buna inancımız tam. Bir kez daha İlkan'a Fenerbahçemize hoşgeldin diyor, başarılar diliyorum.

4 Taşın Ortasına Raul Meireles!



raul meireles

Tabiri caizse 4 taşın ortasına gelen taş gibi oldu Raul Meireles. Çok geç kalındı bu transfer için. Fenerbahçe, Emre gittikten sonra orta alana üç ay içinde mutlaka bir transfer yapmalıydı. Emre gitmeseydi bu rakam bir idi ancak Emre gidince iki oldu. Tabii ki 29 yıldır Fenerbahçe’nin hiçbir zaman eksiksiz sezonu bitirmediğini bildiğim için Raul Meireles transferine duacıyı vaziyetteyim.

Geçen sene Premier Lig’in en çok koşan futbolcusu. Maç başına 14 km gibi rakamlara ulaştı. Maç başı top kapma oranıyla Premier Lig’deki orta sahalar içinde ilk on içerisinde. Liverpool ve Chelsea’de istikrar abidesi olmuş, milli takımda da oyun kalitesini hiç düşürmemiş bir futbolcu. Kuyt ilk geldiğinde, Emre gittiğinde, Cristian gibi oyunculara sert çıkarken en çok savunduğumuz şeyi tekrar söylemek gerek sanırım. İSTİKRAR!

Meireles sahadaysa o maçta kötü oynayabilir, kötü pas verebilir, az top kapabilir ama orta sahada mücadelesini hiçbir zaman bırakmaz. Kuyt’ın ruh eşi gibidir Meireles. 

Tahminen transfer kapandı Fenerbahçe’de Meireles’in gelişiyle birlikte. Şu saatten sonra Fenerbahçe bu kadro ile yola devam edecek. UEFA gruplarında şansı hala çok az. Takım çalkalanıyor, Transferlerin uyum sağlaması, taktiğin sabit olması gerekirken Krasic’in sakatlığı, Alex ve Cristian’ın sorunları, Yobo-Egemen ikilisinin alışması, Meireles’in takımı tanıması derken gruplarda gerçekten çok zorlu bir süre. Yaşayacak Fenerbahçe.

Meireles transferinden sonra akıllardaki sorulardan birisi şu olacak. Takım 4-4-2 mi oynayacak yoksa 4-3-3’e devam mı?

İnşallah bu 4-3-3 sevdası bizi kötü sona sürüklemez.

Yeni sezon ve yeni bir başlangıç



Bu yazıyı çok daha önce yazmam gerekiyordu. Çünkü takım sezonu açalı neredeyse iki hafta oldu. Ancak hem bayram hem de kısa süreli bir tatil için il dışına çıkmış olmam ve internete girme fırsatımın olmamasından dolayı bugüne kaldı. Bugün Bo McCalebb transferinin değerlendirmesini yaptıktan sonra yeni sezonla igili temennilerimi de paylaşmak istedim sizlerle.

Geçtiğimiz sezonu büyük bir hayal kırıklığıyla tamamladık. Hedeflediğimiz lig ve kupada başarısız sonuçlar alıp, Euroleague'de de Top 16'da elendik. Başarısız geçilen bir sezonun ardından yeni sezon öncesi şubede ciddi bir revizyon gerçekleştirildi. Önce Genel Koordinatörlük görevinde bulunan Aydın Örs istifa etti ve yerine Kemal Dinçer getirildi. Ardından takım menajerimiz Damir Mrsic takımdan ayrıldı ve onun yerine de Serdar Apaydın görevlendirildi. Revizyon sadece idari anlamda değil sporcu bazında da devam ettirildi. Yeni sezon çalışmaları neticesinde Roko Ukic, James Gist, Hakan Demirel ile yollar ayrıldı. Vidmar, Beşiktaş'a kiralandı. Mirsad Türkcan için 5 Ekim'de jübile maçı yapılacak. Kadrodan ayrılan bu isimlerin yerine Barış Ermiş, Bo McCalebb, Romain Sato, David Andersen, Mike Baitste gibi Avrupa tecrübesi olan önemli isimlerle birlikte, İlkan Karaman ve geçtiğimiz sezon Mersin'de kiralık oynayan Can Maxim Mutaf gibi genç oyuncular dahil edildi. Bir değişiklikte geminin dümenin de gerçekleşti. İki sezon boyunca baş antrenörlüğümüzü yapan Neven Spahija ile yollar ayrıldı ve yerine Siena'nın baş antrenörü Simone Pianigiani getirildi.

Şubede gerçekleşen bu kan değişikliğinin ardından yeni sezon hazırlıkları Milli takımda yer alan sporcular ve coach Pianigiani'nin dışında 20 Ağustos Pazartesi günü başladı. 20 Ağustos'ta başlayan ilk etap hazırlık çalışmaları, bizi bu sezonki yeni hedeflerimize taşıyacak merdivenin ilk basamağı olacak. Her antrenman, her hazırlık maçı bizi hedeflerimiz doğrultusunda birer basamak yukarıya çıkartacak. 5 gün İstanbul'da süren çalışmaların ardından takımımız 26 Ağustos Pazar günü Düzce'deki Topuk Yaylası Kamp ve Dinlenme Tesislerine gitti. Bugün dönecek olan kafilemiz bu kamp ile ikinci etap çalışmalarını da tamamlamış olacak. Ardından hazırlık maçları oynamak için yurtdışına gidilecek.

Yeni başlayacak sezonda da Fenerbahçe olarak hedeflerimiz belli; Ligde ve Türkiye Kupası'nda kötü geçen sezonun ardından yeniden zirvede yer almak ilk hedefimiz olacak. Ayrıca kurulan kadrodan da anlaşılacağı üzere bu sezon çıta daha da yükseltilerek Euroleague'de Final Four oynamak en büyük hedeflerimizden biri olacak.

Bu hedefler doğrultusunda; gerekli bölgelere transferler yapıldı. Yeni sezon kadrosu kısmen tamamlandı. Taraftar olarak bizler yavaştan yeni sezon moduna girmeye başladık. Sporcularımızda bu hedeflere ulaşmak için çalışmalarını aralıksız olarak sürdürüyor. Tüm bu çalışmalar tek bir hedef doğrultusunda yapılıyor: Mücadele edilen her kulvarda başarı ve Şampiyonluk!

Bizler için yeni bir başlangıç olacak olan 2012 - 2013 sezonu, Fenerbahçe Ülker camiasına ve takımımıza nice başarı ve şampiyonluklarla dolu bir sezon olsun. Sakatlıklardan uzak bir sezon geçirmek dileğiyle... 

Siz sahada, biz tribünde, Ölümüne Fenerbahçe!!

Transfer 2012: Bo McCalebb Değerlendirmesi



Lester Bo McCalebb... 1985, New Orleans doğumlu olan Amerikalı basketbolcu daha sonra Makedon vatandaşlığına geçerek Makedonya Milli Takımında oynamaya başladı. Son yıllarda ortaya koyduğu performans ile Avrupa'da en iyi oyun kuruculardan biri olmayı başaran Bo McCalebb, basketbol kariyerine Amerika'da kolej liginde başladı. New Orleans Üniversitesi'nde sürdürdüğü kolej kariyeri boyunca 128 maça çıktı ve 20.9 sayı, 4.7 ribaund ve 3 asist ortalamalarıyla inanılması güç bir istatistik yakaladı. Bu yüksek ortalaması Bo'ya, 2007 yılında "Sun Belt Conference Player of the Year" ödülünü kazandırdı.

Günümüzün elit basketbolcularından biri olarak kabul edilen Bo McCalebb profesyonel kariyerine ise ülkemizde başladı. 2008-2009 sezonunda Beko Basketbol Ligi ekiplerinden Mersin Büyükşehir Belediye forması giyerek profesyonel basketbol kariyerine ilk adımı attı. Ligimizde oynadığı tek sezonda 17.4 sayı ve 4.7 asist ortalamalarıyla dikkatleri üzerine çekmeyi başardı. Sezon sonu Fenerbahçe Ülker'in de gündemine gelmiş ancak transferden daha sonra vazgeçilmişti. Bo, ülkemizde geçirdiği bir sezonun ardından Partizan'a transfer oldu. Partizan'da oldukça başarılı bir sezon geçiren Bo McCalebb, Sırbistan Ligi ve kupası ile Adriyatik Ligi'ni kazandı. Ayrıca Euroleague'de de aynı sezon Final Four oynama başarısı gösterdi. Euroleague'de takımının Final Four oynamasında büyük katkısı olan Bo, Euroleague'in en iyi ikinci beşine seçilerek kalitesini de ortaya koydu.

Partizan'da geçirdiği başarılı sezon ile Avrupa Basketbolu'nun önemli kulüplerinin dikkatini çeken Bo McCalebb, 2010 transfer döneminde İtalyan temsilcisi Montepaschi Siena ile sözleşme imzaladı. Euroleague seviyesinde Partizan'da başlayan yükselme Siena'da adeta tavan yaptı. McCalebb, Siena forması ile ortaya koyduğu performans sayesinde tüm dünyada tanınan bir isim olmayı başardı. Siena'daki ilk senesinde Euroleague'de Final Four oynayıp, İtalya'da da tüm kupaları topladılar. İkinci sezonunda da başarılı performansını sürdüren Bo McCalebb, İtalya Ligi MVP'si olmayı başardı. 2012 transfer döneminde ise Fenerbahçe Ülker ile 3 yıllık sözleşme imzalayan McCalebb artık Sarı-Lacivertli renkler için mücadele edecek.

Bo McCalebb'ın kısa gibi görülen ama aslında başarılarla dolu kariyerine göz attık. Fenerbahçe Ülker Bo'nun profesyonel basketbol kariyerindeki dördüncü takımı. Mersin'de başlayan kariyer şimdi bir diğer Türk takımı olan Fenerbahçe Ülker'de devam edecek. Ama bu sefer daha öncekinden farklı olacak. Mersin'de bir yıldız adayı olduğunu göstermişti fakat şimdi Fenerbahçe Ülker'de yıldız oyuncu olarak görev yapacak ve takımın hedeflerinde en kilit rolü üstlenecek. Bo, bu duruma yabancı değil. Bu zamana kadar oynadığı her takımda hep kilit ve önemli roller üstlendi. Bu yükü kaldırabilecek tecrübede bir isim.

Bo'nun basketbolunu aslında çok fazla tanıtmaya gerek yok. Basketbolu az da olsa takip eden herkes Bo'nun oynayacağı takıma nasıl yarar sağlayacağını bilir. Yine de biz yıldız basketbolcunun olumlu yönlerine biraz değinelim.

Öncelikle atletik yapısının getirdiği önemli bir artısı var. Hem savunmada hem de hücumda bunun nimetlerinden fazlasıyla yararlanıyor. Yüksek zıplama kabiliyeti sayesinde ribaundlara da katkı veriyor. Tam sahayı çok hızlı geçip takımı hücuma çok hızlı taşıyabiliyor. Pota altı drive'larda da bitiriciliği çok yüksek olan bir oyuncu. İçe drive sonucu bulduğu basketler profesyonel kariyeri boyunca en iyi yaptığı işlerin başında geliyor. 

Gerektiğinde sorumluluk alabilen ve kritik anlarda önemli katkılar bekleyebileceğimiz bir isim. Top onun ellerinde olduğunda bu sezon biraz daha rahat maç izleyeceğimiz kesin. Çünkü Bo, oyunu çok iyi okuyup rakibin anlık zaaflarından çok iyi yararlanabilen bir oyuncu. 

Teke tek hücumda tutulması zor bir isim. Karşısındaki oyuncuyu zor duruma düşürebilecek kadar hareketli olması ona büyük avantaj sağlıyor. Ayak çabukluğu ve atletik yapısıda bunda büyük etken tabi ki. Ayrıca oldukça korkusuz bir isim. Önündeki oyuncunun kim olduğuna bakmadan potaya gidebilen hatta daha da zoru seçip rakibinin üzerinden smaç dahi basabilen bir isim. Bo'nun bu spektaküler hareketleri sezon boyunca taraftarı coşturacaktır. 

Bo, savunmada da teke tekte yıpratıcı bir oyuncu. Özellikle rakip alanda baskıyı iyi yapıp, rakibini top kayıplarına zorlar. Sert savunması ve rakibe yaptığı baskı ile top kapmada da oldukça başarılıdır. Savunmada kaptığı toplarla basacağı smaçları sezon boyunca izleyecek olmakta bizler için büyük bir keyif olacak.

Kariyerinin başlarındaki en büyük dezavantajı orta mesafe şutlarının iyi olmamasıydı. Ancak özellikle Siena'da bu sıkıntısını büyük ölçüde giderdi. Orta mesafe şut yüzdesini yükseltti. Bu bile Bo'nun bireysel oyun gelişimine ne kadar önem verdiğinin bir göstergesi. Çalışmayı ve kendini geliştirmeyi seven bir oyuncu Bo McCalebb. Pianigiani'nin sisteminde yine alışkın olduğu bir görev üstlenecek. Siena'da alışkın olduğu sistemi Fenerbahçe Ülker'de de sürdürecek. Geçiş döneminin sorunsuz olması için yapılan yararlı transferlerin yaratacağı sinerji ile Fenerbahçe Ülker bu sezon savunmadaki sertliği ve hücumdaki yaratıcılığı ile Avrupa'da ses getirecek bir seviyeye geldi. Bo McCalebb'ta bu kadroda en kilit rolü üstlenecek olan oyuncu olacak.

Bo, yıldız bir basketbolcu.. Şimdi bu yıldızı Fenerbahçe Ülker'de de parlatma zamanı... Sarı ışığına laciverti de ekleyip zirveye çıkartma zamanı... Şimdi; şampiyonluk zamanı... 

Ailemize hoşgeldin Bo...

2 Eylül 2012

Doldur Boşalt Doldur Boşalt v2012 – Sivasspor:0 Fenerbahçe:0




 
Fenerbahçe rezalet oynamaya devam ediyor. Her maç bir taktik deniyor Aykut Kocaman. Artık içerde ne gibi bir savaş dönüyorsa sürekli taktik değişiyor, sürekli oyuncular değişiyor. Fenerbahçe’de bir kere bu iç savaş yüzünden iletişim kopmuş durumda. Saha içinde futbolcular tek başına bağımsız bireyler gibi oynuyorlar. Takımın en büyük gol silahı doldur boşalt olmuş. Rakip orta sahada biraz bastığı vakit hemen defanstan top şişiriliyor. 1980 yılındaki Anadolu Takımları gibi oynuyor koca Fenerbahçe. 1990 yıllarda ezik ve sinik Anadolu takımları bu taktikle oynarlardı büyük takımlara karşı.

Orta sahada yumuşak, pas yapmayan, iletişim kurmayan, sinik adamlar var. Koşmuyorlar, iletişim kurmuyorlar, pas atmıyorlar. Haliyle Topal içlerinde siniyor. Takıma adapte olamıyor. 3 ayda takım hazır olmasına rağmen daha çok geriye gitti. Orta sahada bu eksikler olduğu için de Sow-Kuyt ikilisi boşuna koşuyorlar, defans çok zor durumlara düşüyor. Hasan Ali Kaldırım, Mehmet Topal gibi isimler takıma alışamadıkları için gerçek güçlerini gösteremiyorlar aynı zamanda eski oyuncularda eski performanslarını gösteremiyor doğal olarak.

Fenerbahçe bu orta saha sorununu çözemediği vakit başarılı olamayacak. İlk dörde bile zor girer. Modern futbolda orta sahaların koşu yapması önemlidir ancak asıl önemlisi ne kadar sprint attığın ve bu koşuları ne kadar olumlu kullandığındır. Aykut Kocaman idmanlarda bu istatistikleri gördüğü için Alex ve Cristian’ı kesti ancak yerlerine koyduğu adamlar da onlardan daha beter vaziyetteler. Ancak bunun için Aykut Kocaman’a kızmak anlamsız. Aykut Kocaman mutlaka daha iyilerini ister ve istemiştir bu konuda yönetimin eksiklikleri var. Abdullah Kiğılı dalga geçer gibi bu takım UEFA kupasını alır diyorsa Aykut Kocaman bence bu konudaki en son suçludur.

Fenerbahçe’nin en büyük sorunu orta saha. Çözülmesi gereken tek sorun elbetteki bu değil ancak orta sahadaki direnci ve organizasyonu yakalarsa yarışmaya tekrar ortak olacaktır. Bu konu da şu an için zor çözülecek gibi duruyor. Çünkü takım içindeki bu gruplaşmalar sürdüğü vakit bu organizasyon ve direnç hiçbir zaman oluşmayacak.

30 Ağustos 2012

Alex’i kesip, Selçuk’u oynatmak! Olmuyor Aykut Kocaman! – Fenerbahçe:1 Spartak Moskova:1


 

Aykut Kocaman’a kimse Alex’i neden kestin diye kızmıyor. Hatta çoğu kişinin bu konuda destek olabileceğini düşünüyorum. Ben de mantıken Alex’i kesmesini mantıklı sebeplere dayandırabiliyorum. Ancak mantıklı sebeplere dayandıramadığım konu ki herkes bunu anlamakta zorluk çekiyor, Alex’i koşmuyor diye kesip koşmayan ve korkak Selçuk’u sahaya sürmek. Bugün ilk 45 dakikayı kaldırın çöpe atın. İkinci yarı ne zaman Alex oyuna girdi takım biraz pas yaptı, cesaretlendirdi oyuncuları ve baskı kurduk. 

Fenerbahçe an itibariyle çöplüğe dönüştü. Bu takımdan gitmesi gereken bir sürü adam var. Gidişleri ile takımı iki adım ileriye götürebilecek adamlar var. Selçuk’un istatistiklerine bakıyorum en çok koşanlardan birisi ancak adam resmen yürüye yürüye yapıyor bu istatistiği. Cristian’dan farkı elini beline atıp beklemiyor, tehlikenin olmadığı rakibin basmadığı alanlara doğru koşuyor. Böyle korkak futbolcuların Fenerbahçe’de ne işi var anlamıyorum. Aykut Kocaman’ı överdim eskiden cesur olduğu için ancak Selçuk’u oynatan kişiyi artık savunamam. Orta sahayı bu şekilde boş bıraktıran zihniyeti maalesef savunamam. 

Orta saha pas yapmıyor. Defansa dönüyor ama defansta da bombalar mevcut. İleriye doğru şişirip duruyorlar Takımın pastan anladığı şu, sol bekten sağ beke 4 pas yapılıyor ve sonra top tekrar stopere geliyor ve stoper ileri sağ açığ veya sol açığa derinlemesine 80 metre pas atıyor. Veya defans topu önündeki orta saha ile sürekli al ver al ver yaparak topun da maçın da içine ediyor.

Neyse, bu platformdan elendik. Bu kadro ile şampiyonlar ligine gitmemek hayırlı oldu. Gitseydik beşiktaş’ın tarihi rekorunu egale ederdik. Zaten bu mantaliteyle Arena’ya gidersek bizim tarihi dersimizin rövanşını da Galatasaray alabilir.

Bu takımın çok acil iki tane orta sahaya ihtiyacı var. Artık işin şakası kalmadı. Bundan sonrası hezimete gidiyor. 

Bugün taraftar statta o kadar çok destek vermek istedi ki Aykut Kocaman ve ruhlar alemi buna izin vermedi.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...