25 Ağustos 2012

Alex Özür Dilemeli!


 

Alex De Souza bir Fenerbahçe Efsanesidir. Aykut Kocaman da en az onun kadar efsanedir. Alex De Souza yokken bu gırtlaklar onun için yırtılıyordu. Elbette Fenerbahçe sadece bu ikisinden ibaret değildir. Fenerbahçe’de efsaneler hiçbir zaman bitmedi. Tarihe bakın, her dönem efsaneleri barındırmıştır Fenerbahçe kadrosunda. 

Bu yazı da hiçbir zaman Aykut’un veya Alex’in birbirine nasıl üstünlük sağladığını tartışmayacağım. İkisi de benim gözümde çok büyü oyuncular. Alex, gelmiş geçmiş en büyük yabancı futbolcu benim gözümde Türkiye’de. İkisi de Fenerbahçe’ye anlam kattılar.

Ancak Alex’in son dönemlerde Aykut Kocaman hakkında fikir beyan eden açıklamalarını savunamam. Aykut Kocaman yanlış işler yapıyor. Kendi mesleğinde büyük yanlışları var. Ancak teknik direktörü eleştirmek hiçbir futbolcunun haddine değildir. Herkesin bir görevi vardır. İyisiyle kötüsüyle herkes o görevi yapmak zorundadır. En azından mesleğini yapmaya çalışana saygın olmak zorundadır. 

Alex, Aykut Kocaman’ı basına yem ederek çok büyük bir yanlış yapmıştır. Yarın bazı oyuncular kulübü ve takımı idare etmeye çalışırlarsa, futbolcu egemen bir yapıya bürünür Fenerbahçe ki bunu yapan Galatasaray rezil rüsva oldu. Küme düşüyorlardı. 

Andre Santos, bundan yaklaşık 2 sene evvel bu saçmalığa düştü. Çıktı özrünü diledi ve daha çok çalıştı. Eğer Arsenal’e gittiyse bundaki en büyük katkı Aykut Kocaman’ın ona katkısıdır. Aykut Kocaman ona görev dağılımı nedir çok iyi öğretti. O görevini yaptı. Fenerbahçe şampiyon oldu. Kimse kimsenin işine karışamaz. Herkes yaptığı işle sınanır.

Alex’in Aykut Kocaman hakkında yorum yapması yanlıştır. Sen işini yapacaksın. Fenerbahçe’yi seviyorsan gerekirse daha çok çalışırsın. Şu saniyeden sonra yapacağın en büyük hamle özür dilemek olmalıdır. Özürünü dile ve takımın iyiliği için ne gerekiyorsa onu yap. Teknik Direktör olmak istiyorsan eğer Fenerbahçe’ye çalışmalara başla ve göreve talip ol. Yarın Fenerbahçe Kaka’yı getirdiğinde senin hakkında yorum yaparsa sen de ona gereken dersi verirsin.

21 Ağustos 2012

Gereksiz Büyütülmüş Bir Rakip – Spartak Moskova:2 Fenerbahçe:1



 
Fenerbahçe olarak, Fenerbahçeliler olarak rakibi gözümüzde çok büyütmüşüz.  Skor rezalet bir skor değil anca burada alacağımız bir galibiyet veya gollü beraberlik bizi Kadıköy’de çok rahat bir ortamda çıkartabilirdi. Spartak Moskova’nın iyi diyebileceğim tek yanı atletik olmalarıydı. Vücutları çok hazırdı. Bunu da erken başlayan liglerinin bir avantajı olarak görüyorum. 

Fenerbahçe Kuyt-Sow ikilisi ile başlayarak bana göre çok iyi bir hamle yaptı. Ancak orta sahadaki dörtlü gerçekten faciaydı. En azından sağ kanatta Krasic’i değerlendirmeliydi hoca. Böylece Gökhan’ı da asli görevi olan defansa yoğunlaşmasını sağlardı. Gökhan’ın hücum gücünden faydalanacağım diye asli görevi olan defansta hatalar yapmasına neden oldu. Gökhan’ın boşalttığı yerlere de o orta sahadaki dörtlüden hiçbirisi yardıma gitmedi. Keza Hasan Ali’ye de yardıma gitmedi o orta sahadaki dörtlü.

Fenerbahçe’nin birçok sorunu var. Ancak en temel sorunu Orta sahanın direnci, yardımlaşması, yaratıcılığı, mücadelesi. Bu maçta bile bu sorunlar vardı. 8 kişi temkinli bir vaziyette savunma yaparken iki tane gol yiyorsa takım bu işte bir sıkıntı vardır. Kuyt ve Sow bile gerilere kadar gelip savunmaya katkıda bulunurken iki tane gol yemek gerçekten sıkıntılı bir durum yaratıyor.

Fenerbahçe Kadıköy’de bu takımı rahatlıkla eler bana göre. Tek avantajları hızlı forvetleri bana göre. Dikkatlerinden mutlaka kaçıracaklarını düşünüyorum bu adamları ve gol yiyeceklerini düşünüyorum ancak azıcık organize olabilirsek farklı geçebilecek bir rakip. İş sadece korkmamakta, Organize olmakta, istemekte bitiyor.

Kuyt-Sow ikilisinin çok büyük işler yapacağına inanıyorum. Bu maçta deliler gibi koştular. Sadece iki kişi harika baskı kurdular ve bir şekilde golü attılar. Bu ikiliyi izlemeye devam edin. Fenerbahçe’nin Taktiği 4-4-2’dir. Bu seneki lideri de Dirk Kuyt’tır bana göre.

19 Ağustos 2012

Orta Saha Düştü! – Elazığspor:1 Fenerbahçe:1



Elazığspor-Fenerbahçe mücadelesinden görmedikleriniz

Fenerbahçe’de Yeni Malatyaspor mağlubiyetindeki havayı görüyorum. İsteksiz futbolcular, yeteneksiz oyuncular, overrated futbolcular, anlamsız taktikler. Biz o dönemleri aşmıştık diye biliyorum ancak 3. Seneye girmemize rağmen yine bu duruma gelmemiz direk Aykut Kocaman için bir eksi puan.

Transfer yapar veya yapmaz ki bana göre yapmalı, sen bu ligde ve Avrupa’da söz geçiren bir takım olmak istiyorsa orta sahan, ileri uç adamların basacak. Elazığspor bugün bariz biçimde bastı, koştu, parçaladı ve yetersiz olmasına rağmen Fenerbahçe’yi sindirdi. Fenerbahçe’de yokları oynayan Bilica bu maçın yıldızı oldu. Bilica’yı yıldız yapan Elazığ orta sahası oldu. Fenerbahçe’yi kolay kolay sokmadılar oralara. Fenerbahçe ise Elazığ’ı izlediği için 3 pasta kale önüne gelmelerine engel olamadı ve bir şekilde oyunun hâkimiyetini verdi. Şu ortamda Fenerbahçe defansının hata yapmaması zaten olağan dışı. 

Şampiyonlar ligi çok önemli bir turnuva. O turnuvaya katılmak da çok önemli ancak en önemlisi futbola ne kattığındır. Sen futbol adına hiçbir şey yapmayacaksan Spartak Moskova’yı geçmenin bir anlamı yok. Şampiyonlar Liginde madara olur dönersin. 

Bugün Dirk Kuyt harikaydı. Sow çok yalnız kaldığı için kötü diyemiyorum. Mehmet Topuz girdikten sonra çok iyi işler yaptı. Dikine paslar attı durdu. Defans için yorum yapmıyorum çünkü ileride oynayan adamlar hiçbir şekilde rakibi baskılamadığı için gerçek bir sınav verdiklerini düşünmüyorum.  Takımda bazı adamlar var gerçekten iflah olmazlar. 

Fenerbahçe’nin acil olarak bir taktik belirlemesi ki bu bence 4-4-2 olmak zorundadır, takım oyununun mücadele demek olduğunu öğrenmesi, orta sahaya mutlaka bir transfer yapması gerekiyor. Bu şekilde Ligde ve Avrupa’da bir şey yapması söz konusu bile değil.

13 Ağustos 2012

Transfer 2012: Barış Ermiş Değerlendirmesi



Fenerbahçe Ülker'de lig tamamlandıktan sonra anlaşılan ancak resmi olarak üçüncü sırada açıklanan transfer Barış Ermiş oldu. Barış hamlesi yerli oyun kurucu açısından oldukça önemli. Ancak değerlendirmelere geçmeden önce kısaca Barış'ın kariyerine göz atalım. Basketbola 1991 yılında Yeşilyurt kulübünde başlamış ardından Efes Pilsen altyapısına transfer olmuş. Efes Pilsen altyapısında geçirdiği 5 sezonun ardından, Efes'in rezerv takımı olan Pertevniyal'de iki sezon mücadele etmiş. Pertevniyel'de geçirdiği iki sezonun ardından 2003/04 sezonunda Beşiktaş'ta forma giydi. Beşiktaş'ta geçirdiği sezonunun ardından altyapısında 5 yıl mücadele ettiği Efes Pilsen'e transfer oldu. Efes Pilsen ile 2005 yılında Türkiye Basketbol Ligi şampiyonluğu kazandı. 2006/2007 sezonuna Efes Pilsen'de başlamasına rağmen devre arası Türk Telekom'a transfer oldu. Burada geçirdiği yarım sezonun ardından ise Pınar Karşıyaka'ya gitti. Burada da bir sezon mücadele ettikten sonra tekrardan Türk Telekom ile anlaştı. 

Bu ana kadar çok dalgalanmalı geçen kariyerinde 2009/2010 sezon başı milat oldu. 2009 yılına kadar neredeyse her sezon başı takım değiştiren Barış, 2009'da transfer olduğu Banvit'te üç sezon düzenli olarak forma giydi. Orhun Ene yönetimindeki Bandırma temsilcisinde önemli rol üstlenen ve takımın bir numaralı oyun kurucusu olarak mücadele eden Barış Ermiş burada gösterdiği performans ile adını en iyi yerli oyun kurucular arasına yazdırmayı başarıp kendisini kanıtladı. 2011 yılı transfer döneminde de Fenerbahçe Ülker'den teklif almasına rağmen daha fazla süre almak istediğini belirtip Banvit ile sözleşme yenilemişti. Ancak Fenerbahçe'nin kendisinden vazgeçmemesi üzerine ve yapılan görüşmeler neticesinde bir sezon rötarlı da olsa 2012 transfer döneminde kendisini Fenerbahçeli yapan sözleşmeyi imzaladı.

Kariyerine göz attıktan sonra şimdi de Barış Ermiş'in olumlu ve olumsuz yönlerine değinelim. İlk başta da dediğimiz gibi yerli oyun kurucu transferinde çok önemli bir hamle oldu Fenerbahçe Ülker için. Ülkemizde Kerem Tunçeri'den sonra şu anda form düzeyi ve istikrarı bakımından en iyi yerli guard konumunda. Engin'in yaşadığı sakatlıkların etkisinden bir türlü çıkamaması, Ender'in istikrarsız bir grafik çizmesi Barış'ı yerli guard konusunda Kerem Tunçeri'nin ardından ikinci sıraya taşıdı. Fenerbahçe'de Banvit'te oynadığı gibi dominant bir rol üstlenmeyecektir. Takımda ikinci guard olarak oynayacak ve genelde tamamlayıcı olarak, Bo McCalebb'ı desteklemek için kenardan gelerek katkı vermeye çalışacak. Fenerbahçe Dergisi'nin Ağustos sayısında yayınlanan röportajında da; "Ben de oyun kurucu bölgesi özelinde takımdaki açıkları kapatmaya yardımda bulunmayı amaçlıyorum" demişti. Öncelikle yeni takımındaki rolünü sezon başlamadan önce bilmesi ve bu doğrultuda hazırlanması Barış için büyük artı olacaktır. En azından takıma neler verebileceğini daha doğru analiz edebilecek ve bu doğrultuda tecrübelerini aktaracaktır.

Barış'ın en büyük artılarından birisi asist özelliği. Kendisinin oynamasından çok takımı oynatmayı seven ve takımdaki arkadaşlarına skor katkısı bulmalarında destek olan çok önemli bir oyuncu. Asist yapma kabiliyeti o kadar gelişmiş bir oyuncu ki, son 3 yılda Türkiye Ligi'ni bu özelliğiyle adeta domine etti diyebiliriz. Banvit'te geçirdiği 3 sezon boyunca asist ortalamasında ligde ilk üç içerisinde yer aldı. (2011'de 1., 2012'de 2., 2010'da 3. oldu) Saha içerisinde arkadaşlarının dizilişini ve oyunu çok iyi okuyabilmesi ona bu konuda çok yardımcı oluyor. Geçtiğimiz yıl ligimizi 6.07 asist ortalamasıyla tamamlamıştı. 6.07 bir oyun kurucu için oldukça iyi bir asist ortalaması. Özellikle geçtiğimiz sezon yaşadığımız asist sıkıntımızı gidermek için Barış tam bir biçilmiş kaftan. Mücadele edeceğimiz her alanda onun vereceği asist katkılarına çok ihtiyacımız olacak. Bo McCalebb ile birlikte 1 numarada güzel işler yapacaklar.

Asist kabiliyeti dışında atletik yapısıyla da önemli bir oyuncu. Özellikle hızlı hücum sayılarında Ömer Onan ile birlikte süper ikili olacaklardır. Boş olduğunda tam sahayı çok hızlı geçen bir oyuncu. Ayrıca rakip savunmayı da dağıtabilen bir isim. Deliciliği iyi seviyede. Oyun kurucularda aranan en önemli özelliklerden biridir delicilik. Barış'ta bunu ligimizde en iyi şekilde yapan yerli guard’lardan biri. Bunların yanı sıra iki sayılık basketlerde oldukça yüksek bir yüzdeye sahip. Yine geçtiğimiz sezon iki sayılık basketlerde 73.20'lik bir yüzde yakaladı. Serbest atışlarda ise %75.34'lük isabet oranına sahip.

Barış, kendine güveni yüksek olan bir oyuncu. Sahada asla pes etmeyen, maç içerisinde sorumluluk alınması gereken anlarda sorumluluk almaktan korkmayan bir isim. Bu sezonki transferlerimizle birlikte sorumluluk almaktan korkmayan oyuncuların yer aldığı çok geniş bir kadromuz oldu. Banvit'te birçok maçta izledik bu yönünü. Takımın ihtiyaçları doğrultusunda sahada herşeyini verebilen bir basketbolcu. Banvit'te bu kadar ön plana çıkmasındaki en önemli etkenlerden biri de buydu. Hücumdaki katkılarını yazdık. Bize hücum gücü olarak büyük katkıda bulunacağına inanıyoruz ama savunmada takıma neler verebilir? Savunmada takıma yapacağı en büyük katkısı takip bloklarını çok iyi yapabilen bir oyuncu olması. Boyunun da (1.94) kendisine getirdiği bir avantaj ile maça iyi odaklandığında takip bloklarında oldukça büyük bir katkı verecektir takıma.

Olumlu yanlarından bahsettik. Şimdi de olumsuz birkaç özelliğine değinelim; Savunmada çok basit faul yapmaktan bir türlü kurtulamadı. Özellikle karşısında hareketli bir oyuncu gördüğünde kolay geçilmesi en önemli zaaflarından biri. Serbest atış ve iki sayılık atışlarda bulduğu başarılı yüzdeyi ne yazıkki dış atışlarda bulamıyor. Üç sayılık atışlarda çok istikrarsız bir görüntü çiziyor. Yine geçtiğimiz yılın istatistiklerinden örnek verecek olursak dış atışlarda %27.40 gibi oldukça düşük bir yüzdeyle mücadele etmiş. Ayrıca dediğim gibi karşısında hareketli bir oyuncu gördüğünde topu yarı sahaya taşımakta da büyük sıkıntı çekiyor. Fakat bu sıkıntısını Fenerbahçe'de yaşayacağını tahmin etmiyorum çünkü genellikle sahada Bojan Bogdanovic ve Emir Preldzic gibi topu rakip sahaya oldukça başarılı taşıyan oyuncularla oynayacak. Bu açığını Fenerbahçe'de pek fazla göstermeyecektir. Şüphesiz bu durum kendisi içinde bu büyük bir avantaj olacak.

Engin'in takımdan ayrılmasıyla yerli oyun kurucu olarak takıma katılabilecek en iyi oyuncuyu aldı Fenerbahçe Ülker. Şu anda Türk oyun kurucular açısından en istikrarlı oyuncu olması da Barış'ı diğerlerinden bir adım öne çıkartıyor. Barış; kişilik olarakta, oyunculuk olarakta Fenerbahçe'ye yakışan bir sporcu. Formamızı giydiği müddetçe bizlere çok güzel maçlar izleteceğinden eminim. Kendisine çok güveniyorum. Banvit'te ki kadar göz önüne çıkmayabilir burada ama bu pasif olacağı anlamına da gelmez. Takım içerisinde Bo McCalebb gibi bir yıldız ile aynı bölgede yer alacak olması hem kendi basketbolu için hem de takıma vereceği olumlu katkıları için önemli. 2 sezondur istediğimiz bir oyuncuydu. Bu sene ailemize katıldı. Umarım taraftarın beklentilerini karşılayabilecek bir performans sergiler. Bizim bu konuda hiçbir şüphemiz yok. Bu transfer de Fenerbahçe Ülker için hayırlı uğurlu olsun.

9 Ağustos 2012

Dirkkayt Dirkkayt! – Vaslui:1 Fenerbahçe:4



Fenerbahçe bugün ilk 30 dakika öyle bir baskı yaptı ki rakibini çok bunalttı. Gol geliyorum dedi ve bir şekilde golü attık. İlk maçta yan pas yapmaktan bıkmayan takım ilk 30 dakikada resmen dikine pas yapmaktan bıkmadı. Neydi aradaki farklar diye sorarsanız elbette ki mantıklı açıklamaları var. Takımın hala tam hazır olmaması bence en büyük etken. Hazır olmamaktan kastım takımın birbirine uyumu değil, kasların daha tam olgunlaşmamasıdır. Yoksa bu adamlar şu an son maçmış gibi koşamazlar. Ancak sahada gezinmenin de bir mantığı yok. Bugün orta sahanın göbeğinde oynayan Cristian ve Selçuk ilk 30 dakikadan sonra koşmayı bırakınca takım resmen rezalet bir oyun ortaya koydu. Ne zaman ki bu adamlar baskıyı artırdı, takım turu geçecek skoru aldılar.

Bazı değişmeye gerçekler var futbolda. Özellikle günümüz futbolunda orta göbekte oynayan oyuncular ne kadar istikrarlı ve mücadeleci olursa o kadar dirençli oluyorsun. Büyük takımlara, Şampiyon takımlara bakınca bunu görürsünüz. Orta göbekteki oyuncuları defans veya orta saha fark etmez hep sağlam oyunculardan kurulu oluyor. Fenerbahçe’de bugün Cristian-Selçuk ile Egemen-Bekir uyumsuzluğu yüzünden turu kaybedebilirdi Fenerbahçe ancak aynı oyuncuların biraz mücadelesiyle rakibine üstünlük sağlayabildi.

Bakınız bu adamlar koşmayı bıraktığında takımda koşan oyuncular skora katkıda bulundu. Gökhan Gönül, Dirk Kuyt, Hasan Ali, Mehmet Topuz ve Caner dışında koşan neredeyse yok gibiydi. Bakıyoruz gol Gökhan’ın pasında Kuyt’dan gelmiş. Sonra takım rahatlıyor ve goller ardı ardına geliyor.

Fenerbahçe’nin mutlaka bu orta alan konusundaki istikrar ve direnç konusuna çözüm bulması lazım. Şampiyonluklar ve büyük başarılar buradan geçiyor artık. Yobo’nun gelişi biraz olsun iyileştirecek bu bölgeyi ancak saha içinde istikrarlı ve dirençli bir orta saha oyuncusuyla Fenerbahçe bence kusursuz bir takım olur.

Kuyt bugün emeklerinin karşılığını aldı. Ancak bu maçta değinmemiz gereken kişi bence ne Kuyt ne de harika kurtarışlar yapan Volkan’dır. Sow bugün çok güzel bir gol attı. Saha içinde nerde duracağını iyi bilen, rakip yarı alanı çok iyi kullanan ve son vuruşları bu kadar iyi olan bir forveti bu fiyata bulmamız çok zor. Sow’a büyük haksızlık yapılıyor. Gönderilmesini isteyenler bana göre futbol cahilidir. Kuyt gibi mücadeleci ve asist özelliği olan bir forvetin yanında harika maçlar çıkartabilir. Alex kusura bakmasın ama Kuyt ve Sow forvetini gerçekten heyecanla bekliyorum. Oynadıkları ilk maça damga vuracaklarına eminim.

Bir sonraki turda ne mi olur? Orta göbekteki dörtlü ne kadar dirençli olursa turu geçme şansımız o kadar fazla. Çünkü şu an tek sorunumuz kasların hazır olmaması ve bu dirençtir.

7 Ağustos 2012

Transfer 2012: Mike Batiste Değerlendirmesi



Fenerbahçe Ülker’in resmi olarak açıkladığı ikinci transferi; Michael James Batiste oldu. Şu anda Avrupa Basketbolu’nda önemli bir yeri olan Amerikalı Basketbolcu’nun kariyeri ilk başlarda pekte istenildiği gibi gitmemiş.  Batiste basketbola Wilson Lisesi’nde başlamış. Lise eğitiminin ardından ise mezun olacağı ve ilk sene hariç (İlk senesinde Long Beach Koleji’nde okudu) son 3 senesini geçireceği Arizona State’te kolaj kariyerini tamamladı. Arizona State’de skor üretmeyi seven ancak bunun yanı sıra diğer kategorilerde de takımına katkı sağlayan bir oyuncu profili çizmiş. Kolej kariyerinin ikinci senesinde PAC-10 (Pasifik 10 Konferansı) blok krallığı ve son senesinde PAC-10 en iyi beşine seçilmiş. 2000 yılında girdiği draftta işler istediği gibi gitmeyince Batiste’de genç yaşında Avrupa’nın yolunu tuttu. Avrupa kariyerine Belçika’nın Charleroi takımında başlayıp ilk sezonunun ardından Avrupa’nın en iyi liglerinden biri olan İtalya’nın yolunu tuttu. Biella formasıyla İtalya liginde mücadele ettikten sonra 2002 yılında NBA şansını kullanmak istedi ve Memphis ile anlaştı. Takıma kenardan gelerek katkı sağlamaya çalıştı ve sezonu 16.6 dakika, 6.4 sayı ve 3.4 ribaund ortalamaları ile tamamladı.

NBA’de beklediği başarıyı yakalayamaması üzerine ertesi yıl büyük bir patlama yapacağı ve adını tüm dünyaya duyuracağı Panathinaikos ile anlaştı. Panathinaikos’ta dört numara olarak oynamaya başladı. Obradovic’in oyun sisteminde tam 9 sene takımın kemik omurgasını oluşturan kritik bir rol üstlendi. Panathinaikos pota altında akla gelen en önemli isim olmayı başardı. Panathinaikos kariyerinde 2004-2011 arası ardarda tam 8 lig şampiyonluğu, 2005-2009 arası ardarda 5 toplamda 6 lig kupası kazandı. Pana’nın ezeli rakibi Olimpiakos’a karşı kurduğu büyük üstünlükte önemli bir paya sahip oldu. 2010 yılında da bireysel bir başarıya imza atarak Yunan Ligi’nin MVP’si seçildi. İstikrarlı oyununu sadece Yunan Ligi’nde değil Avrupa’nın En büyük basketbol organizasyonu olan Euroleague’de de sürdürdü.  Bu ligde tam 9 sezon üst düzey basketbol oynayarak, istikrarlı oyununun meyvelerini topladı. Final-Four’un müdavimlerinden olan Panathinaikos ile 3 kez Avrupa’nın En Büyüğü olma başarısını yakaladı. Bireysel olarakta bu lige damgasını vurdu. 2011’de Euroleague’in En iyi takımına seçildi. Geçtiğimiz sezon ise yine Euroleague’in En iyi 2. takımına seçilerek Avrupa Basketbolu’ndaki yerini ve önemini adeta tekrardan haykırdı. Ve 2012 transfer döneminde kendisini Fenerbahçe Ülkerli yapan bir yıllık sözleşmeye imza attı. Basketbol kariyerini iki uzun paragrafa dahi zor sığdırdığımız Mike Batiste’in şimdide artılarını ve eksilerini değerlendirelim:

Mike Batiste’den bahsediyorsak eğer ilk önce fiziğinden başlamamız gerekir. İri vücuduna rağmen bir uzun oyuncu için inanılmaz derecede atletik bir oyuncu. Tam sahayı birçok uzuna oranla daha hızlı geçer. Ayrıca hücumda pota altındaki hareketliliği ile çok kolay adam eksiltebilir. İzlediğimiz hemen hemen her maçında kendisini arkadan alan bir oyuncudan göz açıp kapatıncaya kadar sıyrılıp pota altında kendisine boş pozisyon yaratır.

Alçak post ve orta mesafede durdurulamaz bir hücum potansiyeli var. Tüm Euroleague kariyeri boyunca %60’lık inanılmaz iki sayı isabet yüzdesiyle oynamış bir oyuncudan bahsediyoruz. Hücum yönü dışında savunmada da takımına büyük katkı sağlayan bir oyuncu. İri yapısı ve güçlü fiziği sayesinde pota altı savunmasında birçok uzun oyuncuya zor anlar yaşatabilir. Oyuna iyi odaklandığında blok tehdidi ve ribaund alma potansiyeli yüksek olan bir isim.

35 yaşında olmasına rağmen sahada herşeyini verebilecek bir oyuncu. Pes etmeyen yapısı, sahadaki savaşçılığıyla takım arkadaşlarını ateşleyebilecek, onları oyunun içine sokabilecek bir isim. Ben bu özelliklerini Mirsad Türkcan’a çok benzetiyorum. Jübilesini yapacak olan Mirsad’ın yerine onun sahada ortaya koyduğu hırsı yaşatacak, takımı ateşleyecek ve kendini asla rakipten  sakınmayan bir oyuncu geldi. Biz Türk taraftarların izlemekten ve takımımızda yer almasından mutluluk duyacağımız bir isim. Bizler için önemli olan mücadeleci ruhu; Mirsad’tan devralarak taşıyacak Batiste. Ayrıca kendisi perdelerin efendisi olarakta adlandırılır. Pick&Roll deyince akıllara gelen yegane oyunculardan biridir. Takımımızda uzun süredir doğru düzgün göremediğimiz Pick&roll hücumları bu sene Bo McCalebb ve Batiste ikilisi sayesinde sıkça göreceğiz. Son yıllardaki en büyük eksikliğimiz olan bu hücum setinde bu sene o arzulanan başarıyı yakalarız. Umarım takımın genç uzunları Oğuz ve Berkay, Batiste’den biraz Pick&roll hücum etmeyi öğrenirler. Çünkü bunu Batiste’den başka öğretebilecek çok az becerikli oyuncu vardır.

Bu kadar çok olumlu özellikten bahsetmişken “bu adamın hiç olumsuz yönü yok mu?” demeyin. Tabi ki de var ama bu asla oyunuyla alakalı bir unsur değil. Sadece kişilik olarak biraz agresif bir oyuncu. Geçmiş yıllarda Obradovic’le bile ufak tarzda sorunlar yaşamış olması akıllara “acaba?” sorusunu getirebilir. Ama ben Pianigiani ile bu bir sezonluk periyotta herhangi bir sıkıntı yaşayacağını pek zannetmiyorum. Artık Batiste o eski dönemlerinden daha olgun bir oyuncu. Yaşının getirdiği bir ağırlık  ve olgunluk muhakkak var. Hoca veya takımdaki herhangi bir oyuncuyla bu tarzda diyaloglardan uzak duracaktır.

Batiste gerek kariyeri, gerek oyunculuğu ile Fenerbahçe Ülker’e gelmiş en önemli Amerikalı oyunculardan biri. Henüz sırtına çubukluyu giymemiş olsa bile, sezon içerisinde takıma neler katabileceğini bizlere az çok hissettiren bir oyuncu. Ben Batiste’in takıma büyük yarar sağlayacağını ve Fenerbahçe Ülker’in hedeflediği başarılara yürümesinde çok kilit bir rol üstleneceğini düşünüyorum. Yaşı nedeniyle asla bir tereddüdüm yok. Aksine yaşının getirdiği olgunluk ve tecrübe ile bizlere güzel bir sezon yaşatacaktır. Şansı bol olsun. Takımımıza hayırlı olsun.

6 Ağustos 2012

2012-2013 Transfer Değerlendirmesi



Çok zorlu bir senenin ardından Fenerbahçe artık biraz daha önüne bakabileceği bir sezona adım attı. Geçen sene çok büyük belirsizlikler vardı. Son ana kadar gidenler ve gelenler belli değildi. Bu sene bir nebze olsun normale dönmüş olduk. Gelenler konusunda eksiklikler olduğunu düşünüyoruz ki bunu yazımızın devamında nedenleriyle anlatacağız, ancak geçmişe dönmek bile bir nebze olsun sevindirmiştir herkesi. Ancak bu çok fazla sürmedi tabii ki ve kronik hastalığımız olan transferleri tam zamanında yapamamanın gerginliğiyle dolduk.

İlk olarak gidenlerden başlayalım. Emre ve Ziegler gibi çok önemli iki oyuncu takımdan ayrıldı. Emre, yetenekleri tartışılmaz bir futbolcu. Bu tarz oyuncular bulmak artık Türk futbolunda çok zor. Onun tarzına en çok yaklaşan futbolcu Gökhan İnler. Selçuk İnan, Hamit, Nuri, Arda, Mehmet Topal ve nice örnekler onun stiliyle alakasız örneklerdir. Emre özellikleriyle bulunmaz bir futbolcuydu. Ancak yetenekleriyle ters orantılı olarak da istikrarsızdı. Sakatlıkları, cezaları ve gündemden düşmemesiyle Fenerbahçe’yi çok fazlaca yalnız bıraktı geçen sezon. Aykut Kocaman’ın kararına saygı duyuyorum. Zaten bu psikolojik ve mental etkenler istediği gibi olsaydı Aykut Kocaman eminim ki Emre’yi göndermezdi. Emre’nin gidişinin büyük sorunlar yaratabileceğini düşünmek saçma geliyor bana. Aykut Kocaman, kafasındaki taktiğe uygun oyuncuları bulduğu vakit zaten Emre’nin eksikliği aranmayacaktır. Dia gönderildi. Bana göre istikrarı sağlayamayan diğer yeteneklerden. Stoch’a göre çok daha fazla faydalı olabileceğini düşünüyorum. Ancak istikrarı bir türlü yakalayamadı. Gönderilmesi doğru karar. Takımda oynamadıktan sonra yeteneğinin pek de bir önemi yok. Ziegler ise önemli bir futbolcuydu. Andre Santos gibi hücum gücü olmasa da defansta gayet iyi bir sezon çıkardı. Ancak yabancı sınırına takılarak gönderildi. Fenerbahçe için büyük bir kayıp olup olmadığı Hasan Ali Kaldırım’ın performansına göre yorumlanabilir. Şu an için yokluğunu hissettirmedi Hasan Ali.


Ziegler konusu açılmışken Hasan Ali Kaldırımdan bahsetmek lazım. Hasan Ali Kaldırım defansı çok iyi. Sol bek ne yapar çok iyi biliyor. Defans konusunda anormal hamleler, ters kademeler görmedik ancak zamanla bu konuda da kendisini göstereceğini düşünüyorum. Hücum gücü bana göre Ziegler’den biraz daha iyi. Oynanan maçlarda bunu çok göremedik ancak bunun sebebi bence önünde oynayan oyuncunun kim olduğudur. Stoch ile oynadığında hücum gücü zayıflıyor ve genelde maçların ikinci yarılarında Caner oyuna girdiğinde hücumda sorumluluk alıyor. Stoch’un biraz daha bencil oyunu onu etkiliyor. Önünde, kendisi ile diyaloga giren birisi olduğu zaman hücum konusundaki hünerlerini de gösteriyor. Zamanla bu özelliğini geliştireceğini düşünüyorum. İyi bir başlangıç yaptı Hasan Ali Kaldırım. Bu ivmesini bozmazsa ileride vazgeçilmez olacaktır.


Defansın ortası konusunda farklı bir hamle geldi ve Egemen transferi ile daha sert ve mücadeleci bir defans hattı oluşturuldu. Egemen ile duran top sorununun çözüleceğini düşünüyorum. Hava hâkimiyeti mükemmel ve rakibi rahatsız etmesi harika ancak abartıyor. Bunu dengeleyebildiği vakit Lugano’yu aratmayacağını düşünüyorum. Egemen, gücünün kontrol etmeyi başardığı vakit çok faydalı olacaktır. Yobo ile birbirlerini çok iyi tamamlayacaklardır. Defansta Bekir, Serdar, Orhan, Özgür gibi iyi alternatiflere sahip Aykut Kocaman. Şampiyonlar Ligi seviyesinde bir defans değil tabii ki ancak lig için iyi ve alternatifli bir defans. Takım defansı iyi işlerse önemli işler yapabilirler. Bunun için önlerindeki futbolcular ile uyumları çok önemli.


Orta sahaya fazlaca hamleler yapıldı. Sağ kanata Krasic alındı. Çok doğru bir hamle yapıldı. Sağ kanatın hızı son derece yükselti. Gökhan ve Krasic rakibin sol tarafını fazlaca zorlayacaktır bu sene. Defansif anlamdı birbirleriyle iyi anlaşırlarsa veya destek alabilirlerse çok tehlikeli olacakları kesin. Form tutmalarını sabırsızlıkla bekliyordur bütün herkes. Krasic’in maç yapmaması büyük sorun olabilir gibi düşünülüyor ancak Appiah, Melo, Ziegler de maç yapmadan geldiler ancak bir şekilde üstünlük kurdular ligde. Çünkü İtalya ligi tarz olarak bizim ligimize benziyor. Yabancılık çekmeden adapte olabiliyorlar. Krasic’in de adapte olacağını düşünüyorum. Krasic transferiyle Aykut Kocaman Kuyt’ı da forvette düşündüğünü açıkça belli etmiş oldu.


Mehmet Topal hamlesi yapıldı. Özellikle Alper Potuk’a istenen paraları okudukça Allahıma bin kere şükrettim. Mehmet Topal çok iyi bir tercih oldu bana göre. Hiçbir zaman Emre ile veya Aurelio ile kıyaslamam ancak zaman verilirse takıma adapte olursa çok iyi bir alternatif olacaktır. Nasıl İtalya’dan gelen futbolcular konusunda güven dolu konuşabiliyorsak, İspanya’dan gelen futbolcular konusunda da tedirginim. Mehmet Topal belki bu sene ilk dönemde adaptasyon sorunu yaşayabilir takıma ve lige ancak ileride çok kilit bir rol alacağı kesin.


Fenerbahçe’nin bence en önemli transferi Kuyt olacaktır. İnşallah tahmin ettiğim gibi olur ve Krasic transferiyle birlikte Fenerbahçe’de 4-4-2 rüzgârlarıyla birlikte Kuyt ve Sow forvetlerini izleriz. Geçen seneye damgasını vuran adam Sow ile Kuyt tipik bir 4-4-2 forveti olacaklarını düşünüyorum. Kuyt tam bir 11 numara oynuyor. Top taşıyan, mücadele veren, son vuruşları iyi, dikine harika paslar atabilen bir forvet. Sow’u harika besleyecektir. Sow ise tipik bir 9 numara. Alex’siz kadro yazılacaksa eğer bu kadro Sow ve Kuyt’ın olduğu bir 4-4-2 kadrosu olur. Kuyt’ın aynı zamanda sağ kanatta da görev alabilmesi kadro derinliği açısından çok güzel bir özellik.


Salih Uçan ve Recep Niyaz için neler yazacağımı bilmiyorum. Evet, Salih çok iyi başlangıç yaptı ancak başlamak yetmiyor. Kendilerine çok iyi bakmaları gerekiyor. Vücutları zayıf. Eğer kendilerine profesyonelce bakarlarsa neden iyi bir oyuncu olmasınlar. Onlar için verilecek tek akıl çalışmaları olur. Kendilerini hor görmeyip üst seviye çalışırlarsa neden iyi birer oyuncu olmasınlar?

Fenerbahçe için bu sene bana göre en uygun taktik 4-4-2. Stoch saha içindeki oyunundaki bencillikleri bir kenara bırakırsa, Alex, ilk 11 zorunluluğu konusunda bencilliğini bırakıp takıma destek olursa bu takım alınacak çok iyi bir orta saha transferiyle harika bir 4-4-2 takımı olur. Alternatifi bol bir kadro olur. Görünüşe göre bir orta saha transferi yapılmayacak gibi duruyor ancak Mehmet Topuz, Cristian, Selçuk, Mehmet Topal, Salih göbeği de bir süre takımı taşıyabilir ligde. Egemen ve Yobo ikilisi ile anlaşıldığı vakit bazı eksikler kapatılabilir ve uyumlu bir takım defansı oluşturulabilir. Zamanla da eksikler daha iyi bir şekilde kapatılabilir. 3 Temmuz öncesindeki sinerji yaratılmış olur bir şampiyonlukta.


Bu senenin bence hayal kırıklığı olabilecek oyuncusu Stoch’dur. Stoch’un biraz daha takım oyunu oynaması gerekir. Bazı rakiplere karşı bir şey yapamıyor. Bazılarını da hallaç pamuğu gibi atıyor. Rakiplerine üstünlük kuramadığı zamanlarda takım arkadaşlarından yardım alması onu küçültmez. Bozuk plak gibi aynı hareketleri tekrarlaması onu üstün kılmaz. Eğer takım arkadaşlarından yardım alabilirse bazı maçlarda, istikrarı yakalar ve gerçekten vazgeçilmez olur. Geçen sene çoğu maçta iyiydi ancak önemli maçlarda durdurdular. Caner, onun kadar yetenekli olmasa bile bazen farkını ortaya koyabiliyor. Stoch'un ardından Semih'i de yazabiliriz. Bienvenu akıllı davranmazsa üçüncü olur.

Aykut Kocaman’ın da bu seneki transfer stratejisi eleştirilebilir. Yobo’nun takıma geç katılması, transferlerin çok gecikmesi büyük yanlışları. Biz ondan, artık bu durumları aşması gereken hamleler yapabileceğini beklerken onun yapmaması bizi hayal kırıklığına uğratıyor. Kariyerinin başında ve hatalarının farkına varıp hemen düzeltebiliyor Aykut Kocaman. İlk geldiği sene transferi çok geciktirdi ancak hatalarından ders aldı ve bir sonraki sene malum olaylar olmasa yetiştiriyordu ancak bu sene tekrar yetiştirememesi ders almadığını gösterdi. İnşallah bir daha tekrarlamaz. Çünkü bu gecikme gerçekten büyük bir yanlış.

2 Ağustos 2012

Transfer 2012: Romain Sato Değerlendirmesi



Orta Afrikalı oyuncunun basketbolla tanışması lise eğitimini Amerika'da almasıyla başlamış. Kolej kariyerinin ardından 2004 NBA Draft'ında San Antonio Spurs tarafından draft edildikten sonra bir sezon NBA'de forma giydi. Bu sezonunda pek parlak görüntü vermeyince NBA macerasını neredeyse başlamadan sonlandırıp Avrupa'ya adım attı. İtalya 2. Lig takımlarından Sicc Cucine Jesi'ye transfer olan Sato burada gösterdiği performans ile Barcelona'ya transfer oldu. Ancak Barça macerasıda kısa süren Sato, asıl patlama yapacağı yere yani Montepaschi Siena'ya 2006-2007 sezonu başında geldi. Pianigiani yönetimindeki Siena'da adeta yıldızlaşan Sato ortaya koyduğu basketbol ile de Avrupa'da saygın bir yer kazanmayı başardı. 4 sene forma giydiği Siena'da 4 Lig şampiyonluğu sevinci yaşarken bireysel olarakta 2009 İtalya Süper Kupa MVP'si ve 2010 İtalya Ligi MVP'si olmayı başardı. Siena'da göz dolduran performansı ile 2010 yılı transfer döneminde Panathinaikos'a transfer olan Sato burada 2 sezon boyunca 1 Yunan Ligi, 1 Yunanistan Kupası ve 1 Euroleague şampiyonluğu sevinci yaşadı. 2012 transfer döneminde ise Fenerbahçe Ülker'e 2 yıllık kontrat imzalayarak transfer oldu.

Romain Sato, sezona yeni yapılanma ile giren ve coach olarak takımın başına Simone Pianigia'nin getirildiği Fenerbahçe Ülker'de resmi olarak açıklanan ilk transfer oldu. Aynı zamanda Avrupa basketbolunda da ses getiren bir adımdı bu. Sato, günümüz basketbolu için çok önemli bir isim. Komple bir oyuncu olarak adlandırdığımız ve oyunun her iki yönünü iyi oynayabilen, sorumluluk alınması gereken zamanlarda bu sorumluluğu almaktan kaçınmayan, takım için sahada herşeyini verebilecek bir oyuncu. Az önce kariyerinde de bahsettiğimiz gibi Avrupa Basketbolu'nun önemli kulüplerinde forma giymiş, bu liglerde ve Euroleague'de şampiyonluklar kazanmış çok tecrübeli bir isim.

Sato, Simone Pianigiani'nin oyun planı için adeta biçilmiş kaftan. Pianigiani rakibe baskıyı seven ve savunmada üst düzey sertlik isteyen bir antrenör. Pianigiani'nin takımının en büyük özelliği her zaman sistem takımı olması olmuştur. Bu doğrultuda da her zaman kafasındaki oyun sistemine uyan karakterli oyuncuları alır. Sato'da bu oyunculardan biri. İnanılmaz bir savunmacı. Birebir savunmada kolay kolay adam geçirmez. Uzun kolları ve atletik yapısıyla rakip oyuncuyu bezdiren ve top çalma kabiliyeti yüksek olan bir oyuncu. Geçtiğimiz sezon başı NBA'de lock-out varken takıma katılan Thabo Sefolosha'ya benzetiyorum savunmasını ve oyununu. Gerçekten Sato'nun savunduğu oyuncu için 40 dakika oldukça zor geçiyor. Avrupa'da kendini ispatlamasında büyük rol oynayan Pianigiani ve onun sisteminde tekrardan yer alacak olması Sato için önümüzdeki iki sezonun oldukça başarılı geçeceğinin sinyalleri gibi.

Dedik ya atletik özellikleri iyidir diye. Bu özelliğinden en iyi şekilde yararlanmasını bilen bir oyuncu. Uzun kollarının da yardımıyla ribaund konusunda da oldukça başarılıdır. Boyuna göre iyi zıplayabilen bir basketbolcu. Ayrıca sahayı hızlı geçmede de bu atletik özelliklerini fazlasıyla kullanıyor. Geçtiğimiz sezon çok aradığımız rakip alanda baskıyı Bo McCalebb ile birlikte çok iyi yapacaklarına inanıyorum. 

Bu fiziksel özelliklerinin dışında tam bir takım oyuncusudur. Topu alıp elinde uzun süre tutmayı sevmez. Oyun içi setlerde kendisine ne görev verilmişse en iyi şekilde yapmaya çalışır. Hücum opsiyonları da gerçekten gelişmiş bir basketbolcu. Boş kaldığında ciddi bir üç sayı tehtidi vardır. Uzun kolları sayesinde potaya korkusuzca gidebilir. Ayrıca potaya sırtı dönük oyununu da son yıllarda oldukça fazla geliştirdi. En büyük sorunu şutlarında bazen istikrarsız olmasıdır. Gününde olmadığı zaman fazla şut kaçırır. Hücumdayken rakip takım coachları tarafından kendisi için en çok alınan önlem Sato'nun geçiş için sol koridorunu kapatmalarıdır. Çünkü sağ eliyle neredeyse hiç top sürmez ve kendi hücumunda asla zorda kalmadıkça sağdan hücum etmez. Sol kolunu çok daha iyi kullanır. Bu zayıf noktası özellikle Euroleague seviyesindeki coachlar tarafından kendilerine bir avantaj yaratmak için kullanılır ama unutulmamalıdır ki Pianigiani'nin oyun sisteminde bu zayıf noktasını kapatabilecektir.

Romain Sato transferi Fenerbahçe Ülker için çok önemli bir hamle oldu. Artıları, eksilerinden çok daha fazla olan bir oyuncu. Yüksek bir Euroleague tecrübesine sahip bir isim. Avrupa'da önemli liglerde, önemli derbilerde ve son derece kritik maçlarda forma giymiş bir isim. Fenerbahçe Ülker'in hem savunmasına hem de hücumuna çok şeyler katacağı kesin. Sato'ya Fenerbahçe forması altında başarılar diliyorum. Yapılan transferler ile Fenerbahçe Ülker'in bu sezon Avrupa'da da ses getirecek bir takım olacağına da inancım tam. Hayırlı olsun.

12 Temmuz 2012

Mirsad Türkcan bırakıyor



En iyi genç oyuncu…
NBA'de forma giyen ilk Türk basketbolcu…
Euroleague'de 1000 ribaunta ulaşan ilk oyuncu…
Euroleague'in tüm zamanlardaki en iyi ribaundcusu...
MVP ödüllerine doyan ender bir oyuncu…

Mirsad Türkcan...

Fenerbahçe taraftarının göz bebeği, takımın dinamosu ve ateşleyici gücü, rakiplerin asla çekemediği bir sporcu.. Basketbolu bana sevdiren insan. Belki de benimle birlikte binlere, milyonlara sevdiren sporcu. Kariyerinin her dönemi apayrı bir başarı öyküsü. Her dönemi ödüllerle, şampiyonluklarla geçmiş inanılmaz bir kariyer. Oynadığı her takımda iz bırakmayı başaran ender basketbolculardan biri.. Kendi kariyeri dışında ülkesine de birçok ilki yaşatan önder bir sporcu. 19 yılını basketbola adamış bir insan.. Ve son durak Fenerbahçe Ülker!

2006 yılından itibaren giymeye başladığı Fenerbahçe formasıyla arasındaki bağ çok daha eskilere dayanan bir Fenerbahçeli. Maddiyatı, Sarı-Lacivert çubuklu aşkından üstün görmeyen, getirin boş kağıdı imzayı atayım diyen cömert bir spor insanı. Kendisine transferle ilgili sorulan bir soruya "Ben Fenerbahçeliyim. İsmim Fenerbahçe ile özdeşleşti. Taraftarla bütünleştim. Teklifleri için teşekkür ederim ama bize Fenerbahçe'den başka bir takımda oynamak yakışmaz" diyebilecek kadar sıkı bir Fenerbahçeli. 

"Yaşı 36 olmuş daha ne kadar oynayacak ki?" diyenlere, 1,5 yıl sakatlık yüzünden oynamadığı dönemde "Artık dönemez" diyenlere en güzel cevabı hep sahada verdi Mirsad. Yaşıyla ilgili yorum yapanlara sahada 20 yaşındaki gençlerden daha çok koşarak, onlardan daha çok maça asılarak, onların pes ettiği anlarda ağabey vasıflarını kullanıp ayağa kaldırarak verdi cevabını. Artık dönemez diyenlere ise; Sadece 5 maçta oynadığı Euroleague Top 16 serisinde elde ettiği "Top 16'nın Ribaund Kralı" apoletiyle ve sahada akıttığı terin yanında kanla cevap verdi. 

Yıldıramamışlardı Mirsad'ı. Çünkü onun kitabında; yenilmekten öte mücadele etmeden kaybetmek yoktu, zorluklar karşısında boynunu eğip kaderine razı olmak yoktu. Onun kitabında; en ufak bir umut varsa onun peşinden gitmek, sahada 40 sayı geride de olsa mücadeleden vazgeçmemek; topu kapmak için yerlere atlayıp, ribaundlara çıkmak vardı. Taraftarın ona karşı olan sevgisi de bundandı işte. Çubukluyu hakkıyla taşıdığı, arma için savaştığı, takım için oynadığı için Mirsad Türkcan tekti. Sakatlık nedeniyle oynamadığı maçlarda bu yüzden tribünler "Mirsad" diye inliyordu. Taraftar onu hep parkede; ribaunda yükselirken, attığı üçlüklerden sonra tribüne dönüp sevgisini belli ederken, kenarda olduğu anlarda benchin arkasında topla ısınırken, kenardan bir coach edasıyla arkadaşlarına taktik ve moral verirken görmek istiyordu.

Ama bugün bizler için üzücü bir haber geldi Mirsad'tan. 19 yıllık aktif basketbol kariyerini noktalayacağını açıkladı Mirsad. Benim gibi basketbolu onunla sevmiş binlerin, milyonların gözleri doldu bu habere. Eski anılar canlandı hemen gözlerde. Ve tekrar tekrar okuduk o haberi belki yanlış okuyoruz diyerekten. Ama haber doğruydu. Fenerbahçe'nin mücadeleci ruhu, sahadaki savaşçısı, ateşleyicisi artık parkede olmayacağını açıkladı.

21 yada 22 Temmuzda düzenleyeceği basın toplantısıyla bu kararını açıklayacağını ve büyük ihtimalle de bu kararından geri dönmeyeceğini söyledi Türk Basketbolunun efsanesi. "Yıllarca basketbol oynadım, arzuladığım tüm hedeflerime ulaştım. Zirvedeyken de bırakmak gerektiğini düşünüyorum. Zaten vücudum da çok yoruldu. Bu dakikadan sonra da, Türkiye’de, Fenerbahçe’den başka takımda asla oynamam, zaten bana da böyle bir şey yakışmaz. Kemal ağabeyle de (Kemal Dinçer) konuştum, aynı şeyleri ona da söyledim. O da beni tebrik etti. 1-2 sene daha oynayabilirdim ama dediğim gibi Fenerbahçe dışında bir takımda oynamam bana yakışmaz" diye de bizlerin dolan gözlerimizde daha fazla tutamadığımız damlaların akmasına neden olan sözleri de ekledi. 

Ve devam etti; "Fenerbahçe’nin bana yaptığı teklif paradan da önemli. Ben basketbolu bıraktıktan sonra 6 numaralı forma emekliye ayrılacak, forma salona asılacak. Bir daha da 6 numaralı formayı kimse giymeyecek. Bu teklif her şeyden daha önemli. 12 ya da 16 Eylül’de görkemli bir jübile maçı yapacağım. Jübile maçında rakibimiz CSKA Moskova ya da Real Madrid olacak." diyerekten.. Bu biraz gülümsetti bizleri. Çünkü efsane hak ettiği gibi uğurlanacaktı. Bu gururu yaşamayı hak etmişti. Bu zamana kadar eklediği ilklerinin arasına; "Forması emekli edilen ilk Türk Basketbolcu" ünvanını da ekleyecekti. Üstelik Türk Basketbol Tarihinin bu zamana kadar görmediği bir şekilde görkemli bir jübile ile gerçekleşecekti bu ilk. Salona asılacak olan forma gönül verdiği Fenerbahçesinin forması olacak. Bu takımda artık hiç kimse 6 numaralı formayı giyemeyecek, salonda asılı bir şekilde gelecek nesillere Mirsad'ı anlatacak. İlerleyen yıllarda salona gittiğimizde her o formayı gördüğümüzde Mirsad'ı hatırlayacağız ve yanımızdaki eş-dost-çocuk her kimse ona dönüp; "Bak orada asılı olan forma var ya, Türk Basketbolunun en büyük efsanelerinden birinin forması. Böyle bir onuru yaşayan ilk basketbolcunun forması. O forma adam gibi adam; Mirsad Türkcan'ın forması" diyeceğiz.

Basketbolu bıraktıktan sonra ise takımdan kopmayacağını ve Fenerbahçe'de görev alacağını açıkladı. Zaten parkeden ayrılsa bile bu kulüpten ayrılamazdı. Bırakmazdı taraftar onu. Parkede onu görmeyi hepimiz çok özleyeceğiz. 

Bize bu zamana kadar yaşattığın tüm başarılar için TEŞEKKÜRLER MİRSAD TÜRKCAN. Salonda asılı duracak olan 6 NUMARA; hep seni hatırlatacak bizlere...

3 Temmuz 2012

%99 Aziz Yıldırım



O kadar komik iddialar var ki artık okurken gülüyorum. Fenerbahçeliler diğer insanlar tarafından suçlanıyor. Şike’yi savunduğumuz düşünülüyor çoğu tarafından. Bizim daha neyi savunduğumuzu bile idrak edemeyecek kadar gözleri kör olmuş vaziyette.

Aklıselim, şerefli, onurlu hiçbir insan haksız kazancı savunamaz. Savunan varsa zaten insan değildir. Haysiyetsizin, şerefsizin önde gidenidir.

Aziz Yıldırım, son 3 yıldır kendi taraftarları tarafından sorgulanıyordu. Zico’dan sonra aldığı kararlar hep sorgulandı. Ne zaman bırakacağı konuşuluyordu ve bırakacağı tarihi dahi artık kendisi dile getiriyordu. Taraftar grupları ve kulüp içindeki muhalefet cephe almıştı. 

Medya ise artık son darbeleri vuruyordu Aziz Yıldırım’a. Aziz Yıldırım da bırakmayı kabullenmişti.

Peki, ne oldu da Aziz Yıldırım’a cephe alan bu grup 3 Temmuzdan beri neredeyse sırt sırta verip Aziz Yıldırım'a destek verdi?

Mahkeme belgeleri, kanıtları nasıl koydu da bu %99’luk grup Aziz Yıldırım’ı asmak yerine ölümüne destek verdi?

Bu belgelerin inandırıcılığının seviyesi maalesef budur. Tamamen komedidir. Tamamen skandaldır. Bugün çok savunulan Türk Adaleti olmayan belgelerle ve kanaate dayalı bir karar vermiştir. Bu hukuk adına bir skandaldır.

Nasıl belgelermiş ki bunlar Aziz Yıldırım düşmanı muhalefet, medya, taraftar Aziz Yıldırım dostu oldu?

Beşiktaş taraftarlarının yaptığı gibi sırtlarını dönselerdi Aziz Yıldırım’a şu an yaşadıklarının %10’unu bile yaşamamak varken neden dönmedi bu adamlar?

Çünkü ortada bir belge yok!

Belge olmadığı için de bu %99’luk kitle bile Aziz Yıldırım için ölüyor!

En basitinden örnek benim nişanlım futbolu hiç sevmezken neden bu süreç içinde Aziz Yıldırım sevdalısı olabiliyor? Belgeler neden ona bir şeyler gösteremiyor?

Çünkü ortada bir belge yok!

Mahkeme yalan mı söyleyecek yalanını bu %99’a yutturmaya kalkmayın çünkü artık yutmuyorlar. Bu ülke Atatürk öldüğünden beri adaleti unutmuştur. Bakın mahkemelerin aldıkları kararlara skandallarla doludur.

Bıraktım 1938’i, son 5 senedir Ergenekon, İnternet Andıcı, Balyoz, Deniz Feneri vb gibi ÖYM’lerce katledilen davaları gören her aklıselim vatandaşın bu skandallar karşısında biraz susup icazet alması gerekir.

Fenerbahçe taraftarı aptal değildir. Koyun da değildir. Salak hiç değildir. Vefasız da değildir. Bu ülkede kimin aptal, kimin koyun, kimin salak, kimin vefasız, olduğunu çok iyi görmektedir.

Sen şikeyi belgelerle ortaya koymadığın müddetçe de Aziz Yıldırım onlar için bir efsane olarak kalacaktır. Aziz Yıldırım için gözyaşı dökeceklerdir. Babası gibi sevecektir. Aziz Yıldırım’ı Fenerbahçe’den üstün gördüğü için sevmeyecektir. Aziz Yıldırım, Fenerbahçe’nin ta kendisi olduğu için sevecektir. Çünkü Fenerbahçe’nin tanımdır o. 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...